Komiğim komik!
Bölge Bilimi ve Planlaması dersine ödev taslağı hazırlarken yüksek lisans tez konuma karar veriyorum.
Ne diyeyim, doğmamış bebeye don biçmek bu olsa gerek.
Komiksin kızım diyorum, gülüyorum kendime. Yine de, "niye olmasın" diyen o iç sesi seviyorum:)
27 Ekim, 2010
Antep Eğitiminden Kısa kısa
İlk defa bu kadar çok tepine tepine güldüm bir eğitimde.
İlk defa stresin s'sinden bu kadar uzak.
İlk defa bu kadar güvenle, rahat, "yapmam gerek" histerisinden uzak.
İlk defa en ufak bişeye bile sinir olmadan
Barış gibi, kendiliğinden ve olması gereken gibi.
Kolay katılımcı + kolay ekip = keyifli eğitim
işte böyle boynumuzu bükmüştük gelmeyen katılımcıları beklerken :)
" Entep'te insan haklarını savunucuk"
" çalışmayalım yiyelim. hiç çalışmayalım hep yiyelim"
" haaa ha aaaa"
İlk defa stresin s'sinden bu kadar uzak.
İlk defa bu kadar güvenle, rahat, "yapmam gerek" histerisinden uzak.
İlk defa en ufak bişeye bile sinir olmadan
Barış gibi, kendiliğinden ve olması gereken gibi.
Kolay katılımcı + kolay ekip = keyifli eğitim
işte böyle boynumuzu bükmüştük gelmeyen katılımcıları beklerken :)
" Entep'te insan haklarını savunucuk"
" çalışmayalım yiyelim. hiç çalışmayalım hep yiyelim"
" haaa ha aaaa"
21 Ekim, 2010
ve sezon açılır...
SamsunGEM eğitimi ile açıp Demokrasi labratuvarı ile kapattığımız yaz sezonunun ardından, Gaziantep eğitimi ile güz sezonunu açıyoruz efenim.
Antep güneşi insana yakın, sırlı sorulara saklanmayan, kokusu da rengi de kucak kucak size kalan bir kent idi haziranda.
Ve şimdi inanıyorum ki, daha yaşanabilir bir dünya ve toplumsal barışla tüm kokuları, tatları, renkleri ve sesleriyle daha da anlamlanacak o davetkar kent.
Antep güneşi insana yakın, sırlı sorulara saklanmayan, kokusu da rengi de kucak kucak size kalan bir kent idi haziranda.
Ve şimdi inanıyorum ki, daha yaşanabilir bir dünya ve toplumsal barışla tüm kokuları, tatları, renkleri ve sesleriyle daha da anlamlanacak o davetkar kent.
14 Ekim, 2010
İtiraf
Rahatsızlık veren hislerden kurtulmak için yazmak hikayesi koca bi yalan.
Yok öyle bişi.
Çünkü ben rahatsızsam - o hisle - yaz/a/mıyorum. "ability" durumundan emin değilim.
Kus/ama/mak konusunda eminim mesela. Dünyanın en büyük kusmuk dalgasını yaratmak istesem de kusamıyorum.
Ama yazabilirken yazmıyorum galiba. Bunu daha net bi şekilde söylemedim kendime.
"Toplum gençlere güvenmiyor" diye bağrınan gençlerin birbirlerine güvenmemelerinin ardından gözüme yanlışlıkla çarpan "en iyisini biz yaparız da ondan" ışıklarının bir "ekip ruhu" ile sarmalanmış olması o görünür ekip ruhunun aslında ekipten her kopanın ardından aşağılama yöntemiyle eğlenme, hatta kimi zaman üretime malzeme yapma vs eylemleriyle "ekip" işine sadece kendi egosunu var edebilecek bir alan oluşturmak için tutunmuş yüce bireyleri görünüveriyor gözüme.
Ve mesela böyle durumlarda dişlerimin sıakrak küfretmek geçiyor içimden, öyle olduğu için değil kimse, tam aksi ile reklam yapıp "varlık"larını sürdürdükleri ve "çok seviyoruz" dediklerine bir de "yeni" diye barkod basıp, bu barkoddakilerin ancak ortamdan zamanla bişeyler öğrenebilecekleri haricinde bir düşünce geliştirmeyi bile akıllarının ucundan geçirmedikleri için.
Bu iş böyle yapılmaz diyip çekip gidesim gelmedi değil. Bu iş böyle yapılmaz demek yerine siz şimdi bunları söylüyorsunuz ama bu söylediklerinizin bla bla bla yalnarını görmezden gelmenin yıllardır sizi körelten şey olduğunu hiç düşünmediniz mi diyesim gelmedi değil.
Sus kızım sen önce yeni barkodunu bi sev bi alış bakalım diye kendime söylemedim değil.
Karar: Ya bu diyardan giderim, ya bu deveyi güderim.
Öyle bi değişir ki orası, öyle bi değişir ki gündemler ruhunuz bile duymaz.
Siz istediğiniz güne kaçın beyler, ben bilmem kaçıncı paralel evrenden bile gelirim
Yok öyle bişi.
Çünkü ben rahatsızsam - o hisle - yaz/a/mıyorum. "ability" durumundan emin değilim.
Kus/ama/mak konusunda eminim mesela. Dünyanın en büyük kusmuk dalgasını yaratmak istesem de kusamıyorum.
Ama yazabilirken yazmıyorum galiba. Bunu daha net bi şekilde söylemedim kendime.
"Toplum gençlere güvenmiyor" diye bağrınan gençlerin birbirlerine güvenmemelerinin ardından gözüme yanlışlıkla çarpan "en iyisini biz yaparız da ondan" ışıklarının bir "ekip ruhu" ile sarmalanmış olması o görünür ekip ruhunun aslında ekipten her kopanın ardından aşağılama yöntemiyle eğlenme, hatta kimi zaman üretime malzeme yapma vs eylemleriyle "ekip" işine sadece kendi egosunu var edebilecek bir alan oluşturmak için tutunmuş yüce bireyleri görünüveriyor gözüme.
Ve mesela böyle durumlarda dişlerimin sıakrak küfretmek geçiyor içimden, öyle olduğu için değil kimse, tam aksi ile reklam yapıp "varlık"larını sürdürdükleri ve "çok seviyoruz" dediklerine bir de "yeni" diye barkod basıp, bu barkoddakilerin ancak ortamdan zamanla bişeyler öğrenebilecekleri haricinde bir düşünce geliştirmeyi bile akıllarının ucundan geçirmedikleri için.
Bu iş böyle yapılmaz diyip çekip gidesim gelmedi değil. Bu iş böyle yapılmaz demek yerine siz şimdi bunları söylüyorsunuz ama bu söylediklerinizin bla bla bla yalnarını görmezden gelmenin yıllardır sizi körelten şey olduğunu hiç düşünmediniz mi diyesim gelmedi değil.
Sus kızım sen önce yeni barkodunu bi sev bi alış bakalım diye kendime söylemedim değil.
Karar: Ya bu diyardan giderim, ya bu deveyi güderim.
Öyle bi değişir ki orası, öyle bi değişir ki gündemler ruhunuz bile duymaz.
Siz istediğiniz güne kaçın beyler, ben bilmem kaçıncı paralel evrenden bile gelirim
05 Ekim, 2010
Bir Veda, Bir Kutlama
Ama gitmelisin.
Bol ışıklı anılar biriktirip geri dönmelisin.
İspanya çok uzak evet,
Ama belki bi gün Tavukgöğsü yaparım?
Alır sana gelirim
Hem, güneşin yeni yeni kendini gösterdiği bahar günlerinde Çengelköy'de verdiğin o güzel haber, o mutluluk katlanarak büyüyor mu ne?
Mutlu ol Şirinseverim.
Beni özle, ama üzülme.
Çünkü ben öyle yapmayı öğreneceğim.
04 Ekim, 2010
Mevsim Manzaraları Der ki;
Dün, Teknik Geziden dönüş yolundayken, Konya'dan İstanbul'a dönerken otobüsdeki muhabbetlerden insanın ne menem bir şey olduğuu anlamaya çalışırken bulut-güneş ve denizin kenetlendiği hale döndü gözlerim.
Mevsim manzaralarının bi süredir bana söylediklerini hatırladım.
Tüm cesaretiyle, kendi gibi dolu dolu geçen kış, bazen rüzgarlı ama çoğunlukla sakin yağan karı ve soğuğuyla kışı "ne gelirse gelsin, hazırım ben bana gelsin" dedirten güçlü bir kış yaşatacağı belliydi.
Böyle güçlü, kendini bilen, adam akıllı kışları severim ben. Kış çocuğu olduğumdan belki.
Kararsız, geldi mi şımarık, ama süreklilik için savaşmayacak denli kaypak bahar canımı sıkmıştı. Mide ağrılarını anımsatmıştı. Ama yaz rahat geçecek dedirtmişti.
Kış koşturmacalı, dimdik, yüzüm kendime dönük ve içim serin geçti.
Bahar bulanık, hiçlikte yorulan, her meltemde pes eder haldeydi.
Yaz, gevşek mi gevşek, rahat mı rahat ama daha önce tanışık olmadığım denli büyük bir acıyla çat diye bitti, hemde öfkeye bulanmış.
Sonbahar şimdi, ama araya kaynadı. geçsin gitsinlikleri yolcu etmeye hevesli.
Dün, kurşuni denizin üstünde bulutlar kocaman boşluklar oluşturarak kararlı katmanlar oluşturup güneşi içlerine almışlar. Ve güneşten keskin, bulutlardan süzülüp gelen ışınlar, kusursuz açılarla düşüyor kurşuniliklerin üzerine.
Işık ya yok, ya keskin ama bulanık.
Bu, kış habercisi. Kış manzarasına haberci konuşan mevsim sesi.
Kış, zor, yorucu - hem de daha öncekilerden farklı yorgunlukla- olacak, ama sonra belki gözlerimi kısarak, sırf içimdeki sesler gözlerimden dışarı çıkmasın diye, bakacağım. Gördüğüm, görmek için gittiğim olacak.
Kış hayrolsun.
Şubata dek, bu manzara sorumludur.
Ha bir de, deprem oldu dün akşam. Kurşuniliklerden bir ses daha geldi yüreğime.
Mevsim manzaralarının bi süredir bana söylediklerini hatırladım.
Tüm cesaretiyle, kendi gibi dolu dolu geçen kış, bazen rüzgarlı ama çoğunlukla sakin yağan karı ve soğuğuyla kışı "ne gelirse gelsin, hazırım ben bana gelsin" dedirten güçlü bir kış yaşatacağı belliydi.
Böyle güçlü, kendini bilen, adam akıllı kışları severim ben. Kış çocuğu olduğumdan belki.
Kararsız, geldi mi şımarık, ama süreklilik için savaşmayacak denli kaypak bahar canımı sıkmıştı. Mide ağrılarını anımsatmıştı. Ama yaz rahat geçecek dedirtmişti.
Kış koşturmacalı, dimdik, yüzüm kendime dönük ve içim serin geçti.
Bahar bulanık, hiçlikte yorulan, her meltemde pes eder haldeydi.
Yaz, gevşek mi gevşek, rahat mı rahat ama daha önce tanışık olmadığım denli büyük bir acıyla çat diye bitti, hemde öfkeye bulanmış.
Sonbahar şimdi, ama araya kaynadı. geçsin gitsinlikleri yolcu etmeye hevesli.
Dün, kurşuni denizin üstünde bulutlar kocaman boşluklar oluşturarak kararlı katmanlar oluşturup güneşi içlerine almışlar. Ve güneşten keskin, bulutlardan süzülüp gelen ışınlar, kusursuz açılarla düşüyor kurşuniliklerin üzerine.
Işık ya yok, ya keskin ama bulanık.
Bu, kış habercisi. Kış manzarasına haberci konuşan mevsim sesi.
Kış, zor, yorucu - hem de daha öncekilerden farklı yorgunlukla- olacak, ama sonra belki gözlerimi kısarak, sırf içimdeki sesler gözlerimden dışarı çıkmasın diye, bakacağım. Gördüğüm, görmek için gittiğim olacak.
Kış hayrolsun.
Şubata dek, bu manzara sorumludur.
Ha bir de, deprem oldu dün akşam. Kurşuniliklerden bir ses daha geldi yüreğime.
Yarım Kalan Yazılar
Defterler eskidiğinden değil,
Hayatın hızlı, yorarken dinçleştiren, kendime döndüren ve huzura yürüten günlerinde olmadığımdan şimdi,
Yani, yaşanılanların eskimesinden
Ya da eskisin istediklerimden.
- ki arada derede içimi kıpırdatıp huzurla gülümsetenlere sahip çıksam bile tek, kuş olur uçardım-
Ama zaman değişken, bunu da bilirim.
Hayatın hızlı, yorarken dinçleştiren, kendime döndüren ve huzura yürüten günlerinde olmadığımdan şimdi,
Yani, yaşanılanların eskimesinden
Ya da eskisin istediklerimden.
- ki arada derede içimi kıpırdatıp huzurla gülümsetenlere sahip çıksam bile tek, kuş olur uçardım-
Ama zaman değişken, bunu da bilirim.
16 Eylül, 2010
Bunu ben demedim ilk;
Önümdeydin
Arkamdaydın
Sağımdaydın
Solumdaydın
Altımdaydın
Üstümdeydin
Beni yine de Göremedin
Fotoğraf http://web.mac.com/cemreyesil/iWeb/Site%208/17065EA7-E63E-4106-AD4A-B25F94980FB7.html adresinden alınmıştır
15 Eylül, 2010
Kentleri Sevmek
"Kentleri sevdiren kişiler var"
kendi kendine, kendini o kentte sevdiğin için sevdiğin kentler. Kendine kızıp kaçmak için terkettiğin kentler.
Çok sevdiklerini görmeye gittiğin için, gidince sevdiklerinle olduğun için sevdiğin kentler var, sevilenlerin çiğlikleriyle canını acıttığında içinde boğulduğun kentler.
Çok sevdiğin için orada gördüğün kişileri sevdiğin kentler var yada. Yada bir sürü şekli daha var bu hallerin...
Günün usulca yaklaştığı sakin karanlıklarda gökyüzüne bakıpta nefes alınca orda huzur dolduğun, kapısını açınca rahatladığın evine vardığın, sokağa çıkınca havadaki kırıntılarla oynaştığın, güne başlamaktan keyif aldığın, otobüsteki kalabalığını, trafiğin arasından göz kırpan boğaz manzarasını, birbirine kolyenin boncukları gibi bağlı semtlerini sevdiğin bir kent.
Yıllarında hatrı sayılır bir yeri olan bir semtin ara sokaklarından birinde şirin bir kafede kahvaltı ettiğin, üstüne kahveni höpürdedip secdiğin insanlarla sohbete devam ettiğin, kolyenin boncuklarından misina misali süzülerek, yürüyerek geçip gittiğin, ışığını, kokusunu, sesini sevdiğin, süprizlerle karşılaştığın, kıvanş duyduğun, canının yandığını hissettiğin, sıkıldığın, kızdığın, affettiğin, afffetmediğin, kendini anladığın/anlamadığın, çok merak edip bulmaya açlışıtığın kişi için vagonların, motorların içini kolacan ettiğin, diğer kıtaya geçmek için bindiğin motordan vazgeçiğ geri indiğin ve son zamanlarda olup bitenleri anlamaya çalışırken oturduğun Kabataş sahilinde bir çay bahçesindeki masaya çok yakıştığın bir kent.
Sevdirene, sevdiğine ve sevene...
kendi kendine, kendini o kentte sevdiğin için sevdiğin kentler. Kendine kızıp kaçmak için terkettiğin kentler.
Çok sevdiklerini görmeye gittiğin için, gidince sevdiklerinle olduğun için sevdiğin kentler var, sevilenlerin çiğlikleriyle canını acıttığında içinde boğulduğun kentler.
Çok sevdiğin için orada gördüğün kişileri sevdiğin kentler var yada. Yada bir sürü şekli daha var bu hallerin...
Günün usulca yaklaştığı sakin karanlıklarda gökyüzüne bakıpta nefes alınca orda huzur dolduğun, kapısını açınca rahatladığın evine vardığın, sokağa çıkınca havadaki kırıntılarla oynaştığın, güne başlamaktan keyif aldığın, otobüsteki kalabalığını, trafiğin arasından göz kırpan boğaz manzarasını, birbirine kolyenin boncukları gibi bağlı semtlerini sevdiğin bir kent.
Yıllarında hatrı sayılır bir yeri olan bir semtin ara sokaklarından birinde şirin bir kafede kahvaltı ettiğin, üstüne kahveni höpürdedip secdiğin insanlarla sohbete devam ettiğin, kolyenin boncuklarından misina misali süzülerek, yürüyerek geçip gittiğin, ışığını, kokusunu, sesini sevdiğin, süprizlerle karşılaştığın, kıvanş duyduğun, canının yandığını hissettiğin, sıkıldığın, kızdığın, affettiğin, afffetmediğin, kendini anladığın/anlamadığın, çok merak edip bulmaya açlışıtığın kişi için vagonların, motorların içini kolacan ettiğin, diğer kıtaya geçmek için bindiğin motordan vazgeçiğ geri indiğin ve son zamanlarda olup bitenleri anlamaya çalışırken oturduğun Kabataş sahilinde bir çay bahçesindeki masaya çok yakıştığın bir kent.
Sevdirene, sevdiğine ve sevene...
01 Eylül, 2010
Özlenen Sofralar
Dün biraz yağmur yağdı, beş dakika kadar.
Tam ben büyük bir hırçınlıkla uykudan uyanıp yola atmışken kendimi, meram eskiyol dolmuşundan inip fatih pastahanesinden kaymaklı dondurma alıp yaka meram dolmuşu beklerken.
Yağmura rağmen, hatta yağmura inat toz dumandı ortalık. Konya'nın kuru, acımasız, yüzünde maskesi olmayan dosdoğru havasıydı. Bütün yaz yerlerde sürünüp arada bir havada uçuşmuş toz zerreleri günler, haftalar sonra karşılaştıkları ilk yağmur damlalarıyla kıran kırana mücade ediyorlardı. Sorsan, onlar da bilmiyor kavganın ne uğruna olduğunu. Tıpkı tüm kavgalar gibi nedensiz. Sadece yok etmek pahasına var olabilme iç güdüsü.
Mervelerin bahçeye yürürken, kaç kere yürüdüm bu yoldan dedim. Her birinde heyecanla, özleyerek.
Kuru havada asılı duran bulutların ardında kaybolan güneş, takkeli dağ ve bahçede meyvesini topladığımız ağaçların hepsi hep aynı şeyi söylüyordu sanki.
İftarı mangal sofrasıyla karşılayıp, geceye dondurma çerez ve meyvelerle devam edip sahurda kumpirlerimizi yuvarlasakta, ruhum doymadı ikindi serinliğinde havaya, ağaca ve yıldıza.
Yıldızlarına aşık olduğum iki sema var; biri mardin geceleri diğeri de konyanın bahçeleri.
İstanbul'u özledim diyordum ya, benim gitme vaktim gelmiş galiba. Gitmek istiyorum oradan oraya...
Tam ben büyük bir hırçınlıkla uykudan uyanıp yola atmışken kendimi, meram eskiyol dolmuşundan inip fatih pastahanesinden kaymaklı dondurma alıp yaka meram dolmuşu beklerken.
Yağmura rağmen, hatta yağmura inat toz dumandı ortalık. Konya'nın kuru, acımasız, yüzünde maskesi olmayan dosdoğru havasıydı. Bütün yaz yerlerde sürünüp arada bir havada uçuşmuş toz zerreleri günler, haftalar sonra karşılaştıkları ilk yağmur damlalarıyla kıran kırana mücade ediyorlardı. Sorsan, onlar da bilmiyor kavganın ne uğruna olduğunu. Tıpkı tüm kavgalar gibi nedensiz. Sadece yok etmek pahasına var olabilme iç güdüsü.
Mervelerin bahçeye yürürken, kaç kere yürüdüm bu yoldan dedim. Her birinde heyecanla, özleyerek.
Kuru havada asılı duran bulutların ardında kaybolan güneş, takkeli dağ ve bahçede meyvesini topladığımız ağaçların hepsi hep aynı şeyi söylüyordu sanki.
İftarı mangal sofrasıyla karşılayıp, geceye dondurma çerez ve meyvelerle devam edip sahurda kumpirlerimizi yuvarlasakta, ruhum doymadı ikindi serinliğinde havaya, ağaca ve yıldıza.
Yıldızlarına aşık olduğum iki sema var; biri mardin geceleri diğeri de konyanın bahçeleri.
İstanbul'u özledim diyordum ya, benim gitme vaktim gelmiş galiba. Gitmek istiyorum oradan oraya...
26 Ağustos, 2010
Bilirsin de... Niye bilmezsin?
Benim kafamı kaldırdım mı güneşi, yıldızları görmeden edemeyeceğimi bilirsin de,
Soğuk ve sert rüzgarlara karşı yürümeyi sevdiğimi niçin bilmezsin?
-gönülçelen-
Soğuk ve sert rüzgarlara karşı yürümeyi sevdiğimi niçin bilmezsin?
-gönülçelen-
25 Ağustos, 2010
Kydona - Ayvalık
Güzel bir gezi oldu, yıllardır gerçekleştirmek istediğim. Ayvalık ve özellikle Cunda benim için çok uzun zamanlardan beri görmezsem gözüm açık gider listesinde idi. Çiçek Hanım Ayvalık'a yerleşince bu özlemim daha kuvvetli ve daha yakın olsada bi türlü gerçekleşmemişti.
İşte Oldu!
Çok güzel vakit geçirdim, çok fazla teşekkür biriktirdim.
Yol arkadaşım,ilk sabah sabahın ilk ışıklarında minik bir yürüyüş,sabah uykusu,ayvalık tostu ve portakal suyu, şirinkentte bizi yiyen balıklar, badavut, eee ama orayı geçtiikk ve hazırmısınız? lar, Özge-Erdem ve Kumul ile akşam çayı, Cunda denizi, Cunda'nın sokakları, Sevgili Vino, Sakızlı dondurma, Tulum peynirli kahvaltılıklar, Kediler ve kedili hediyeliklere hayran kediseverlerimi sevmek, Çöpmadam, Koruk suyu, Ayvalık sokakları, Veli'nin yeri, Akşam pazarı, Ayvalık sahili,yan banktaki amcalar, gece paniği, Canımız arkadaşlarımızın bize kol kanat germesi, balkon keyifleri, fal bakmaca, Ayvalık pazarı, Elif'in takıları, Duygu'ların kapısını açma macerası, hep beaber hazırlanan şahane sofralar, Güzel bir incir ağacı altında film keyfi, gece kokoreci, özlediğim yer minderleri, keyifli bir gün başlangıcı, son koruk suyu, camilerştirilmiş klise, son deniz, Cunda' da gün batımında balık keyfi.
Gülcan'a, Özge'ye, Erdem'e, Duygu'ya, Kumul'a ve ayvalıkta tanışıp ya da tanışmadan selamlaştığım kim varsa....
Teşekkür borçluyum hepinize....
İşte Oldu!
Çok güzel vakit geçirdim, çok fazla teşekkür biriktirdim.
Yol arkadaşım,ilk sabah sabahın ilk ışıklarında minik bir yürüyüş,sabah uykusu,ayvalık tostu ve portakal suyu, şirinkentte bizi yiyen balıklar, badavut, eee ama orayı geçtiikk ve hazırmısınız? lar, Özge-Erdem ve Kumul ile akşam çayı, Cunda denizi, Cunda'nın sokakları, Sevgili Vino, Sakızlı dondurma, Tulum peynirli kahvaltılıklar, Kediler ve kedili hediyeliklere hayran kediseverlerimi sevmek, Çöpmadam, Koruk suyu, Ayvalık sokakları, Veli'nin yeri, Akşam pazarı, Ayvalık sahili,yan banktaki amcalar, gece paniği, Canımız arkadaşlarımızın bize kol kanat germesi, balkon keyifleri, fal bakmaca, Ayvalık pazarı, Elif'in takıları, Duygu'ların kapısını açma macerası, hep beaber hazırlanan şahane sofralar, Güzel bir incir ağacı altında film keyfi, gece kokoreci, özlediğim yer minderleri, keyifli bir gün başlangıcı, son koruk suyu, camilerştirilmiş klise, son deniz, Cunda' da gün batımında balık keyfi.
Gülcan'a, Özge'ye, Erdem'e, Duygu'ya, Kumul'a ve ayvalıkta tanışıp ya da tanışmadan selamlaştığım kim varsa....
Teşekkür borçluyum hepinize....
23 Ağustos, 2010
Cahillere bak!
Milyonlarca şey yazabilirdim şu an, ama yazmamayı tercih ettim.
- yalancıyım işte -
26mayıs sonrası
- yalancıyım işte -
26mayıs sonrası
Bazen...
Algılarımın benle dalga geçtiğini düşünüyorum. Neyi hissedip, düşünüp yaşayıyorsan gerçek olan o dur diyen iç sesime inat, hatta rağmen.
Anlayamıyorum...
Bir de şunu düşündüm dün gecenin bi vakti,
Niye merak eder insan? Yada gerçekten kuralsız özgürlüğünde sevdiği birisinin hayatındaki paylaşılmamaış bir detayı merak etmek o kişiye ne kazandırır?
iki ihtimal var ya, merak ettiğin gerçeği öğrenebilmek ya da öğrenememek.
* o özgürlüğünde seversen değerli olacağını idda ettiğin kişinin hayatında, zihninden geçeni, kişi paylaşma gereği duymasa da, bilmek arzusu insani açlığı doyurmak, hatta birazda egoyu tatmin için mi?
* yok değilse; öğrenmediğinde ise, kötü hissedilmemeli , burda bir etik çatışması var!
* ya da, üçüncü ihitmal, başka bişey!
Bu karmaşayı ne zaman çözerim?
26 mayıs sonrası
Anlayamıyorum...
Bir de şunu düşündüm dün gecenin bi vakti,
Niye merak eder insan? Yada gerçekten kuralsız özgürlüğünde sevdiği birisinin hayatındaki paylaşılmamaış bir detayı merak etmek o kişiye ne kazandırır?
iki ihtimal var ya, merak ettiğin gerçeği öğrenebilmek ya da öğrenememek.
* o özgürlüğünde seversen değerli olacağını idda ettiğin kişinin hayatında, zihninden geçeni, kişi paylaşma gereği duymasa da, bilmek arzusu insani açlığı doyurmak, hatta birazda egoyu tatmin için mi?
* yok değilse; öğrenmediğinde ise, kötü hissedilmemeli , burda bir etik çatışması var!
* ya da, üçüncü ihitmal, başka bişey!
Bu karmaşayı ne zaman çözerim?
26 mayıs sonrası
09 Ağustos, 2010
İstanbul'da...
İstanbullu O.
Kendini dünyanın her hangi bir yerine ait hissetmese ve bu kentten bıkıp kaçmak istesede sık sık, O aslında İstanbullu.
İstanbulla eş ruhu, dünyanın her yerinde olabilir haliyle dünyanın her yeri olabilir İstanbul'da olan.
Beyoğlu'nda şirin mi şirin kapı önü bir masada demlenmek akşam vakti ya da Üsküdar'da çay içmek ıslak beton zeminli çayhanede.
Farketmez. Sen ol ki, bizim olsun kent.
Patronumun birinden yaşamı birinden insanı öğrendim evet,
Senden de bu kentte ve sevgiyle yaşamayı öğrendim!
Sen imanı aşk olansın!
İyi ki varsın!
Kendini dünyanın her hangi bir yerine ait hissetmese ve bu kentten bıkıp kaçmak istesede sık sık, O aslında İstanbullu.
İstanbulla eş ruhu, dünyanın her yerinde olabilir haliyle dünyanın her yeri olabilir İstanbul'da olan.
Beyoğlu'nda şirin mi şirin kapı önü bir masada demlenmek akşam vakti ya da Üsküdar'da çay içmek ıslak beton zeminli çayhanede.
Farketmez. Sen ol ki, bizim olsun kent.
Patronumun birinden yaşamı birinden insanı öğrendim evet,
Senden de bu kentte ve sevgiyle yaşamayı öğrendim!
Sen imanı aşk olansın!
İyi ki varsın!
Özlemek...
Tuhaf...
İstanbul'u özlüyorum.
Elbette ilk değil İstanbul'u özlemem. İlk olan, geleli bu kadar az zaman olmuşken, ve herşey tıkırındayken İstanbul'u özlemem.
Hiç aklıma gelirmiydi bir yaz günü öğle vakti İstanbul özleminden ağlayacağım Konya'da?
İstanbul'u böyleleştiren de ne?
Bir kenti anlaşılabilr kılan, o kente birlikte temas ettiğin insanlardır bana göre. O kendi anlamayı sağlayan, ruh kazandıran.
Hayır her zaman yanında olması gerekmez o insanların. Bakış açıları, yaklaşımları, sohbet adabları ve en önemlisi bir insanın sizin ruhunuzda bıraktığı yansıması.
İstanbul'u istanbul yapanlar var.
Bir elin parmağından fazlalar, ne mutlu bana ki.
Ama bir de İstanbul'u başka türlü görmeye göz açtıklarım var, ki kendilerini biliyorlar.
İstanbul'u özlüyorum.
Elbette ilk değil İstanbul'u özlemem. İlk olan, geleli bu kadar az zaman olmuşken, ve herşey tıkırındayken İstanbul'u özlemem.
Hiç aklıma gelirmiydi bir yaz günü öğle vakti İstanbul özleminden ağlayacağım Konya'da?
İstanbul'u böyleleştiren de ne?
Bir kenti anlaşılabilr kılan, o kente birlikte temas ettiğin insanlardır bana göre. O kendi anlamayı sağlayan, ruh kazandıran.
Hayır her zaman yanında olması gerekmez o insanların. Bakış açıları, yaklaşımları, sohbet adabları ve en önemlisi bir insanın sizin ruhunuzda bıraktığı yansıması.
İstanbul'u istanbul yapanlar var.
Bir elin parmağından fazlalar, ne mutlu bana ki.
Ama bir de İstanbul'u başka türlü görmeye göz açtıklarım var, ki kendilerini biliyorlar.
07 Ağustos, 2010
Kimi..?
Kimine kafi gelir bu ten sureti
Böyle doğar, böyle sırlanır
Kimine dar gelir bu ten sureti
Hep arar, savrulur
Kiminin imanı korkudur
"ve inne rebbeke leşediydül'ikaab"
Kiminin imanı safi aşktır
" ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd"
Her kim ki aşk için aşkla yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vucud şehrinin
Kapısını aralar
e.ş. -pinhan-
Böyle doğar, böyle sırlanır
Kimine dar gelir bu ten sureti
Hep arar, savrulur
Kiminin imanı korkudur
"ve inne rebbeke leşediydül'ikaab"
Kiminin imanı safi aşktır
" ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd"
Her kim ki aşk için aşkla yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vucud şehrinin
Kapısını aralar
e.ş. -pinhan-
Kepoz
Çünkü geçmiş dediğin bir rüya idi
ve de gelecek...
Onlar olmadığında ne günah vardı
ne de kötülük...
e.ş. - pinhan-
ve de gelecek...
Onlar olmadığında ne günah vardı
ne de kötülük...
e.ş. - pinhan-
Okumak..!
... o gece kitabın kapağını açıpta ilk kelimenin ilk harfiyle gözgöze geldiğinde birden ibre gördü ki, aşkla yoğrulan bu kitap konuşmaktansa susuyor, anlatmaktansa dinliyor,; birri sırrı ifşa etmektense aşikar olan ne varsa sırra çeviriyor; ve son satırına gelindiğinde silbaştan yazılıyordu. Bu kitap okunmuyor, o insanın içini okuyordu.
İnsan onunla kendini okuyordu.
e.ş.
-pinhan-
İnsan onunla kendini okuyordu.
e.ş.
-pinhan-
İstannbul vardı...
Geçmiş ve gelecek yoktu
İstanbul vardı
Ölüm yoktu, yaşam yoktu,
Yanlızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
İstanbul vardı...
Mehmet Emin İmre
İstanbul vardı
Ölüm yoktu, yaşam yoktu,
Yanlızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
İstanbul vardı...
Mehmet Emin İmre
az- çok
Kırılmamak için bükül
Düz olmak için eğril
Dolmak içib boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır.
Tao Te Ching 22
Düz olmak için eğril
Dolmak içib boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır.
Tao Te Ching 22
Yeni şeyler...
Her gün bir yerden dönmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanamdan, donmadan akmak ne ala
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana Celaleddin Rumi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanamdan, donmadan akmak ne ala
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana Celaleddin Rumi
Pinhan
... Emanet dediğin bir vakit sonra geri alınır. Hikaye dediğin emanet değildir....
...O mecliste biz hafızalarımızı yere serer, hayallerimizi ortaya koyar, hikayelerimizin falına bakarız. Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek ekndi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğinde hayali yakmak ister. o nlar didişirken biz de deriz ki " bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil başka demlerde de yaşamışlığımız var.Aslında siz karındaşsınız". o vakit kavgayı keser. Anlarlar ki, hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.
e.ş.
...O mecliste biz hafızalarımızı yere serer, hayallerimizi ortaya koyar, hikayelerimizin falına bakarız. Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek ekndi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğinde hayali yakmak ister. o nlar didişirken biz de deriz ki " bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil başka demlerde de yaşamışlığımız var.Aslında siz karındaşsınız". o vakit kavgayı keser. Anlarlar ki, hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.
e.ş.
Pinhan
.... gözpınarlarında bir patırdı, bir koşturma, bir isyan... O hengamede bilinmez kim dost kim düşman.
e.ş.
e.ş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

