#~~# etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#~~# etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık, 2011

Büyü(lü)mek

#
   Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur. Olgun bir insanın tüm gelişmiş yetenekleri bir çocukta vardır; eğer bu yetenekler gençlikte teşvik edilirse yetişkinde iyi ve akıllıca bir noktaya varır; ancak bunlar çocuklukta bastırılır ve yok sayılırsa yetişkin kişi körleşir, sakatlanır.
                                                                                                                                                            #


LeGuin - Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?

Çöp-lük

#
   Amerika'daki bütün yetişkinlere okutabilirsiniz. Ama Amerika'daki bütün çocuklara okutamazsınız. Kitabınıza bakarlar ve o berrak, soğuk, boncuk gibi gözleriyle arkasında yatanları görürler ve bırakıp giderler. Çocuklar büyük miktarda çöp yiyebilirler (onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar; daha plastik yemeyi öğrenmemişlerdir.   
                                                                                   #


LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı

Plancı mıyım Kaşif mi?

# İyi yapılmış planlar her şeyi birden içerme eğilimindedir; keşifler ise adım adım yapılır. Planlama zamanı inkar eder. Keşif zamansal bir süreçtir. Yıllar ve yıllar alabilir. #

LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı

04 Mayıs, 2011

'ucube'

Ey Devlet, beni de Ötekileştir!
Çünkü ötelenen, merkeze göre menzile daha yakındır.
Ey Devlet, beni de başkalaştır!
Çünkü başkalaşan, sana benzemeyi  bırakmıştır.
Ey Devlet, beni de Yabancılaştır!
Çünkü yabancılaşan, neden sevilmediğini anlayacak kadar düşünmeye başlamıştır.
Ey Devlet, beni de Farklılaştır!
Çünkü farklılaşan, rasyonel evrimin yolcusudur.
Ey Devlet, beni de Dışla!
Çünkü dışlanan, içeriden çıkmış ve yeni şeylerle karşılaşmanın heyecanına kapılmıştır.

Seri katil Carl Panzram der ki; "kendimi düzeltmek istemiyorum. Tek arzum beni düzeltmek isteyen insanları düzeltmek, onları düzeltmenin tek yolunun da onları öldürmek olduğuna inanıyorum. Benim düsturum şu; Hesini soy, hepsine tecavüz et ve hepsini öldür."

Bir cani ile bir devlet arasındaki benzerlik, herkesin benliğinde bir totaliter rejim hevesini baskı altında tutması. İnsanlar ve kurumlar kendilerini ifade için daima bir enstrümana ihtiyaç duyar; bir besteciye müzik aleti, bir doktora tıbbi malzeme, bir katile bedeni ve karşınızdakine zarar vereceği nesne, bir devlete ordu, derinleştirilmiş kadrolar, din ve faşizm lazımdır.

Bilim aslında atomu parçalamakla değil, parçalanmış atomu tekrar birleştirirmekle kendine yakışır olacaktır.

Yönetme arzusu, belki kabullenilemez ama güdüsel bahanelerle makulleştirilebilir; ancak yönetilme arzusu diye bir şey yoktur. Asimilasyona boyun eğip benzeyerek gücün kanatları altına giren ve can güvenliğini sağlayanların, prototipleştirmeye karşı çıkıp benzemeyi reddederek ortak kimlik şemsiyesi altından kopanlara düşmanlığı, sürüden ayrılanı kurdun kapması sözüyle korkutulmaya çalışılınması çok bildik bir politikadır. Bu politikaya uymayan devlet yeryüzünde henüz görülmemiştir.

Öte, öteki, başka, fark, yabancı ve dışarısı: Huzuru olağanda arayanlar için sürekli bir korku öğesi. Hollywood yıllarca bu öğelerle dolu korku filmleriyle terbiye etti kapitalist amerikan toplumunu. O filmlerle biz de yerimizden sıçradık Ortadoğu'da. Çok öteye gitmememizi söyledi ebeveynler biz çocukken; başkalarıyla, yabancılarla konuşmamamız öğütlendi; eve erken gelmemizin, dışarıda fazla durmamamızın kafamıza çakılması da cabası. Sanki biz çok temizdik ve diğerleri dehşetin tek sorumlusuydu. Ama diğerlerinin gözünde biz de diğerleri olmuyor muyduk? Nerden bakılırsa bir "öteki" hala hayattaydı.

Sınıflandırma, listemele, ayrıştırma ötekinin var olabilmesiyle mümkündü. Bütündeyse öteki kavramı anlamsızdır. Anlamlıyla anlamsızın adlandırılması ise işe yarayanla, uyum sağlayanla buna öfkelenenin elektrolizine bağlı.

Ey Devlet, beni de 'ucube' say!
Çünkü ucubeleştirilen, hep hareket halindedir.

Küçük İskender / sarı şey*

07 Ağustos, 2010

Kimi..?

Kimine kafi gelir bu ten sureti
Böyle doğar, böyle sırlanır
Kimine dar gelir bu ten sureti
Hep arar, savrulur

Kiminin imanı korkudur
"ve inne rebbeke leşediydül'ikaab"
Kiminin imanı safi aşktır
" ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd"

Her kim ki aşk için aşkla yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vucud şehrinin
Kapısını aralar

e.ş.  -pinhan-

Okumak..!

... o gece kitabın kapağını açıpta ilk kelimenin ilk harfiyle gözgöze geldiğinde birden ibre gördü ki, aşkla yoğrulan bu kitap konuşmaktansa susuyor, anlatmaktansa dinliyor,; birri sırrı ifşa etmektense aşikar olan ne varsa sırra çeviriyor; ve son satırına gelindiğinde silbaştan yazılıyordu. Bu kitap okunmuyor, o insanın içini okuyordu.

İnsan onunla kendini okuyordu.

e.ş.
-pinhan-

İstannbul vardı...

Geçmiş ve gelecek yoktu
İstanbul vardı
Ölüm yoktu, yaşam yoktu,
Yanlızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
İstanbul vardı...


Mehmet Emin İmre

az- çok

Kırılmamak için bükül
Düz olmak için eğril
Dolmak içib boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır.


Tao Te Ching 22

Yeni şeyler...

Her gün bir yerden dönmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanamdan, donmadan akmak ne ala
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.


Mevlana Celaleddin Rumi

Pinhan

... Emanet dediğin bir vakit sonra geri alınır. Hikaye dediğin emanet değildir....

...O mecliste biz hafızalarımızı yere serer, hayallerimizi ortaya koyar, hikayelerimizin falına bakarız. Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek ekndi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğinde hayali yakmak ister. o nlar didişirken biz de deriz ki " bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil başka demlerde de yaşamışlığımız var.Aslında siz karındaşsınız". o vakit kavgayı keser. Anlarlar ki, hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.

e.ş.

Pinhan

.... gözpınarlarında bir patırdı, bir koşturma, bir isyan... O hengamede bilinmez kim dost kim düşman.


e.ş.

Pinhan

O gün, sabahtan akşama kadar babamı seyrettim. Seyretmeyi işte o zaman öğrendim. İnsanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini ihssedebilirsin Pinhan. İnsanları uzaktan seyrederken onlara her zamankinden yakın olabilirsin. Eğer bakmayı bilirsen, gözlerin sana oyun etmez, dosdoğru görürsün. İçte saklı olanı, acıtanı, kanatanı görürsün. O vakit anlarsın ki ,o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin, kendi suretin; ağladığın kendi acıların....

e.ş.

06 Ağustos, 2010

Pinhan

" isimler büyülüdür. Sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür. Bir isimle o ismi taşıyan, evvela hemnam, bir zaman sonra hemsıfar ve hemmeşrep; derken hemdil, hemkadeh ve hemsohbet; en nihayetinde de hemsefer oluverirler.
Seher vakti kapıya dayandığında, yolcu yolunda, hancı hanında gerektir."

E.Ş

05 Temmuz, 2010

Mezarlar

yaprak gibi buluş
kokular gibi seviş: Bahar mezarı

İlk kezmiş gibi buluş
Son kezmiş gibi seviş: Yaz mezarı

Salkımlar gibi buluş
Ağular gibi seviş : Güz mezarı

Sokaklar gibi buluş
Çarşılar gibi seviş: Kış mezarı

Canım Süreyya

Özgürlüğün geldiği gün
O gün ölmek yasak
-----

Barış demiştir ve güversin tıkmışlardır boğazına
Bu yüzden edep kuralı gözetmez Anadolu ermişi

Bu yüzden kimi zaman zordur ayırmak
Üstünü başını yırtmış ağıtlardan şiiri

Bir dostluk hastalığıdır senin şiirin,
Sümbül diye genzine bastırırsın akrebi
-----

Bir kentin ortasındasın boyuna saatini kuruyorsun
O durursa hayatın da duracak sanki

Evler eski bir uygarlığın dingin lağımları
Sokaklarsa çatışıyor temizliyor birbirini

Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri

* iki yüksek tepenin bağı, sarp bir uçurummul işte. Ondan sebep kavuşmanın güçlüğü ve masalsı yanı*

21 Mayıs, 2010

sırtını güneşe çeviriresen,
gölgenden gayrı bir şey göremezsin.

ve

Kendini tanıdığın çlçüde
başkalarını yargılayabilirsin
de bana
hangimiz günahkar,
hangimiz masum?

ve hatta

başkalarının yanlışının farkına varmaktan
daha büyük bir hata var mı?


bir de,

kaplumbağalar
yollar hakkında
tavşanlardan daha bilgilidirler.

08 Ekim, 2009

Demiş ki;

"Her defasında insanlığa, kendine olduğu kadar başka herkese de, sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun."


Immanuel Kant



Tanıştırana, tekrar karşılaştırana selam olsun...

14 Eylül, 2009

Katlanma bu dünyaya...

Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
Yeni bir cehennem kurmalıyım kendime
Hep kendini yineliyorken sesler kokular
Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün
Ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey
Bu dünyaya alışmak duygusu
Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
Katlanma kendine ve bu dünyaya



Ahmet Telli

08 Ağustos, 2009

Melek..!!!

Hepimiz gördük meleği!
Değişik zamanlardai yerlerde, rüzgarlı damlarda, soğuk bomboş odalarda, kimsenin yürümediği koridorlarda... Bir çatı katı penceresinde, geçip giden yıldızlara seslenirken... Taşların arasında, ismini, yazgısını, gökyüzünün yollarını reddetmiş, sıradan, çıplak, çaresiz beklerken...

Olanla olmayanın, görünürle görünmezin sınırlarında uçuşuyor, bir belirip bir kayboluyordu.!

Hiç birimiz uzun uzun bakamasdık ona. Bu kadarı bile yetmişti bize. Çırpınan bir kanat sesi, küçücük bir şarkı, kendiliğinden çiçeklenen bir anı, birkaç damla yağmur.

Düş kurmuş olamazdık, çünkü çoktan tüketmiştik düşlerimizi. Bir araya gelebilseydik - ki hiç gelemedik- onun darmadağın imgelerini toplayaiblir, şu senden bu benden diyerek ete kemiğe büründürebilrdik. Yarıda kesilen öyküsünü kendimizinkinden birer cümleyle tamamlayabilir, onu kurtarabilirdik. Belki de yapamazdık. Yitirdiğimiz, sonsuza dek yitirdiğimizdi o, çoktan yitirdiğimiz, yitireceğimiz herşeydi.

Gökler katından, yüreğe çok yakın bir yerden, temelli çıkıp gelmiş, bu dünyanın gecesini bir ucundan ötekine alelacele katetmişti. Çok geçikmişcesine...
Karanlıklar boyunca dolanmıştı insanların dünyasını, yaşanyanları mı ölüleri mi işittiğinin bile farkına varmadan. Aramızda yaşamaya gelmiş, bizde gecelemiş, bizde tükenmişti. Pek çok sırrı görmüş, sırrı, suçu, mucizeyi, cinayeti, pek çok yol ayrımını insan oluşumuzun. Herşeyi görmüş, herşeyde kendini görmüştü. Giderek daha az anlam veriyordu, seslerden, anlamlardan oluşturulmuş dünyamıza, bu yüzden susuyordu.

Orada, bir başına, yenilmiş, yitik ve mağrur, son bir çabayla, son, insanüstü, muazzam bir çabayla düşlere daldı.

Ölen...
- Meleği öldürmüşler. Yanlarına alıp orada...
- Darp izleri görülmüş bedeninde, yanık izleri, parmak izleri, ayak izleri...
- Kendi istemiş. Yalvarmış hatta. Öldürün beni, diyeyalvarmış. Bırakın öleyim.
- İstese uçup giderdi. KEndi seçimiydi. O geldi aramızda yaşamaya...
- Kanatları kırılmış. Askıda kanatları kırılmış....
- İstese uçup giderdi. O seçti bizimle kalmayı...
- Kalmadı ki!

Sesler..!

Sesleri dinlersin, fısıltıları, adımlarıi bağırışları, dış dünyanın çağırılarını... Seni çoktan bütün resimlerinden silmiş dış dünyanın uğultusunu. Taşların cömertçe ilettiği, gerçek mi, hayal mi, anı mı olduğunu kestiremediğin seslerle yankılarını....
....

İçindeki sen'lerden hangisini cepheye sürüp hangisini geri çekeceğine karar verirsin. İçinizden biri mutlaka ölesiye korkacaktır. Gözden çıkarabileceklerini, çıkaramayacaklarını tartar, kapataibleceğin hesapları kapatırsın.
.....

Hazır mısın? der. Dünyayla yaşıt, sert, suskun, delik deşik taşa?
Yeniden doğabilmek için bir aynayla ve bir yürekle beraber toprağa gömülmen gerekir....


aslı erdoğan