02 Mart, 2015

Bırak Gitsin...

onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

bağışla kendini artık onu da
bırak gitsin.
bırak gitsin.

o senin en ezel gününden kaderin
sen onu nasılsa bin kere daha
seveceksin.

b.k

24 Şubat, 2015

Kesif

Bu gece bir sey daha kesfettim.
Hayata kızıp küsüp küfredip yine de orada kalıp sonra kabullenip barışıp yeniden sevmeyi de sayende  öğrenmişim.

Sana kızıp küfredip küsüp ama yine de yanında durmayı, seni içimde büyütüp taşımayı beceremeseydim, hayatla nasıl baş edecektim?

Eğer sana "her şey için teşekkürler ya da sana çok şey borçluyum" dersem -ki yakın bir zamanda diyeceğim- bunu da bil olur mu, bunu düşün.

Akyaka, kış tatili kaçış tatili...
Yolumu keşif tatili...
Tatilin durma olduğunu bilme tatili...

15 Şubat, 2015

Her Yeni Dogan Gun

Yeni bir canimi acitacak kare ile karsilasmaktan o kadar sıkıldım ki, artık karşına geçip "acımadı kiiii acımadı kiiii" diye bağırıp sonra da sağlam bir tokat atayım da kendine gel istiyorum.

Ha bir de, bir an bile olsa içinden o sahip olma ve ait olma hırsı geçip de bu hırsdan hız alıp yürümeye başladığın da öyle zavallı ve aci görünüyorsun ki...

Neyse... Hayırlı pazarlar olsun.

08 Şubat, 2015

Biliyorum!

Sana sorulanın cevabını ben dünden biliyorum.
Dünden biraz daha önceden hatta,
Belki daha da önceden...

"Sen'in" sorduğunun cevabını biliyorum demiyorum,
Seninle kavga etmeyeceğim.

Cevapları biliyorum, sormadan da biliyorum.
Ve biliyorum, kavgamı kendimden başkasıyla etmeyeceğim.

Dinleyelim o halde, biliyorum!

http://youtu.be/NikU81CfZYc

05 Şubat, 2015

"kabul"


7 yılı kabul
Şimdi dur
Aradaki 7 farkı bul
Aynı fotoğraftaki mutluluk ve hüzün arasında bir dur
7 fark üstünde 7 kez dur
7 yıl hikaye kur
Koştur, sustur, sev dur
Kabul!
Kaybol, kaybolup gittiğin yerde dur
Kiminin mutluluğu, kiminin iç sızısı kabul
Bir kez dur
Önce kendini
Sonra beni bul
Unutur, kabul
Önce beni bul
Sonra seni unuttur
Kabul
Her kabulde 7 kat ah ile dur

26 Ocak, 2015

27. Yaşım...

27. yaşımdayım.
7. yılımdayım.
Bu yaşımdan, beni terketmeni diliyorum.

Evet, artık beni terketmelisin. Bunca yıldır sarıp sarmaladığım, canı yandığında canımdan çok acıdığım sen, artık benden gitmelisin.

Beni büyüttün sen. Çaresizliklerin altında ezilirken güçlü olmayı, sabırla sınanmayı, kıskançlığı öfkeden ayırmayı öğrettin. İçim parça parça olmuşken gündelik hayatın içinde kalmayı...

Sana kızmıyorum. Varlığına, bunca yıl gelip sana verdiğim değerin üstünde oturmuşluğuna kızmıyorum. Kızmıyorum çünkü sahiplendim ben seni; kimsesizlikten hırçınlaşmış bir çocuğu sahiplenir gibi. Seninle yaşamayı öğrenmeyi seçtim, kavga etmeden, kırıp dökmeden. Ve sayende herkese nasip olmayacak hislere düştüm. Gözümün önündeyken özledim, içinin taa en dibini görüyorken, aklından geçeni okuyorken bilmezden geldim. Sustum mesela, sen bana yalanlar söylerken sustum. Hatta sen yalanlarınla vicdanını rahatlatmaya çalışırken sustum. Güldüm, "bak işte başkası var bende" diye gözümün içine bakıp canımı acıttığın her an güldüm.

Bana yaşattığın hiç bir his için sana kızmıyorum. Eksiği, yitiği, tükenmişi hayatımda tutmayı öğrettiğin için müteşekkirim hatta. Ben seni içimde büyütürken, beni büyüttüğün için. Ama bile isteye, kendince bana gözdağı vermek, duvarlar örüp haddimi bildirmek için canımı acıttığın her an için, canın çok acısın istiyorum. İçin ezilsin, vicdanın acısın istiyorum. Acısın ki, sen de büyü. Kimsenin canını böyle acıtmayı kendine reva görmeyecek kadar büyü...

Bunca yıldır döktüğüm her bir göz yaşına kefilim.... Kefilim büyüttüğüm tüm duygulara...
27. yaşımdayım.
7. yılımdayım.

Artık benden, git istiyorum. Bunca yıldır gelmediğin yerde, görmemezlikten geldiğin ama varlığını çok iyi bildiğin saf bir sevgiyle süren saltanatın bitsin.

Bu yaşımdan, beni terketmeni diliyorum.
İçimdeki varlığın, nefes olsun havaya karışsın.

30 Kasım, 2014

Deli-ri-yorum!

Senin için intihar edecek kadar deliremedim,
ama seni intiharı düşleyecek kadar sevdim.

Az mı?
Çok mu?

Kime fazla, kime azsın sen?
Ben mi sana fazlayım, sen mi bana yoksun?
Yoksun.
Yoksunum,
Biraz da yoksul.
Yoksulluk yoksunluğa yol açar da,
Yoksun.

Yoksun ya, yoksunum.
Ben de sen çoksun,
Ben yoksun...
Yoksulluk değil demek ki sebep,
Yoksun
Yoksunluğumsun.

16 Kasım, 2014

Korku...

Bazı korkulardan kaçış yok hayatta...
İçini titreten korkusundan uzaklaşamıyorsun sevdanın...
Korkmamak için ne lazımsa o yok sevdanın içinde.
Sevmeklerde korku var... Aidiyette bağlanmak, kendi unutmak var.
Arttıkça değerlerimiz, etrafımızı sarıp sarmalayan bağlar var.
İçinden rüzgara karşı koşmak gelirken yerinden kıpırdayamamak,
Ya da kıpırdamal bile istemezken koşturmaya çabalamak iş güç telaşında

Daha ne demeli bilmiyorum.
Yazılacak koskoca bir öykü varken kelimesiz kalmak...
Sana gelmeyen, hep gidecek...
Sen severken korkacaksın hep...

10 Kasım, 2014

Kaçış Reçetesi

Sonbahar depresyonundan uzaklaşmak için bir yöntem olarak evde zaman geçirin.
Bilgisayardaki dosyalarınızı düzenleyin, arşivlerinizi güncelleyin, haftalık programı takip ederek ders çalışın. 
Tüm bunları yaparken iyi müzik dinleyin ve aralarda bir kaç bölüm dizi izleyin.
İzole mutlu dünyanız haline gelmeye başlayan odanızdan çıkmayı da unutmayın. 
Odanızdan çıkıp aileniz, sevdikleriniz için limonlu kek yapın, tahinli kurabiye yapın. 
Bir de çay koyun, fırını kapatmadan demlenmiş olsun. 


Bir başka yöntem olarak da; dışarı çıkın. 
Serin ama güneşli, kuru havanın ve incecik yağmur yağan gecelerin tadını çıkarın. 
Eskiden tek başınıza yapmayı sevdiğiniz şeylere zaman ayırın. 
Binaların yüzlerine, cephelerin öykülerine bakarak dolaşın sokaklarda. 
Öneri olarak ismini duyduğunuz mekanlarda yeni mönüleri deneyin, sokak lezzetlerinin izini sürün.
Kitap okuyun edepsizce, iştahla.  
Bir kokteyl ısmarlayın kendize, festival filmleri için - gitmeyeceğinizi bilseniz bile- program yapın. 
Tanıdıklarla karşılaşın olmadık zamanlarda; yıllardır görmediğinize aşina, her gün gözünüzün önünde durana yabancı olun. 
Konser çıkışı geç saatlerde üşümek için konsere gidin. 
Son vapuru kaçırmak için köfte ekmek yiyin. 

Bir içeri de, bir dışarıda.  Ya açık ya kapalı. Ya saçılmış ortalığa ya kilitli kutuda. Ya gider senden sen gelsin isterken, ya gelir sana gitsin diye gözünün içine bakarken. Evet evet, denge falan filan da, hayat ya mani ya depresyon iste gerek yok galiba fazla uzatmaya. 

15 Ekim, 2014

Suz...

Sessiz fırtınalarda kavga edip, çığlık ata ata birbirimize küsüp, cümle aralarında barışırdık biz.
"-dık"... Geçmiş zaman.
Geçmiş ola...
Mı?
Geçmişi geçe, geleceğe kala mı?
Sonsuz...
Onsuz...
Suz...

08 Ağustos, 2014

Sen uyurken ölüyorum...

Geceler uyur
İnsanlar ölür.

İnsanlar gider,
Masumlar ağlar.

Korkma benden...


















06 Ağustos, 2014

Nankörlük, İyilikten mi Beslenir?

Ne çok oldu uğramayalı buralara...
Dilimdeki kelimeler yüreğime yetince, sesiz sözlerime de dönmez oldum yüzümü...

Hatırımda kalan geçmiş zamanlar, hep iyi gün anıları. Ne tuhaf, hızla unutuyor beynim, unutturuyor geçmiş zaman yaralarını...

İyi olma eğiliminde demek ki bünyem, iyi olmayı kim istemez ki hem...
Evet hüzün de güzeldir yaz akşamlarında, hatta serin sonbaharlarda gün batımlarında.
Ama iç sızısı başka...

Nedeni var elbet, ama sözcükleri yok söylenecek.
Anlat diyorsunuz da, ne söyleyeyim?
Bunca zamandır nedenini demediğim iyiliğin sızı hali nasıl söz olur uçar ki?

İnsan gökyüzünü de, hapishanesini de kendi yapıyor kendine. Tercihleriyle, hisleriyle, bakıp gördüğü, dinleyip duyduğu ile...
Bakıp görmemek, duyup işitmemek, 'mış gibi' yapıp geçmek de mümkün elbette anların yanından.
Mümkün mü dersiniz? Gerçekliğini ölçemediğin, kudretini es geçemediğin, nefesinden bile ayırt edemediğin ruhuna dolmuş bu hisle?

Hani affım yoktur bazı insan hallerine, bunu geçen 26 yılda öğrendik, bilirim.
Bu içimi parça parça eden hali de affedecek değilim de,
Biraz daha gezinsem kelimeler arasında,
Hani az daha,
Az kala,
Bu iç sızısı halinin sersem eden, düşüren, hırpalayan yanını değil ama,
Senden ötürü oluşunu sevecek gibiyim.
..

09 Kasım, 2013

Uzak - Yakın

Uzaklara dalıp gidince gözler, boşlukta asılı kalınca bakışlar hemen gelir akla hüzün.
Sanki hüzün dediğin şey, acımak dediğin şey, kırılıp dökülmek dediğin şey uzaklardaymış gibi... 
Komik... 
Yaşadığımız anın esas öznesi olan tüm bu "şeyler", ağırlığından korkup da emanete bıraktığımız bavullarımız gibi... Bizim ama başkası baksın ona, ben gelince alırım yolculuk zamanı... 
Oysa ki, en çok en yakınımızdan sebep içimize baktığımızda acıyor canımız... Ne kadar yükseğe ve ne kadar güçlü uçarsan uç, kanatlarının altında kimsenin görmediği yerlerde bir sızı... Kağıt kesiği gibi görünmez ve ince ama uzun ve sessiz sızı... 

Çok korkuyorum bazen, derin derin bakarken içim çok acıyınca gözlerim içime kaçacak diye... Dibe dalmak değil de, dibe indikten sonra tekrar yüzeye çıkmak için vermek zorunda kalacağım o yavan mücadelenin içinde kaybolacağım diye... 

İç sızı... yürek acısı..
ama geçer. 
geçer demeyelim de ya da, alışılır. 
evet alışırız. 
ölürüz ve de alışkanlıklarımızda, unutmak lazım çünkü. 
ölmek lazım, başka "şeyleri" kabullenmek lazım çünkü. 
ölmeden zor çünkü. 
ölmeden zor.
zor. 

28 Eylül, 2013

Pusula...

Uzun yolda pusulasın küçük kırmızı deniz yıldızı.. Sana borclu olan varoluşlar kadar, senin de varlığını borçlu oldukların var.. 

Ördek Başlangıç Eğitimi

02 Eylül, 2013

Eylül'e Mektup

Sevgili Eylül, 


Hep biraz kafası karışık ama umut ve heyecan dolu gelirdin. Bu sefer yoğun ve yorgun geldin. Ama olsun, şu an içinde olduğum ve hayatımda olan herşeyi seviyorum, varsın beni yorsunlar.

Sevgiler...

06 Ağustos, 2013

zamanı gelince...

İz düşümü olmayan öfkelerimizle,
Ne yaparsan yap belirsizlik mevsimi için mutsuzluk getiren dönemlerde...

Şükür ile isyan arası çok ince...

Kendime sussam şimdi, konuşurum belki zamanı gelince...

04 Ağustos, 2013

bazen bilezik bazen kelepçe...

Huzur sanıp kaçtığımız kuytular, günü gelir hayatımız boyunca taşıyacağımız kabullenilmiş ve sessiz sedasız mutsuzluklarımızın başlangıcı olurlar. 

06 Haziran, 2013

Zor Ama Güzel

Çok farklı günler yaşıyoruz, tarihte yer edecek, zor ama güzel.
Ve ben senin özlemediğini gördükçe ne kadar çok özlediğimi farkediyorum seni, zor ama güzelsin özlemin içinde.

Bir iyelik ekli kelimem var ama erken, yıllar olmuş geçen zaman daha dün gibi. Zor ama güzel vaz geçmeden beklemek seni. Unuttup unutup yeniden görmek zor ama güzel...


19 Mart, 2013

Kimden Ötürü?

Bazen ararken kim olduğumu, dönüp baktığımda halimin ne olduğuna güzel cevaplar buluyorum. Ve biliyorum, ben ötürü olmaktan çok geçmişimde ve hatta bugünümde bu etkiyi yaratabilmek için çabalayanlardan ötürü içime sinen cevaplarım... 

Benim üzerime alınıp kenara koyabileceğim inanmak, güvenmek, fırsatları iyi değerlendirmeye ve layık olmaya çalışmış olmak olabilir. İyi şeyler hep, dünyamız daha iyi olsun diye çabalayanlardan ötürü... Gurur mu kelimenin tam anlamı emin değilim ama varlıklarının bir anlamı olduğunu unutmalılar...


25 Şubat, 2013

Öyle Olur ki...

Öyle sabahlar olur ki havanın lezzeti aklını karıştırır; alışık olmadığın bir kekik kokusu, şubat ortasında kadifemsi bir yumuşaklık, sis ve nem bulutlarının ardından parlak bir güneş. Hepsi fazlasıyla yeni ve yabancı ama hissiyatı çocukluğundan kalma bir bahar sabahı... 

Öyle öğle vakitleri olur ki güneşin densizliği aradığın düzenin resmi olur; kekik kokusu taşan kadife yumuşaklığında bir esintiye pedal çevirip sahilde nefeslenmek, şubat sonunda denize girmek, öyküden çok hayal, masaldan çok gerçek...

Öyle akşamlar olur ki değişimleri ürpertir seni; bütün günün hissiyatını boyayan güneşin ani gidişi, tanışık olduğunu düşündüğün yabancı birinin sohbetinde buluvermen kendini, serin ile soğuk arasında kararsız havanın nefesine değişi... 

Öyle geceler olur ki bilemezsin; neyin ağırlığını taşıdığını bilemediğin gibi ağırlıkların taşıyıp geldiği değişim haberlerine de ne diyeceğini bilemezsin. Aklın durdursa da kendini, yüreğinden geçenleri kendin dahil kimseye diyemezsin. 

Öyle günler olur ki... 
Susmak istersin, susamak... Başka insanlara başka mevsimlerde anlatmak, başka sözlerle... Kimsenin görmediği, bilmediği, kendine dost edip özler gibi eski dostu özlediğin kendi gerçeğin... 

Gerçeğin olamayacak tanışıklıkları yaşamak çok da iyi değil galiba... Dünyan ne kadar küçük, kafan o kadar rahat... Ne kadar az ise değerlerin  ve bağlılıkların o kadar özgürsün! 

Bu iç sıkıntısının paylaşılır yanı yok, kime sussam can sıkıntısı sanacak... 

12 Şubat, 2013

Çabam

Kabuğumu değiştirmek değil, kabuğumu çatlatmak... Zirveye tırmanmak değil, yokuşu çıkmak için patika yol açmak...

Tedirginlikten biraz fazla, korkularım var hatta.. Gözüm kara değil ama cesaretim de yok değil. Niyetim var çabalamaya...

26 Ocak, 2013

25 Yaşım...

Çeyrek asırlık olmaya hazırlanırken, tatlı - tatsız ama gerçek olaylarla yaşamı, ölümü, bir ömrün ne ile var olduğunu, olabileceğini, olması gerektiğini düşünme şansım oldu.

Yaş almak, yaşlanmak ve ihtiyarlamayı düşündüm. Bugünümün yarınımda benim için ne inşa ettiğini..
Hayatın ne kadar zor olduğunu, olabileceğini çeyrek asırlık olmadan biraz önce ancak görmeye başladım. İnsan tercihleriyle yaşar derken, kararsızlığın ötesinde çaresizliğin de varlığını...

Zamana bırakmak kavramının top yekun salıvermek olmadığını ve beklemek ile eylemek arasındaki ilişkinin erdemle örülü olması gerektiğini de bu yaşımda öğrendim.

Şimdi dönüp baktığımda, kendime inanamadığım yoğunluklar geçirdim. Bu dönemlerde hep kendimden vazgeçtim sanırken, aslında kendimmişim koruduğum şimdilerde görüyorum. Sadece yoğunluktan değil yorgunluktan da gözümden yaş gelirken enerjimi neye harcayacağıma kendim karar veremezken yaptığım iç muhakemelerde bulmuşum doğrumu, yanlışımı.

"Her defasında insanlığa, kendi kişinde olduğu kadar başka herkesin kişisinde de, sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun." diyen Kant ile tanıştığımda yıllar önce, söylediklerinden ne duyduğumu çok düşünmüştüm. Görünür görünmez, büyük küçük eylemin hayatı kuran şey olduğunu ve eylemin biçiminin de amacının da kişinin kendi oluşumu ve var oluşu ile ilgili olduğu fikrini geliştirmek zor değildi, çoşku vericiydi hatta. Ama bunu gerçeğe dönüştürmenin pek kolay olmadığını, oldu sandığın şeylerin bile aslında olmadığını ve her zaman daha iyisinin olacağını da düşe kalka öğrenmeye çalışıyorum şimdilerde.

"Bir hareketi doğru ya da yanlış yapan sonuçları değil, hareketin ilk yapıldığındaki güdüdür" dediğini yeni öğrendim Kant'ın. O ne demek istemiş bilemem elbet, ama kendimce duyduğum bir şeyler var sözlerinden. Duyup yorumlamaya çalıştığım...

Kolay bir yıl olmadı 24 yaşım. Çok çırpındım, çok yıkıldım. Çok karar aldım, çok gözümü kararttım. Çok zor sandıklarım en kolayları olurken, kolay ve güzel sandıklarım da kabusum oldu zaman zaman.
Bu yıl belki biraz da vazgeçmemeyi öğrendim.

Ben kendimle hemhal olurken, düşe kalka yürümeye çalışırken hep olan, iyi ki olan sevdiğim ve sevmediğim pek çok insan da vardı. İyi ki vardı. Kimi hayatımı eviren pek çok kararı vermemi sağlayan deneyimleri yaşattı; iyi kötü. Kimileri yıllardır kendinden ve var oluş halinden öğrendiklerimle var olmaya, artmaya devam etti. Kimileri de bana her ne olursa olsun, hatalarım ve doğrularımda sadece kendileri oldukları için, sadece ben olduğum için hep vardı... Hepsi de iyi ki vardı ama dürüst davranacağım, bazıları iyi ki varlar...

Yarınımı bilmiyorum ama umudum var, bugünümden memnunum. Sorularım var, tedirginliklerim çok ama içim rahat.






30 Aralık, 2012

Sorular ve Cevapları; - Nasılsın?

Gündelik bazı sorular zaman zaman zorlaşır... Alışılagelmiş gündelik cevaplarla gerçekliğin uyuşmadığın da mesela.. 

Kimi zaman cevaplaması en zor gelen soru da "nasılsın?" olur benim için bu nedenden... Cevabı ya beklenenin dışında ve üzücü, ya karmaşık ve söze dökülmesi zor, ya tanımsız ya da dile getirilmek istenmeyen olduğundan... 

Geçen yıl bu zamanlar boğuştuğum onca şey içinde bana en zor gelen ve hatta içimi acıtan soru imiş nasılsın?... Bu yıl yine zor sorulardan bir tanesi kendisi. Zor çünkü içimi bu kadar coşku ile dolduran, gerçekliğimi hayalime bu denli yakınlaştıran bir hali tanımlamak alışık olduklarımdan değil. 

Bu aralar sorarsanız bana nasılsın? diye, hızlıca cevaplayabiliyorum; iyiyim. Ama yetmiyor, yetinemiyorum. Çok iyiyim demek, kelimesini bilmediğim hislerimi paylaşmak hatta bulaştırmak istiyorum. Herkes öyle olsun... 


23 Aralık, 2012

Deniz Yildizi...

İlk kez bugün çizdirdi kendini...
Yıllardır sadece ismini bahşeden deniz yıldızı, bugün resmettirdi kendini..

Küçük Kırmızı Deniz Yıldızı...
Ne iyi ettin de bırakıp gitmedin bu bedeni, ben oldun,"ben" olabildim seninle...

22 Aralık, 2012

Yine...


Yılın ilk karını yine Family'de karşıladık.
2009'dan 2010'a geçtiğimiz kış gibi...

Yine, aynı şey yoktur... Tabula Rasa.
Yeni olansa, çekici ama zor.

V.GvSH Eğitmen Eğitimi