İçim boşalmış gibi. Bu gün en sevdiğim hocalarıma tuvalette ve koridorda yakalanmasam nasıl durdururdum kendimi, nasıl sustururdum bilmiyorum.
Öfkemin öyle komik bir hali var ki, eli kolu bağlı çaresiz ve şapşal. Azmim o kadar yapmacık ki, resmi bile yok insanlara adından fazla söyleyebildiğim.
Çok ağladım. Beş yıldır aynı binanın içindeyim ama hepsini bu gün yarım saat içinde yaşadım; merdivenle oturdum ağladım, tuvalette ağladım, sınıfta ağladım, bahçede ağladım, avluda ağladım, koridorda ağladım...Susayım ve durayım diye her uğraştığımda derin bir nefes almaya çalıştım. Tuvalette pencereyi açtım, gözlerimi uzaklara dikmeye çalıştım dursunlar diye. Gözümün önünde dikilen gök kafes baktım bi de ona ağladım. Hey gidi be dedim, benim okulumun tuvaletleri kentin en güzel boğaz manzarasına sahip. Bir daha ağladım.
Çünkü komiktik, ben manzara ve okul. Üç farklı kanalda üç farklı sezonda üç farklı temada üç farklı dizinin bölümleri gibi.
26 Aralık, 2011
Proje Öncesi, Daha Öncesi ve Sonrası
Nefesimi tutyorum.
Eğer tutmazsam yeni bir nefes bulamıyorum.
Üç gün, sadece üç gün nefes aldığım yerdeydim.
Ne mi oldu? Nefes alırken içim darlandı. Öfkemin yönünü bulamadım, yerimi bilemedim.
Acil içe dönüş eyleminin gerekliliği ile sarsıldım. Dilim söylemesin, ruhum duymasın ve aklım anlamasın diye de kendimden kaçtım.
Yapamam dedim. Kendimi hiç bu kadar tekinsiz, güvensiz, köşeye sıkışmış ve tahammüle mecbur hissetmemiştim. Ki aslında çok daha belirsizlikler içinde yüzdüğüm zamanlarda çok daha cesurdu yüreğim. Galiba biraz, şu an yük gelen herşeyden cesaretimin sorumsuz yanını sorumlu tuttuğumdan bu halim.
Bu durum geçici biliyorum. Gerçekliğine teslim olamadığımı da. Eğer ki anlamından çok uzak köşede değilse zihnim, hakikatimi görmekten ve uzağına düşmekten korkuyorum. Hakikatin kendinden değil, hakikat için eylemsizliğimden.
Depresyonun eşiğinden bir adım daha öte gittiğimin de farkındayım. Elim renkli renkli haplara, tadı güzel şuruplara ve sonrasında gelen netlik ve rahatlığa gitmiyor değil. Ama kendimi tutuyorum, bittiğinde daha kolay yokmuş gibi yapabilmek için belki.
"Proje" kelimesini duyunca hatta yakın hissettiklerim "nasılsın?" diye sorunca çok mutsuzum ben diyipte devam edemediğim, gözlerimdeki ıslak yanmaya mani olamadığım ve kalp çarpıntısı yaşadığım doğru. Proje yapmam lazım diye uyandığım sabahlarda aynı çarpıntıyla uyandığım hatta öncesindeki gece çarpıntıdan uykuya dalamadığımda. Ve dört hafta önce "artık devam etme bence geçebileceğini sanmıyorum"diyen yetki sahibi bilir kişiye rağmen - kendisine hoca diyemediğimden bu tabir - inatla ben bu projeyi geçeceğim diye direttiğimde doğrudur.
Şimdi?, herşeyin hayırlısı ile son iki ders ha gayret arasındayım.
Eğer tutmazsam yeni bir nefes bulamıyorum.
Üç gün, sadece üç gün nefes aldığım yerdeydim.
Ne mi oldu? Nefes alırken içim darlandı. Öfkemin yönünü bulamadım, yerimi bilemedim.
Acil içe dönüş eyleminin gerekliliği ile sarsıldım. Dilim söylemesin, ruhum duymasın ve aklım anlamasın diye de kendimden kaçtım.
Yapamam dedim. Kendimi hiç bu kadar tekinsiz, güvensiz, köşeye sıkışmış ve tahammüle mecbur hissetmemiştim. Ki aslında çok daha belirsizlikler içinde yüzdüğüm zamanlarda çok daha cesurdu yüreğim. Galiba biraz, şu an yük gelen herşeyden cesaretimin sorumsuz yanını sorumlu tuttuğumdan bu halim.
Bu durum geçici biliyorum. Gerçekliğine teslim olamadığımı da. Eğer ki anlamından çok uzak köşede değilse zihnim, hakikatimi görmekten ve uzağına düşmekten korkuyorum. Hakikatin kendinden değil, hakikat için eylemsizliğimden.
Depresyonun eşiğinden bir adım daha öte gittiğimin de farkındayım. Elim renkli renkli haplara, tadı güzel şuruplara ve sonrasında gelen netlik ve rahatlığa gitmiyor değil. Ama kendimi tutuyorum, bittiğinde daha kolay yokmuş gibi yapabilmek için belki.
"Proje" kelimesini duyunca hatta yakın hissettiklerim "nasılsın?" diye sorunca çok mutsuzum ben diyipte devam edemediğim, gözlerimdeki ıslak yanmaya mani olamadığım ve kalp çarpıntısı yaşadığım doğru. Proje yapmam lazım diye uyandığım sabahlarda aynı çarpıntıyla uyandığım hatta öncesindeki gece çarpıntıdan uykuya dalamadığımda. Ve dört hafta önce "artık devam etme bence geçebileceğini sanmıyorum"diyen yetki sahibi bilir kişiye rağmen - kendisine hoca diyemediğimden bu tabir - inatla ben bu projeyi geçeceğim diye direttiğimde doğrudur.
Şimdi?, herşeyin hayırlısı ile son iki ders ha gayret arasındayım.
17 Aralık, 2011
Büyü(lü)mek
#
Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur. Olgun bir insanın tüm gelişmiş yetenekleri bir çocukta vardır; eğer bu yetenekler gençlikte teşvik edilirse yetişkinde iyi ve akıllıca bir noktaya varır; ancak bunlar çocuklukta bastırılır ve yok sayılırsa yetişkin kişi körleşir, sakatlanır.
#
LeGuin - Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?
Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur. Olgun bir insanın tüm gelişmiş yetenekleri bir çocukta vardır; eğer bu yetenekler gençlikte teşvik edilirse yetişkinde iyi ve akıllıca bir noktaya varır; ancak bunlar çocuklukta bastırılır ve yok sayılırsa yetişkin kişi körleşir, sakatlanır.
#
LeGuin - Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?
Çöp-lük
#
Amerika'daki bütün yetişkinlere okutabilirsiniz. Ama Amerika'daki bütün çocuklara okutamazsınız. Kitabınıza bakarlar ve o berrak, soğuk, boncuk gibi gözleriyle arkasında yatanları görürler ve bırakıp giderler. Çocuklar büyük miktarda çöp yiyebilirler (onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar; daha plastik yemeyi öğrenmemişlerdir.
#
LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı
Amerika'daki bütün yetişkinlere okutabilirsiniz. Ama Amerika'daki bütün çocuklara okutamazsınız. Kitabınıza bakarlar ve o berrak, soğuk, boncuk gibi gözleriyle arkasında yatanları görürler ve bırakıp giderler. Çocuklar büyük miktarda çöp yiyebilirler (onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar; daha plastik yemeyi öğrenmemişlerdir.
#
LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı
Plancı mıyım Kaşif mi?
# İyi yapılmış planlar her şeyi birden içerme eğilimindedir; keşifler ise adım adım yapılır. Planlama zamanı inkar eder. Keşif zamansal bir süreçtir. Yıllar ve yıllar alabilir. #
LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı
LeGuin - Rüyalar Kendilerini Açıklamalı
30 Kasım, 2011
2012
Öyle geliyor ki, zor bir yıl olacak kendileri...
Hastalıklar, vefatlar, afetler, tercihler, zor ama değerli, kolay ama boş eşiklerinde.
Hayrolsun...
Hastalıklar, vefatlar, afetler, tercihler, zor ama değerli, kolay ama boş eşiklerinde.
Hayrolsun...
14 Kasım, 2011
Yani...
İçim üşüyor varlığında,
olmasan belki soğukluğu da bilmezdim.
Ve söylediğinde dilim, bedenim
belki duyardın sen, olmasaydım ben.
Hani, hep duyarlıyızdır ya tanımadığımız ve uzak ötekilere karşı.
Karşıyım şimdi, karşı durdukların olmuşken sen,
Ve karşı pencereden tanışık olmadığın komşuyu izler gibi,
tanıdık benliğini arıyor gözlerim.
Bakıyorum,
da gördüğümü tanımıyorum.
İşte, içim üşüyor yani.
Tanı(ya)mamak kadar gerçek,
Gözüm bir yerden ısırıyor gibi kaypak da değil,
Tanımamak, yok olmak kadar net.
olmasan belki soğukluğu da bilmezdim.
Ve söylediğinde dilim, bedenim
belki duyardın sen, olmasaydım ben.
Hani, hep duyarlıyızdır ya tanımadığımız ve uzak ötekilere karşı.
Karşıyım şimdi, karşı durdukların olmuşken sen,
Ve karşı pencereden tanışık olmadığın komşuyu izler gibi,
tanıdık benliğini arıyor gözlerim.
Bakıyorum,
da gördüğümü tanımıyorum.
İşte, içim üşüyor yani.
Tanı(ya)mamak kadar gerçek,
Gözüm bir yerden ısırıyor gibi kaypak da değil,
Tanımamak, yok olmak kadar net.
Etiketler:
Bebeko,
Günlük Değerlendirme,
KaBaK Vs.
12 Kasım, 2011
Kendim ve Ben...
... biraz daha iyiyiz şimdi. Yaklaşık bir ay gibi bir zaman geçti kutlu sonlarım buhranının ardından. Bir kaç avuç göz yaşı, strese bulanmış bir mide felaketi, bir miktar kontrolsuz uyku serüveni, bayram vesilesi ile evde geçirebildiğim - ve çalışabildiğim - bir kaç gün her ne kadar bitmesi gerekenler listesinin yarısına bile yaklaşamamış bile olsam da görece iyi halim.
Elime ayağıma dolaşmış, uzadıkça uzamış işleri teslim etmenin rahatlığı var. Sonrasında her ne kadar sünüp gelen kuyrukları olsa da önceden bana bilgisi verilmeyen çalışma süreçleri için deliler gibi sorumluluk altında hissetmiyorum kendimi, biraz da ne kadar ince düşünürsen düşün kendi istediğini yapmadığın müddetçe tatmin olmayacak bir egonun varlığına aymanın da etkisi var tabi. Aidiyet hissetmeden iş yapmayı da deneyimledim.
Artık Pembe Ev insanıyım:) Ara sıra rüyalarımda bile görmeye başladım. Gençlik Merkezi nedir diye sorsanız içime sinerek vereceğim bir cevabım yok henüz, ama özellikle okulun yükünü biraz attıktan sonra sırtımdan bir takım planlarım ve arayışlarım var. Birde, müthiş güzel eğlenceli gecelerin orta yerinde kafasının en güzel haliyle " ben çok istiyorum oturup konuşalım, ne biliyorsam anlatayım" diyen muhteşem arkadaşlarım var. İki büyük pişmanlık sonrası vicdan azabım vardı, dilimi ısırıp sahiplerine anlattım. İçimi rahatladan suçu itiraf etme pskolojisinden çok karşılaştığım açıklık oldu, uzun zamanda belki görece az işle birikmiş ama çok sağlam içimde hissettiğim güveni sımsıkı yanımda görmek bambaşka birşeymiş gerçekten...
Okul... okulla ilgili hissiyatım, uzatmalı bir aşk acısı gibi... Çok sevmek çok nefret etmek. Başka bir tarifini bulamıyorum. Kendimi bu kadar ait, bu kadar yabancı hissetmek ve bu kadar eş zamanlı nasıl mümkün bilmiyorum.... Gururlarım ve utançlarım, mutluluklarım ve pişmanlıklarım nasıl bu kadar sarmal...? Okulla ilgili konuşmaya korkuyorum artık, git gellerde boğuluyorum diye. Her ne kadar o dünyadan kopmak istemesem de bitsin artık istiyorum, başka limanlara doğru yol almanın zamanı geldi artık sanki... Öğrenme ile yer edinme arayışlarının birbirine karışmasından korkuyorum.
Başka... zamanla geçer sandığım ama bekledikçe büyüyen kırgınlıklarım var, ve hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden. Varsayımlarla değerlendirilmek, geçmişten referansla paylaşımı sınırlı tutana karşı açık olmayı başaramıyorum sanırım. Yalan değil, ben nişan attım. Tek bir an düşündüğümde bile doluyor gölerim ve canım acıyor evet ama... neyse diyorum akışına bırakma bahenesi ile ertelemeye çalışarak... Acımak kadar acıtmak kadar ne bileyim işte bir sürü korkum, kırgınlığım ve biraz da öfkem var... Tatsızım.
Elime ayağıma dolaşmış, uzadıkça uzamış işleri teslim etmenin rahatlığı var. Sonrasında her ne kadar sünüp gelen kuyrukları olsa da önceden bana bilgisi verilmeyen çalışma süreçleri için deliler gibi sorumluluk altında hissetmiyorum kendimi, biraz da ne kadar ince düşünürsen düşün kendi istediğini yapmadığın müddetçe tatmin olmayacak bir egonun varlığına aymanın da etkisi var tabi. Aidiyet hissetmeden iş yapmayı da deneyimledim.
Artık Pembe Ev insanıyım:) Ara sıra rüyalarımda bile görmeye başladım. Gençlik Merkezi nedir diye sorsanız içime sinerek vereceğim bir cevabım yok henüz, ama özellikle okulun yükünü biraz attıktan sonra sırtımdan bir takım planlarım ve arayışlarım var. Birde, müthiş güzel eğlenceli gecelerin orta yerinde kafasının en güzel haliyle " ben çok istiyorum oturup konuşalım, ne biliyorsam anlatayım" diyen muhteşem arkadaşlarım var. İki büyük pişmanlık sonrası vicdan azabım vardı, dilimi ısırıp sahiplerine anlattım. İçimi rahatladan suçu itiraf etme pskolojisinden çok karşılaştığım açıklık oldu, uzun zamanda belki görece az işle birikmiş ama çok sağlam içimde hissettiğim güveni sımsıkı yanımda görmek bambaşka birşeymiş gerçekten...
Okul... okulla ilgili hissiyatım, uzatmalı bir aşk acısı gibi... Çok sevmek çok nefret etmek. Başka bir tarifini bulamıyorum. Kendimi bu kadar ait, bu kadar yabancı hissetmek ve bu kadar eş zamanlı nasıl mümkün bilmiyorum.... Gururlarım ve utançlarım, mutluluklarım ve pişmanlıklarım nasıl bu kadar sarmal...? Okulla ilgili konuşmaya korkuyorum artık, git gellerde boğuluyorum diye. Her ne kadar o dünyadan kopmak istemesem de bitsin artık istiyorum, başka limanlara doğru yol almanın zamanı geldi artık sanki... Öğrenme ile yer edinme arayışlarının birbirine karışmasından korkuyorum.
Başka... zamanla geçer sandığım ama bekledikçe büyüyen kırgınlıklarım var, ve hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden. Varsayımlarla değerlendirilmek, geçmişten referansla paylaşımı sınırlı tutana karşı açık olmayı başaramıyorum sanırım. Yalan değil, ben nişan attım. Tek bir an düşündüğümde bile doluyor gölerim ve canım acıyor evet ama... neyse diyorum akışına bırakma bahenesi ile ertelemeye çalışarak... Acımak kadar acıtmak kadar ne bileyim işte bir sürü korkum, kırgınlığım ve biraz da öfkem var... Tatsızım.
16 Ekim, 2011
Kutlu Sonlarım
Her şeye bir ara mı versem diyorum? okul beni beklese mesela ben bitsin diye onun gözünün içine bakıp duracağıma... Elimde biriken işlerin hepsi gecikmişliğin ağırlığı ve çirkinliğinde kendi kendine çürüyüp gitse. Bir müddet eve hiç gelmesem mesela, akşamları dönerken yorgunluktan canımın acıdığını hissetmesem böylece. Ya da hiç evden çıkmsan, köprü trafiği olgusunu unutana kadar. Günün kör saatlerinde uyanmak zorunda kalmasam listedeki işler bitmedi diye.
Öğrenmek hevesinden vazgeçsem mesela, bilginin deneyimden beslendiği inancımı da yitirip hiçbirşeyden başka birşey yapmak için koşmasam hayatın peşinden. Ne bileyim, dayımın torpiliyle İBB'de kadrolu şehir plancısı olsam, bende istenilen projeyi çizip plan tadilatı yapsam, orman alanlarına yerleşime uygundur diye rapor yazıp üçüncü köprü projesine imzamı atsam, kafam rahat olur işte. Akşamları beşten sonra ismek kursuna gidip, öğle aralarında bulmaca çözerim. Haftasonları kadın kolları etkinlikleri ile o koru seni, bu yalı benim gezer beş çayı içerim.
Ne bileyim, öteki türlüsühayal ettiğimden daha zor galiba. Kaçacak yerimde kalmadı şimdi. Bitiş ve başlangıç çizgilerindeyim. Böyle bir son sınıf stresini de hiç görmemiştim.
Vazgeçsem ne kolay olur değil mi, tabi eğer unutursa zihnim. Yüksek lisansmış... Sosyolojiymiş... pehh.. yapacağım iki araştırma bi tezden kim ne fayda görecek ki...
Sonsuza kadar aptal paftaları boyayayım mesela, damarımdan akan kan değil curecolor mürekkebi olsun.
Güzel hatalarım var benim. Düşdüğüm en derin dipte bile bu olacaktır tesellim. Güzel hatalarım var ve pişmanlıklarım hatalarım değil, doğru bu diye öğretildi diye peşinden gittiklerim.
Öğrenmek hevesinden vazgeçsem mesela, bilginin deneyimden beslendiği inancımı da yitirip hiçbirşeyden başka birşey yapmak için koşmasam hayatın peşinden. Ne bileyim, dayımın torpiliyle İBB'de kadrolu şehir plancısı olsam, bende istenilen projeyi çizip plan tadilatı yapsam, orman alanlarına yerleşime uygundur diye rapor yazıp üçüncü köprü projesine imzamı atsam, kafam rahat olur işte. Akşamları beşten sonra ismek kursuna gidip, öğle aralarında bulmaca çözerim. Haftasonları kadın kolları etkinlikleri ile o koru seni, bu yalı benim gezer beş çayı içerim.
Ne bileyim, öteki türlüsühayal ettiğimden daha zor galiba. Kaçacak yerimde kalmadı şimdi. Bitiş ve başlangıç çizgilerindeyim. Böyle bir son sınıf stresini de hiç görmemiştim.
Vazgeçsem ne kolay olur değil mi, tabi eğer unutursa zihnim. Yüksek lisansmış... Sosyolojiymiş... pehh.. yapacağım iki araştırma bi tezden kim ne fayda görecek ki...
Sonsuza kadar aptal paftaları boyayayım mesela, damarımdan akan kan değil curecolor mürekkebi olsun.
Güzel hatalarım var benim. Düşdüğüm en derin dipte bile bu olacaktır tesellim. Güzel hatalarım var ve pişmanlıklarım hatalarım değil, doğru bu diye öğretildi diye peşinden gittiklerim.
14 Ekim, 2011
İsyan
İçte isyan var şimdi,
çünkü
dıştan hep iyidir halim..
Bir rivayete göre -hem de beni çok iyi tanıdığını idda edenlerin rivayet ettiğine göre-; Bana bir şey olmazmış zaten.
Tanıştığımıza memnun oldum; ben isyanda öldüm sen gördün mü?
Yazık, halbuki bana bir şey olmazdı zaten. Ki buydu beni öldüren.
Hiçbir şeyin olmadığı bir beden, bir ben.
çünkü
dıştan hep iyidir halim..
Bir rivayete göre -hem de beni çok iyi tanıdığını idda edenlerin rivayet ettiğine göre-; Bana bir şey olmazmış zaten.
Tanıştığımıza memnun oldum; ben isyanda öldüm sen gördün mü?
Yazık, halbuki bana bir şey olmazdı zaten. Ki buydu beni öldüren.
Hiçbir şeyin olmadığı bir beden, bir ben.
Korkuyorum.
Canım acıyor.
Yorgunluktan. Kimseye söylemeyin ama sevdiğim üretken mutlu sabahlardan değil bu aralar sabahlar.
Koca bir beyin yorgunluğu ile, kendimi yırtarak ayırıyorum sanki yataktan.
Ellerim, ayaklarım hep şiş. Bedenim benden şikayetçi.
Kafam sık sık, kayboluşlarda, yazık oluşlarda yitik, gözü kara bir ihanetçi.
Kendime verdiğim sözler, yaşamdan aldığım zevkler, şimdi uzakta ve biraz da düşmanca kıs kıs gülüyorlar gibi.
Oysa yaşamak, yorulmak değil miydi?
İnandığının, aşk ile yaptığının peşinde,
Önüm, arkam, sağım, solum, yönüm, yolum;
Korkuyorum.
Yorgunluktan. Kimseye söylemeyin ama sevdiğim üretken mutlu sabahlardan değil bu aralar sabahlar.
Koca bir beyin yorgunluğu ile, kendimi yırtarak ayırıyorum sanki yataktan.
Ellerim, ayaklarım hep şiş. Bedenim benden şikayetçi.
Kafam sık sık, kayboluşlarda, yazık oluşlarda yitik, gözü kara bir ihanetçi.
Kendime verdiğim sözler, yaşamdan aldığım zevkler, şimdi uzakta ve biraz da düşmanca kıs kıs gülüyorlar gibi.
Oysa yaşamak, yorulmak değil miydi?
İnandığının, aşk ile yaptığının peşinde,
Önüm, arkam, sağım, solum, yönüm, yolum;
Korkuyorum.
04 Ekim, 2011
Twikler
Az önce tweeterdan şunu yazdım; "Galata meydanında radikal bir karar alıp kuleyi yıkıp yerine yedi katlı alışveriş merkezi yapsam diyorum, projeyi savunması kolay olur."
Proje hocam şöyle bir şey ile cevcap vermiş; " ve hocamız düşüp bayılır."
İçindekileri ve galiba seni de seviyorum itü şbp :) Bazılarını biraz daha çok seviyorum ama kabul
01 Ekim, 2011
Gerçekliğine inanmadığım bir ilişkisel bağlılığa, kucak kucak çok severimlere, öpücük öpücük hoşçakallara, hatta yaaaa seni çok özledimlere bile bi s..ktr git diyesim var.
Benim o yumuşacık içim bi kere kızdı mı, hiç eskisi gibi olmuyor biliyor musunuz? Her kabullenilen, özrü dilenen ya da hesaplaşması görülen ve halledilenden sonra bile, yüzünüze bakmak yerine uzaklara bakmak, söyleyecek ağız dolusu lafım olsa bile susmak daha iyi geliyor.
Sonra merve seda huysuz oluyor. Huysuzum lan ne var, size iyi huylu oldukta ne oldu... Sizin yüzünüzden ötelenenler uzak, siz ve sizin gibilerde yok oldu. Böyle bir ilişkisel algıda huylu olacağıma, huysuz olurum daha iyi, hiç olmazsa anlamadığınız o huylarım boşa gitmez huysuz olunca.
Bundan sonra yanınıza, huyumu evde bırakıp geleceğim. Hatta söylemesi ayıptır yanınıze gelmeyeceğim. Gelir de bulursanız görürsünüz.
Benim o yumuşacık içim bi kere kızdı mı, hiç eskisi gibi olmuyor biliyor musunuz? Her kabullenilen, özrü dilenen ya da hesaplaşması görülen ve halledilenden sonra bile, yüzünüze bakmak yerine uzaklara bakmak, söyleyecek ağız dolusu lafım olsa bile susmak daha iyi geliyor.
Sonra merve seda huysuz oluyor. Huysuzum lan ne var, size iyi huylu oldukta ne oldu... Sizin yüzünüzden ötelenenler uzak, siz ve sizin gibilerde yok oldu. Böyle bir ilişkisel algıda huylu olacağıma, huysuz olurum daha iyi, hiç olmazsa anlamadığınız o huylarım boşa gitmez huysuz olunca.
Bundan sonra yanınıza, huyumu evde bırakıp geleceğim. Hatta söylemesi ayıptır yanınıze gelmeyeceğim. Gelir de bulursanız görürsünüz.
28 Eylül, 2011
Galata'nın Yolları...
Dün İstanbul'da meydan gezmesine çıktım, tabi ki tekkeyi ziyaret etmeden dönmedim:)
Dünden aklımda kalan en güzel fotoğraf, ofisin önünde esneyerek kahvesini yudumlayan sevgili Erhan dude idi.
Dün yaptığım proje gezintisinde kendimi Galata Kulesi'ne odaklayarak dolaşmaya çalıştım, nereler beni oraya götürüyor, nerede nasıl engeller çıkıyor, bana hazırladığı ne gibi süpizler var...
Çok istedim oldu, bu dönem Galata Meydanı, Tünel Meydanı, Kumbaracı Yokuşu ve Yüksek Kaldırım'ı içeren bir bölgeyi çalışacağım. Sözümona kentsel tasarım yapacağım, yapabileceğime hiç inanmasamda. Ama çok büyük bir tehlike bekliyor beni; kapılıp gitmek. Korkuyorum gece-gündüz renkleri, tüm dünya sesleri, kapı önü yüzleri, arka bahçe gizlerine, boş binalarda masal heveslerine, akordeon sesine, midye dolma sepetlerine, mahallerlerdeki çocuk çetelerine kapılıp gidersem diye...
Korkuyorum çünkü biliyorum ki, kapılıp gitmek gitmek değil; gidememek. Gitmek gibi rahat değil gidememek.
Gel-gitler beni yorar, med-cezirlerin vurduğu kayalıkları yorduğu gibi. Ben denizinde kayalık değilim ki sen balık olasın bu dünyanın. Nasıl ki hiç kimse kaçamazsa ıslanmaktan, çünkü doğmadan daha ıslaktı dünyamız, ben de kaçamam bu kentin beni yormasından.
Dünden aklımda kalan en güzel fotoğraf, ofisin önünde esneyerek kahvesini yudumlayan sevgili Erhan dude idi.
Dün yaptığım proje gezintisinde kendimi Galata Kulesi'ne odaklayarak dolaşmaya çalıştım, nereler beni oraya götürüyor, nerede nasıl engeller çıkıyor, bana hazırladığı ne gibi süpizler var...
Çok istedim oldu, bu dönem Galata Meydanı, Tünel Meydanı, Kumbaracı Yokuşu ve Yüksek Kaldırım'ı içeren bir bölgeyi çalışacağım. Sözümona kentsel tasarım yapacağım, yapabileceğime hiç inanmasamda. Ama çok büyük bir tehlike bekliyor beni; kapılıp gitmek. Korkuyorum gece-gündüz renkleri, tüm dünya sesleri, kapı önü yüzleri, arka bahçe gizlerine, boş binalarda masal heveslerine, akordeon sesine, midye dolma sepetlerine, mahallerlerdeki çocuk çetelerine kapılıp gidersem diye...
Korkuyorum çünkü biliyorum ki, kapılıp gitmek gitmek değil; gidememek. Gitmek gibi rahat değil gidememek.
Gel-gitler beni yorar, med-cezirlerin vurduğu kayalıkları yorduğu gibi. Ben denizinde kayalık değilim ki sen balık olasın bu dünyanın. Nasıl ki hiç kimse kaçamazsa ıslanmaktan, çünkü doğmadan daha ıslaktı dünyamız, ben de kaçamam bu kentin beni yormasından.
Komik Ben
Güldürdüm yine kendimi, senelerdir hep aynısını yaptığım bir şeyi yeni keşfetmiş gibi hissederek:)
Biriken işleri toplarlama, önümüzdeki günlerde elime ayağıma dolanma ihtimali olan tüm kalabalığı yerli yerine yerleştirme ivmesini veren yine bir eğitim haberi oldu.
Ben adam olmam yazıcaktım, sonra farkettim olamam ki ben kadınım:)
Biriken işleri toplarlama, önümüzdeki günlerde elime ayağıma dolanma ihtimali olan tüm kalabalığı yerli yerine yerleştirme ivmesini veren yine bir eğitim haberi oldu.
Ben adam olmam yazıcaktım, sonra farkettim olamam ki ben kadınım:)
26 Eylül, 2011
Bir Proce Gecesi
Dönem başı, heyecanı taze procelerinden biri elbetteki...
Herşey tanıdık, bir yandan peşinden koşup yakalayamadığım aklımda uçuşan "alanı tanımlama" cümleleri, fikirler bir yandan kağıt-kalem-yazı-boya arasında kuramadığım ilişki.
Yabancı dilim çok iyi değil doğrusu, her ne kadar son dört yıldır anadilimden çok olsa da hayatımda renk-kağıt-kalem-yazı bütünü dilini çok iyi anlasam da konuşamıyorum bir türlü.
Uykum mu? ııh hiç yok. Sevgiler kendim.
Herşey tanıdık, bir yandan peşinden koşup yakalayamadığım aklımda uçuşan "alanı tanımlama" cümleleri, fikirler bir yandan kağıt-kalem-yazı-boya arasında kuramadığım ilişki.
Yabancı dilim çok iyi değil doğrusu, her ne kadar son dört yıldır anadilimden çok olsa da hayatımda renk-kağıt-kalem-yazı bütünü dilini çok iyi anlasam da konuşamıyorum bir türlü.
Uykum mu? ııh hiç yok. Sevgiler kendim.
22 Eylül, 2011
Tesadüfler...
Şimdi söylesem inanmazsınız, ama vallahi gerçek.
Bir önceki yazının üstüne; bu dönem projede bana aşağdaki yazıyı yazdıran sokakları çalışıyorum.
En zor proje olacak olsa gerek, davulun sesi uzaktan hoş ve oturduğun yerden konuşmak kolayken eylemek bir miktar daha zor çünkü.
Bir önceki yazının üstüne; bu dönem projede bana aşağdaki yazıyı yazdıran sokakları çalışıyorum.
En zor proje olacak olsa gerek, davulun sesi uzaktan hoş ve oturduğun yerden konuşmak kolayken eylemek bir miktar daha zor çünkü.
18 Eylül, 2011
Sokaklardan Geçtim
Sokakları dolaştım yine bu gün, objektif olmaya çalışarak. Sadece binaların fiziksel kullanımının ne olduğunu anlamaya çalıştığımı sık sık kendim hatırlatarak. Ama kayboldum. Son bir kaç turdur adımladığım Gümüşsuyu, Cihangir, Tomtom, Çukurcuma sokaklarından sonra bugün Kumbaracı yokuşunun arkasına saklanmış mahallelerde, çıkmazlarda kayboldum.
Sokakta çeteleşmeyi öğrenen ve parka girenlerden haraç kesen çocuklarla onlara bulaşmak istemediği için hurdacı önlerinde fare ölüleriyle oynayan çocukları gördüm. Ayıla bayıla yediğimiz midyelerin yapıldığı evleri gördüm. Kimbilir hangi nedenden bomboş duran, yüzyıl kadar uzak bugün gibi canlı birşeyler anlatmaya çalışan binaları gördüm. Bugün bir ara, İstanbul'da bir mahalle Mardin gördüm.
Beyoğlu beni her seferinde biraz daha şaşırtıyor. Birbirinden sanki taban tabana zıtmış gibi duran dünyalar birbirine yaslamış sırtını ancak öyle ayakta duruyorlar. Hepsi bir diğerini gözü kapalı dışlayan, öteleyen hayatlar birbiri içinde bir diğerini besleyip büyütüyor, kimi zaman yepyeni şeyler doğuruyor.
Biz hala kimin masası kimin sokağında kim ne içmiş, kimin çeketine haydari bulaşmış onu konuşaduralım. Ama görmeyelim, duymayalım, ve işimize gelmeyen her ne ve her kim varsa yokmuş gibi yapalım olur mu?
Sokakta çeteleşmeyi öğrenen ve parka girenlerden haraç kesen çocuklarla onlara bulaşmak istemediği için hurdacı önlerinde fare ölüleriyle oynayan çocukları gördüm. Ayıla bayıla yediğimiz midyelerin yapıldığı evleri gördüm. Kimbilir hangi nedenden bomboş duran, yüzyıl kadar uzak bugün gibi canlı birşeyler anlatmaya çalışan binaları gördüm. Bugün bir ara, İstanbul'da bir mahalle Mardin gördüm.
Beyoğlu beni her seferinde biraz daha şaşırtıyor. Birbirinden sanki taban tabana zıtmış gibi duran dünyalar birbirine yaslamış sırtını ancak öyle ayakta duruyorlar. Hepsi bir diğerini gözü kapalı dışlayan, öteleyen hayatlar birbiri içinde bir diğerini besleyip büyütüyor, kimi zaman yepyeni şeyler doğuruyor.
Biz hala kimin masası kimin sokağında kim ne içmiş, kimin çeketine haydari bulaşmış onu konuşaduralım. Ama görmeyelim, duymayalım, ve işimize gelmeyen her ne ve her kim varsa yokmuş gibi yapalım olur mu?
17 Eylül, 2011
Bu hafta kahvaltı menüsü için yeni bir şey icat ettim, yumurta yemek isteyipte kokusunu sevmeyenler için ideal.
Ayrıca bir de vejeteryan bir köfte icat ettim. Besleyici, sağlıklı, çevreci.
Yine yeşil severler için harika bir fırın makarna yaptım, o da ilk kez.
Bu hafta hatırladığım kadarıyla; Kahvaltılık tuzlu - tatlı dürümler, menemen, fasülköfte, patlıcan kavurma, zeytintağlı fasülye, kabaklı fırın makarna, tavuklu erişte, tarhana çorbası, peynirli sebze kebabı, sebzeli incik kebabı, kavurmalı tirit,kurabiyecik, reçellik kurabiye, patlıcan sırtı, domatesli köfte, çaylı kek, baharatlı tavuk sote yaptım.
Önemli nokta; hepsini de yaparken çok mutluydum.
Sorun; tüm bunlar yapmam gereken ama tek başıma yapamadığım bir planı ve türlü türlü taleplerle etrafını örüp ulaşmayı ertelediğim bir kararı çağrıştırıyor.
Keşke bu karmaşadan beni çıkarıp alacak bir sebep olan arkadaşlarım olsa:)
Ayrıca bir de vejeteryan bir köfte icat ettim. Besleyici, sağlıklı, çevreci.
Yine yeşil severler için harika bir fırın makarna yaptım, o da ilk kez.
Bu hafta hatırladığım kadarıyla; Kahvaltılık tuzlu - tatlı dürümler, menemen, fasülköfte, patlıcan kavurma, zeytintağlı fasülye, kabaklı fırın makarna, tavuklu erişte, tarhana çorbası, peynirli sebze kebabı, sebzeli incik kebabı, kavurmalı tirit,kurabiyecik, reçellik kurabiye, patlıcan sırtı, domatesli köfte, çaylı kek, baharatlı tavuk sote yaptım.
Önemli nokta; hepsini de yaparken çok mutluydum.
Sorun; tüm bunlar yapmam gereken ama tek başıma yapamadığım bir planı ve türlü türlü taleplerle etrafını örüp ulaşmayı ertelediğim bir kararı çağrıştırıyor.
Keşke bu karmaşadan beni çıkarıp alacak bir sebep olan arkadaşlarım olsa:)
14 Eylül, 2011
Okulum, Hocalarım ve Ben
En son Bursa'ya alan çalışmasına gitmeden önceki gece yazmıştım, daha önce benzeri deneyimlenmemiz bir yolculuğun hazırlık gecesi. Sonra erken dönüş, kısa istanbul ve öncekilerden oldukça farklı bir Konya - Bayram tatili ve gelen güzel haberlerle yazılacaklar epey de birikmişti aslında. Ama beni buraya döndüren başka bir şey oldu; Bursa heyecanını besleyen kişi.
Hem akademik bilgisinden hem insanlığından hem de çalışma disiplininden inanılmaz çok şey öğrendiğim; O'ndan öğrendiklerimle her seferinde öğrenmeyi, çalışmayı ve 'iyi insan olma yolunda yürümeyi' bir kez daha sevdiğim bir hocam var. Bu sabah yine, güzelliklerle var etti günü.
Düşünüyorum da bölümümü seviyorum derken, bilim alanı olarak planlamayı sevmemin bir sürü nedeni var, bütün gelecek planlarımı üzerine kurduğum. Ve bölümümü seviyorum derken, hocalarımla, ders ortamlarıyla, hep beraber yaptığımız işlerle, okulumla yani ekolojik ortamımla bütün olarak seviyorum.
Hele sivil toplum kuruluşları ile yaptığımız çalışmalarda beni alıp götüren işler, ilkeler, iş yapışlar ve metodlarla Şehir ve Bölge Planlama eğitiminde yaptıklarımızın örtüştüğü, birbirini beslediği alanlar oldu mu, değmeyin keyfime.
Tüm bunların hakkını verebilecek yolum, bu alanlarda katkı koyarak hep insanlığın ortak iyisi için yeni şeyler üretebilecek enerjim ve inancım olsun, ve ben utandırmayayım başta kendim olmak üzere kimseleri, emeği geçenleri.
Hem akademik bilgisinden hem insanlığından hem de çalışma disiplininden inanılmaz çok şey öğrendiğim; O'ndan öğrendiklerimle her seferinde öğrenmeyi, çalışmayı ve 'iyi insan olma yolunda yürümeyi' bir kez daha sevdiğim bir hocam var. Bu sabah yine, güzelliklerle var etti günü.
Düşünüyorum da bölümümü seviyorum derken, bilim alanı olarak planlamayı sevmemin bir sürü nedeni var, bütün gelecek planlarımı üzerine kurduğum. Ve bölümümü seviyorum derken, hocalarımla, ders ortamlarıyla, hep beraber yaptığımız işlerle, okulumla yani ekolojik ortamımla bütün olarak seviyorum.
Hele sivil toplum kuruluşları ile yaptığımız çalışmalarda beni alıp götüren işler, ilkeler, iş yapışlar ve metodlarla Şehir ve Bölge Planlama eğitiminde yaptıklarımızın örtüştüğü, birbirini beslediği alanlar oldu mu, değmeyin keyfime.
Tüm bunların hakkını verebilecek yolum, bu alanlarda katkı koyarak hep insanlığın ortak iyisi için yeni şeyler üretebilecek enerjim ve inancım olsun, ve ben utandırmayayım başta kendim olmak üzere kimseleri, emeği geçenleri.
15 Ağustos, 2011
Gece Hikayesi
Yine bir yolculuk önces gecesi, ben yine akşamdan yatıp birbuçuk saat uyuyup uyandım.
Yok olmuyor, akşamdan her işi bitirip zamanında yatıp sabah kalkıp yola çıkmayı bilmiyorum, beceremyorum. İlla o yolun öncesi sabahlanacak, yolculuk zaten akmakta olan bir erken günün içinde vuku bulacak, yeni başlayan günle değil.
Hazırlığı en zor yolculuklar, nereye gidip ne ile karşılaşacağını bilmediğin yolculuklar benim için. Ah diyorum şimdi keşke eğitime gidiyor olsaydım daha kolay olurdu hazırlanmak, hatta Family otele gidiyor olsaydım en kolayı olurdu:)
Bu sefer eğitime değil, bu sefer Bursa'nın köylerine gidiyorum, hem de meslek icabı:) Nerde kalırız ne yaşarız hiç bir ön görüm yok. Beni sürükleyen kısma, mesleğimin beni çeken yanını uygulama fırsatı bulacak olmam. Çaktırmayın, aslında uzun süre internetten flörtleştiğim biri ile ilk buluşma gibi; hayallerimdeki büyü, gerçekliği ile tanışınca aşka dönüşecek mi?
Vallayi heyecanlıyım, dönüşte okulu da bırakabilirim:p
Büyük ihtimal 10 gün yokum ama çok büyük ihtimal anılarla döneceğim. Bir köy defteri koyacağım sırt çantama, forsat buldukça yazıpta geleceğim.
Sevgiler. kime? kendime. bitti. hayır uykum yok karıştırıyorsunuz siz.
Yok olmuyor, akşamdan her işi bitirip zamanında yatıp sabah kalkıp yola çıkmayı bilmiyorum, beceremyorum. İlla o yolun öncesi sabahlanacak, yolculuk zaten akmakta olan bir erken günün içinde vuku bulacak, yeni başlayan günle değil.
Hazırlığı en zor yolculuklar, nereye gidip ne ile karşılaşacağını bilmediğin yolculuklar benim için. Ah diyorum şimdi keşke eğitime gidiyor olsaydım daha kolay olurdu hazırlanmak, hatta Family otele gidiyor olsaydım en kolayı olurdu:)
Bu sefer eğitime değil, bu sefer Bursa'nın köylerine gidiyorum, hem de meslek icabı:) Nerde kalırız ne yaşarız hiç bir ön görüm yok. Beni sürükleyen kısma, mesleğimin beni çeken yanını uygulama fırsatı bulacak olmam. Çaktırmayın, aslında uzun süre internetten flörtleştiğim biri ile ilk buluşma gibi; hayallerimdeki büyü, gerçekliği ile tanışınca aşka dönüşecek mi?
Vallayi heyecanlıyım, dönüşte okulu da bırakabilirim:p
Büyük ihtimal 10 gün yokum ama çok büyük ihtimal anılarla döneceğim. Bir köy defteri koyacağım sırt çantama, forsat buldukça yazıpta geleceğim.
Sevgiler. kime? kendime. bitti. hayır uykum yok karıştırıyorsunuz siz.
12 Ağustos, 2011
Bu günler...
... güzel günler. Farkında olmasam da hep o bana uzak olduğunu sandığım rahat, keyfe keder rutinden günler. Bazen aaammaan yaaa diyip arsızca gün boyu sahil kıyılarında geçirdiğim, bazen kafa rahatlığı ile keyifle saatlerce son derece verimli çalıştığım ya da gün boyu ev halinde misknlik yapıp kendi kendime kaldığım.
Hayat her ne kadar gevşek gibi görünse de, yine bir sürü çalışmacayla kandırıp, bizi kritik kararlara götürüyor yavaşça...
Hayat her ne kadar gevşek gibi görünse de, yine bir sürü çalışmacayla kandırıp, bizi kritik kararlara götürüyor yavaşça...
11 Ağustos, 2011
Pas!
Paslanmışım....
Zamanında ve doğru mail takibi yapamıyorum, arkadaşlarıma verdiğim sözleri zamanında yerine getiremiyorum, yaptığım iş planlarına uyamıyorum.
Olmuyor, olmuyor böyle! bu yaz bana yetmedi, başa sarmak istiyorum....
Zamanında ve doğru mail takibi yapamıyorum, arkadaşlarıma verdiğim sözleri zamanında yerine getiremiyorum, yaptığım iş planlarına uyamıyorum.
Olmuyor, olmuyor böyle! bu yaz bana yetmedi, başa sarmak istiyorum....
04 Ağustos, 2011
Erkekler ve İnsanlar!
Tarih boyunca süre geldiği gibi insan'ın erkek olanı referans veriyor olmasının aksine ben erkeklikle insanlık arasında bir geçiş olduğunu düşünüyorum! Hayır tabiki doğru değil bu söylediklerim, lakin anlayınız ki şu an o derece öfkeliyim.
"toplum gönüllüsü olmak sizin hayatınızda nasıl bir etki yarattı?" sorusuna verdiğim cevap senelerdir aynı; zorlaştırdı. Bu akşam farkettim ki feminist olmak daha da zorlaştırmış! Tıpkı sen olduğun için yaşadığın her ne sıkıntı varsa toplumda, eğer kadınsan onu iki kat daha şiddetli yaşıyor olma gibi.
Yolda yürürken laf atanı masum karşılar, duymuyor gibi yapıp aldırış etmeden yola devam etmenin güçlü, başı dik, aklı başında hatta özgür kadın olmak demek olduğunu düşünür, öyle olduğumu sandığım için öyle davranırdım. Bu akşam şunu yaşadım; saçma sapan yaklaşımlarla sizi taciz eden erkeklere karşı ağzınızı açıp tepki vermeniz bile mümkün değil. Bunun bir karşılığı olmalı diye tepinirken ruhum ve içim içimi yerken, yapabildiğim tek şey yüksek sesle bir kaş kelime savurmak oluyor bir yandan da içimde büyüyen tedirginliği bastırmaya çalışarak. Üstelik attığım her karşı adım, erkekleri daha da üstüme salyor!
Sokakta yaşadığım tedirginlğin, öfkenin ve ezilmişlik hissinin, eşitsizlik hissinin ardı sıra düşünürken farkettim ki; ergenliğimden itibaren cinselliği sokakta yediğim küfür ve taciz cümlelerinden öğrenmişim! Bu, sanırım bize çok şey söylüyor...
"toplum gönüllüsü olmak sizin hayatınızda nasıl bir etki yarattı?" sorusuna verdiğim cevap senelerdir aynı; zorlaştırdı. Bu akşam farkettim ki feminist olmak daha da zorlaştırmış! Tıpkı sen olduğun için yaşadığın her ne sıkıntı varsa toplumda, eğer kadınsan onu iki kat daha şiddetli yaşıyor olma gibi.
Yolda yürürken laf atanı masum karşılar, duymuyor gibi yapıp aldırış etmeden yola devam etmenin güçlü, başı dik, aklı başında hatta özgür kadın olmak demek olduğunu düşünür, öyle olduğumu sandığım için öyle davranırdım. Bu akşam şunu yaşadım; saçma sapan yaklaşımlarla sizi taciz eden erkeklere karşı ağzınızı açıp tepki vermeniz bile mümkün değil. Bunun bir karşılığı olmalı diye tepinirken ruhum ve içim içimi yerken, yapabildiğim tek şey yüksek sesle bir kaş kelime savurmak oluyor bir yandan da içimde büyüyen tedirginliği bastırmaya çalışarak. Üstelik attığım her karşı adım, erkekleri daha da üstüme salyor!
Sokakta yaşadığım tedirginlğin, öfkenin ve ezilmişlik hissinin, eşitsizlik hissinin ardı sıra düşünürken farkettim ki; ergenliğimden itibaren cinselliği sokakta yediğim küfür ve taciz cümlelerinden öğrenmişim! Bu, sanırım bize çok şey söylüyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)