Samsun 19 Mayıs Gem'deki Demokrasi ve Haklarımız eğitiminden sonra, birer patates çuvalına döndü ayaklarım.
Bütün bir yaz hemen hemen her gün patatesti ayaklarım...
Hala patates ayaklarım:(
31 Temmuz, 2010
Summer School, Gallipoli
Anadolunu topraktan müvellit yerinden, içinden başlayıpta güneyine, güney doğusuna ve kuzeyine bulaşıp avrupasında bile anadolu bulaşmış İstanbul'a döndüğümüz "teknik gezi" den sonra birde "summer school field trip" yaptık, Gelibolu'ya...
Ortak şeyler konuştuk zaman zaman ama sonsuz farklıydı, ruhum bile.
Hangisi daha anlamsız - anlamlandırması zor olduğundan - emin değilim; teknik gezideki ermiş huzurum ve dinginliği mi ruhumun, yoksa diğeri mi? her zamanki gibi olan mı yani?
Bilmem kaç bin kez feribota bindik, cephe cephe Gelibolu'yu gezdik.
Saksılardaki semizotlarına, gecesini dolunaya hazırlayan gün sonrası denizine musallat oldum.
Görmekten çok baktım bu kez, görmeyi öğrenmeye çalışır gibi baktım.
Önce inanmak istemedim sadece baktım, sonra gördüm.
Ben bir düşten vazgeçtim.
İnsanları eğlenirken, çalışırken, yemek yerken, yüzerken, sohbet ederken tanımaya çalıştım.
Kadınların hemcinslerini salak kendilerinide alemi çarpan cin sanmaktaki alışkanlıklarına bir kez daha güldüm geçtim. Saklı niyetler herkesin herkese karşı sonsuz söz hakkı sahipliğine tepki mi yoksa güvensizlik mi kendine anlamaya çalıştım. ikna edici bir cevabım hala yok elimde.
Bi akşam -son akşam- sinirlendim, öfke değildi yanlızca. Anlam verememezlik, birikmişlik, ve insanın insana olan tavrına itirazla, isyanla dolu bi kaç kelime işte. öyle bir ruh hali. çanakkale boğazına bağıra bağıra ağladım, nefesim kesildi bi ara öksürmek zorunda kaldım. Su veren oldu, ilk anda teselli edenin üzerine. Suyu içtim. Her yudumunu sadece boğazımı dindirsin diye değil, ruhuma iyi gelsin diye aynı niyette olanların, gördüğümü görenlerin olduğunu düşünerek içtim.
Sakinleştim.
Sonra uyudum yolda.
Sonra Atatürk havalimanında.
Sonra Samsun'da.
Atakumda, 19Mayısta ve Amisos'da.
Sonra İstanbul.
Ortak şeyler konuştuk zaman zaman ama sonsuz farklıydı, ruhum bile.
Hangisi daha anlamsız - anlamlandırması zor olduğundan - emin değilim; teknik gezideki ermiş huzurum ve dinginliği mi ruhumun, yoksa diğeri mi? her zamanki gibi olan mı yani?
Bilmem kaç bin kez feribota bindik, cephe cephe Gelibolu'yu gezdik.
Saksılardaki semizotlarına, gecesini dolunaya hazırlayan gün sonrası denizine musallat oldum.
Görmekten çok baktım bu kez, görmeyi öğrenmeye çalışır gibi baktım.
Önce inanmak istemedim sadece baktım, sonra gördüm.
Ben bir düşten vazgeçtim.
İnsanları eğlenirken, çalışırken, yemek yerken, yüzerken, sohbet ederken tanımaya çalıştım.
Kadınların hemcinslerini salak kendilerinide alemi çarpan cin sanmaktaki alışkanlıklarına bir kez daha güldüm geçtim. Saklı niyetler herkesin herkese karşı sonsuz söz hakkı sahipliğine tepki mi yoksa güvensizlik mi kendine anlamaya çalıştım. ikna edici bir cevabım hala yok elimde.
Bi akşam -son akşam- sinirlendim, öfke değildi yanlızca. Anlam verememezlik, birikmişlik, ve insanın insana olan tavrına itirazla, isyanla dolu bi kaç kelime işte. öyle bir ruh hali. çanakkale boğazına bağıra bağıra ağladım, nefesim kesildi bi ara öksürmek zorunda kaldım. Su veren oldu, ilk anda teselli edenin üzerine. Suyu içtim. Her yudumunu sadece boğazımı dindirsin diye değil, ruhuma iyi gelsin diye aynı niyette olanların, gördüğümü görenlerin olduğunu düşünerek içtim.
Sakinleştim.
Sonra uyudum yolda.
Sonra Atatürk havalimanında.
Sonra Samsun'da.
Atakumda, 19Mayısta ve Amisos'da.
Sonra İstanbul.
18 Temmuz, 2010
susuyorum
Bazen, olan bitene bakım " a salak kızım nasıl da kullanıyor şimdi seni" diye yarım ağız kahkahayla gülesim geliyor, hem de söyleyesim.
Sonra hemencecik Bebeko'nun bana o ilk gece söylediği şey geliyor aklıma " sen kendi hayatını kur boşver ötesini"
Kendi hayatıma geliyorum bir adım, olsun istiyor musun o insanlar hayatımda diye soruyorum kendime. Beynimden ve yüreğimden tek ses geliyor artık, hayır. Ee o zaman kimin canı yanacaksa yansın. Bunca beylik laf edipte tükürdüğünü yalamanın tek açıklaması yanlış anlaşılmalar, ben artık gerçekten değişiyorum, çok acı çektim ama artık büyüyorum öğreniyorumlar olamadığına göre artık, ya dileyene destur veren de dileyen kadar yanlız ve yanlızlığından korkacak kadar da aciz ya herşeyi görüp bildim öğrendim demesine rağmen hala öğrenecek can acısı var bu hikayede, ya da ruhunun hakkettiğini düşündüğü bu kadar. Kandırmacalı oyunlar kuralını en iyi bildiği.
Aslında tüm hepsine bir cevabım var; bana ne? Herkesin kendi tercihi. Bu kadar basit görünüyor dimi? Değil oysa, anlatması çok zor ama.
Allah korusun tüm sevdiklerimi. Eğer varsa öteki dünyanın iki ucu, tüm insanları bir tarafa onu öteki uca koysun.
Sonra hemencecik Bebeko'nun bana o ilk gece söylediği şey geliyor aklıma " sen kendi hayatını kur boşver ötesini"
Kendi hayatıma geliyorum bir adım, olsun istiyor musun o insanlar hayatımda diye soruyorum kendime. Beynimden ve yüreğimden tek ses geliyor artık, hayır. Ee o zaman kimin canı yanacaksa yansın. Bunca beylik laf edipte tükürdüğünü yalamanın tek açıklaması yanlış anlaşılmalar, ben artık gerçekten değişiyorum, çok acı çektim ama artık büyüyorum öğreniyorumlar olamadığına göre artık, ya dileyene destur veren de dileyen kadar yanlız ve yanlızlığından korkacak kadar da aciz ya herşeyi görüp bildim öğrendim demesine rağmen hala öğrenecek can acısı var bu hikayede, ya da ruhunun hakkettiğini düşündüğü bu kadar. Kandırmacalı oyunlar kuralını en iyi bildiği.
Aslında tüm hepsine bir cevabım var; bana ne? Herkesin kendi tercihi. Bu kadar basit görünüyor dimi? Değil oysa, anlatması çok zor ama.
Allah korusun tüm sevdiklerimi. Eğer varsa öteki dünyanın iki ucu, tüm insanları bir tarafa onu öteki uca koysun.
17 Temmuz, 2010
Çalışmak diyince,
Ne garip bir topluluğuz kendi içimizde.
- Bu gün Naaptın?
- Çalıştım
- Ne işi?
- bla bla bla bla bla.....
- Gönüllülük mü:)
Bünyemizde böyle bir hal, böyle bir etki:) Çalışmak deyince önce hep gönüllülükten yana işliyor bünye.
Her birimiz kendine yetmede ölümüne tembelken, çalışmak eylemi "gönüllülük"le kodlanmış bünyelerimize ve yeri geldiğinde gözümüz görmez olabilir pek çok şeyi.
Hayır vallahi para aldım bu sefer, para için çalıştım iş işte iş:)
- Bu gün Naaptın?
- Çalıştım
- Ne işi?
- bla bla bla bla bla.....
- Gönüllülük mü:)
Bünyemizde böyle bir hal, böyle bir etki:) Çalışmak deyince önce hep gönüllülükten yana işliyor bünye.
Her birimiz kendine yetmede ölümüne tembelken, çalışmak eylemi "gönüllülük"le kodlanmış bünyelerimize ve yeri geldiğinde gözümüz görmez olabilir pek çok şeyi.
Hayır vallahi para aldım bu sefer, para için çalıştım iş işte iş:)
Sevgili Arkadaşım,
Sevgili Arkadaşım blabla,
Sana blabla denek istemezdim ama bazı şeylerinde bir takım gizlilik gereklikleri var, yapcek bişi yok:)
Sana çok bozuldum bilesin.
Hadi bakalım, şimdide niye bozulduğumu çöz bakalım?
Bakalım yeterince iyi bir kurtmusun bu konuda:p
Sana blabla denek istemezdim ama bazı şeylerinde bir takım gizlilik gereklikleri var, yapcek bişi yok:)
Sana çok bozuldum bilesin.
Hadi bakalım, şimdide niye bozulduğumu çöz bakalım?
Bakalım yeterince iyi bir kurtmusun bu konuda:p
13 Temmuz, 2010
İncelikler!
İncelikleriyle bezenmiş güzel arkadaşlarım var benim.
İçlerinden geçipte yazıya döktükleri her kelimeyi okuduğumda incelikleriyle defalarca kez yeniden sevdiğim.
Ömrü hayatımda en karmaşık ilişkileri geliştirip en çok şey öğrendiğim kadınlarsınız siz benim. Yaşamı kendi dünyanızda nasıl evirip çevirdiğinize her defasında yeniden hayran kaldığım...
Bundan böyle, arkadaşlıklarımızı doya doya yaşayabilmek için daha çok şey yapacağım, hatta bazen bu şeyin adı yüzsüzlük olsa da:)
İyi ki varsınız.
İçlerinden geçipte yazıya döktükleri her kelimeyi okuduğumda incelikleriyle defalarca kez yeniden sevdiğim.
Ömrü hayatımda en karmaşık ilişkileri geliştirip en çok şey öğrendiğim kadınlarsınız siz benim. Yaşamı kendi dünyanızda nasıl evirip çevirdiğinize her defasında yeniden hayran kaldığım...
Bundan böyle, arkadaşlıklarımızı doya doya yaşayabilmek için daha çok şey yapacağım, hatta bazen bu şeyin adı yüzsüzlük olsa da:)
İyi ki varsınız.
CapriSun ve Greencat
Bu sabah yüklüce bi miktar kan verdikten sonra, sabahları kan vermenin en eğlenceli kısmı olan 'hastane simiti' almak kısmını elbette atlamadım:)
Otobüs durağının ordaki bakkala su alayım niyetiyle girmiştim ki CapriSun'la karşılaştım! Elim bi Caprisun'a bi suya gitti ve tabikiii caprisun kazandı!
Evet, önce hüplettim sonra gümlettim:)
"Sonra simitçi amcadan niye poşet aldım ben yaaa" diye hayıflanıp elimdeki poşeti evirip çevirirken poşetin inceliği dikkatimi ekti önce sonra üstündeki yeşil yazılar ve bir pati izi.
Greencat yazıyor patinin altında, logo gibi. Poşetin üzerinde de,
" Bu poşet içerdiği greencat katkı sayesinde doğaya bırakıldığında güneşten gelen ısı ve ışık ile hıla oksitlenerek çözünecek ve 18 ila 24 ay arasında doğada bulunan mikroorganizmalar tarafından tüketilecektir" yazıyor.
Hay maşallah!!! Kadıköy belediyesi naylon poşet kullanımı azaltmak için bez çanta dağıtmanın yanı sıra böyle bir güzellik mi yaptı acaba? diye geçirmedim değil içimden.
Yarın sabah yine kadıköy ilçesinde ama başka bir hastaneye kan vermeye gideceğim ve hastane önünden simit alacağım, özellikle poşet isteyeceğim.
Umutluyum !
Otobüs durağının ordaki bakkala su alayım niyetiyle girmiştim ki CapriSun'la karşılaştım! Elim bi Caprisun'a bi suya gitti ve tabikiii caprisun kazandı!
Evet, önce hüplettim sonra gümlettim:)
"Sonra simitçi amcadan niye poşet aldım ben yaaa" diye hayıflanıp elimdeki poşeti evirip çevirirken poşetin inceliği dikkatimi ekti önce sonra üstündeki yeşil yazılar ve bir pati izi.
Greencat yazıyor patinin altında, logo gibi. Poşetin üzerinde de,
" Bu poşet içerdiği greencat katkı sayesinde doğaya bırakıldığında güneşten gelen ısı ve ışık ile hıla oksitlenerek çözünecek ve 18 ila 24 ay arasında doğada bulunan mikroorganizmalar tarafından tüketilecektir" yazıyor.
Hay maşallah!!! Kadıköy belediyesi naylon poşet kullanımı azaltmak için bez çanta dağıtmanın yanı sıra böyle bir güzellik mi yaptı acaba? diye geçirmedim değil içimden.
Yarın sabah yine kadıköy ilçesinde ama başka bir hastaneye kan vermeye gideceğim ve hastane önünden simit alacağım, özellikle poşet isteyeceğim.
Umutluyum !
11 Temmuz, 2010
08 Temmuz, 2010
Bitti..
Can!la saha yıl sonu değerlendirmemizi yaptık ve bittik.
Güzel, sakin bir değerlendirme oldu. Hep olduğu gibi, sohbet eder gibi. Can'la her konuşmamda olduğu gibi, yeni buluşların, itirafların habercisi oldu kendimde, hep+1'im oldu O :).
Gözlerim yaşarıyor şimdi bazı şeyleri düşündükçe. En çokta mücadelemi düşünoyrum, kendimce, biten - bitmeyen.
Son dört yılda hayatında en çok neye emek verdin? diye sordum kendime. Sonra da peki son dört yılda en çok nerede, kim sana emek verdi? diye. Örtüşen cevaplar hep mutlu etti, hem birazcık düşündürdü.
Hiç kimsenin -kendim de dahil- emeğini boşa götürmeden bitirebilsem keşke yıllar sonraya giden bu süreci.
Güzel, sakin bir değerlendirme oldu. Hep olduğu gibi, sohbet eder gibi. Can'la her konuşmamda olduğu gibi, yeni buluşların, itirafların habercisi oldu kendimde, hep+1'im oldu O :).
Gözlerim yaşarıyor şimdi bazı şeyleri düşündükçe. En çokta mücadelemi düşünoyrum, kendimce, biten - bitmeyen.
Son dört yılda hayatında en çok neye emek verdin? diye sordum kendime. Sonra da peki son dört yılda en çok nerede, kim sana emek verdi? diye. Örtüşen cevaplar hep mutlu etti, hem birazcık düşündürdü.
Hiç kimsenin -kendim de dahil- emeğini boşa götürmeden bitirebilsem keşke yıllar sonraya giden bu süreci.
07 Temmuz, 2010
Bazen...
düşnünce özlediğim şeyleri, hatta kendiliğinden kuruluveren hayalleride hesaba katarsak, seviyoruz diye bi alemi, "ben hayatta her şeyi biraz yaşarım" yalanıyla temize çıkarıp kendimizce kendimizi, şeffaf bile olsa duvarlar örüp etrafımıza anca bir avuç insanla...
O kadarız çünkü... sevdiğin hayatında bir bedeli. Alışkanlıklarının seni senden uzakalştırdığı gerçeğiyle karşılaşmak bi öğle yarısı, ya da kendini bulduğun yerleri özlemek, bağımlılığı reddeden krizlerde.
Bunları biliyosunda noluyor? çıkabiliyormusun çemberin dışına? Yalan...
O kadarız çünkü... sevdiğin hayatında bir bedeli. Alışkanlıklarının seni senden uzakalştırdığı gerçeğiyle karşılaşmak bi öğle yarısı, ya da kendini bulduğun yerleri özlemek, bağımlılığı reddeden krizlerde.
Bunları biliyosunda noluyor? çıkabiliyormusun çemberin dışına? Yalan...
06 Temmuz, 2010
Uzak
Yakın olmayı becerebildiğin kadar iki kelamlık lafta,
fersah fersah uzak durmayıda başarıyorsun bir anda.
Merak ediyorum evet, hatta çokca özledim de bir zaman
Ama sırf, uzak duruşunu bildim, tanıdım anla diyeydi bu geceki uykulu selam!
Hayır yalan söylemedim,
Ama çok geceler bilirimki uyku diye seni dinlerdim.
Şimdi dinlesem,
Suskunluğunda boğulacağım zoraki lakırdıların.
fersah fersah uzak durmayıda başarıyorsun bir anda.
Merak ediyorum evet, hatta çokca özledim de bir zaman
Ama sırf, uzak duruşunu bildim, tanıdım anla diyeydi bu geceki uykulu selam!
Hayır yalan söylemedim,
Ama çok geceler bilirimki uyku diye seni dinlerdim.
Şimdi dinlesem,
Suskunluğunda boğulacağım zoraki lakırdıların.
05 Temmuz, 2010
Mezarlar
yaprak gibi buluş
kokular gibi seviş: Bahar mezarı
İlk kezmiş gibi buluş
Son kezmiş gibi seviş: Yaz mezarı
Salkımlar gibi buluş
Ağular gibi seviş : Güz mezarı
Sokaklar gibi buluş
Çarşılar gibi seviş: Kış mezarı
kokular gibi seviş: Bahar mezarı
İlk kezmiş gibi buluş
Son kezmiş gibi seviş: Yaz mezarı
Salkımlar gibi buluş
Ağular gibi seviş : Güz mezarı
Sokaklar gibi buluş
Çarşılar gibi seviş: Kış mezarı
Canım Süreyya
Özgürlüğün geldiği gün
O gün ölmek yasak
-----
Barış demiştir ve güversin tıkmışlardır boğazına
Bu yüzden edep kuralı gözetmez Anadolu ermişi
Bu yüzden kimi zaman zordur ayırmak
Üstünü başını yırtmış ağıtlardan şiiri
Bir dostluk hastalığıdır senin şiirin,
Sümbül diye genzine bastırırsın akrebi
-----
Bir kentin ortasındasın boyuna saatini kuruyorsun
O durursa hayatın da duracak sanki
Evler eski bir uygarlığın dingin lağımları
Sokaklarsa çatışıyor temizliyor birbirini
Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri
* iki yüksek tepenin bağı, sarp bir uçurummul işte. Ondan sebep kavuşmanın güçlüğü ve masalsı yanı*
O gün ölmek yasak
-----
Barış demiştir ve güversin tıkmışlardır boğazına
Bu yüzden edep kuralı gözetmez Anadolu ermişi
Bu yüzden kimi zaman zordur ayırmak
Üstünü başını yırtmış ağıtlardan şiiri
Bir dostluk hastalığıdır senin şiirin,
Sümbül diye genzine bastırırsın akrebi
-----
Bir kentin ortasındasın boyuna saatini kuruyorsun
O durursa hayatın da duracak sanki
Evler eski bir uygarlığın dingin lağımları
Sokaklarsa çatışıyor temizliyor birbirini
Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri
* iki yüksek tepenin bağı, sarp bir uçurummul işte. Ondan sebep kavuşmanın güçlüğü ve masalsı yanı*
Garipçe Köy' e....

... gittim bu gün yeniden.
taşımadan yüreğimden bir sürü şeyi, yada yoksunken bir sürü şeyden bu sefer.
Karşılıklı evet. Niyetimiz gerçek olsun!
Bir yıl sonra bu gün evet, konuşalım!
Hem, diploma törenide geçmiş olur.
Hatta belki anlatırız... mı?
Keşke...
" Yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem,
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" demiş Cemal Süreyya. Canım Süreyya...
04 Temmuz, 2010
Güneşe Emanet!
Biz Çiçek Hanım'la sadece kahkahalarımızdan ötürü kalplerimizin hızla attığı ve daldan dala sohbet edip güneşe emanet şarkılar söyleyeceğiz bi gece.
Çok uzak değil, değil mi?
Çok uzak değil, değil mi?
Çünkü çok ta düşünmedim aslında...
Bu gün,
Kelimeleri, cümleleri yutuveren bir gün oldu. aklım karıştı ama darlamadım ruhumu. yanımdakilerden ötürü.
üç filmden genzimde kalan üç koku.
üç insan istiklalde, üç vakitte. gün batımında, akşam vaktinde ve gecede.
ah salak kafam him beklemediğimden ve o ufacık anın bile büyüsünde kendimi kaybettiğimden anlamadım " birbirimizi bulabilcekmiyiz" sorusunu.
olsun... masumiyetin rengi sahiciliğe zemindir kimi hikayelerde.
Ve kedi gözleri bu güne dek,
ben ne zaman saf ve çocukça takıldıysam o zaman gülümsedi.
Bu gün, çok kelime yan yana dizilip te geçti zihnimden.
Yitip gitti hepsi, tek kelime yazmadım.
Demek ki ben değilim gecenin şairi,
Ama sen, kedi gözlü adamsın işte.
Ötesi yok!
Kelimeleri, cümleleri yutuveren bir gün oldu. aklım karıştı ama darlamadım ruhumu. yanımdakilerden ötürü.
üç filmden genzimde kalan üç koku.
üç insan istiklalde, üç vakitte. gün batımında, akşam vaktinde ve gecede.
ah salak kafam him beklemediğimden ve o ufacık anın bile büyüsünde kendimi kaybettiğimden anlamadım " birbirimizi bulabilcekmiyiz" sorusunu.
olsun... masumiyetin rengi sahiciliğe zemindir kimi hikayelerde.
Ve kedi gözleri bu güne dek,
ben ne zaman saf ve çocukça takıldıysam o zaman gülümsedi.
Bu gün, çok kelime yan yana dizilip te geçti zihnimden.
Yitip gitti hepsi, tek kelime yazmadım.
Demek ki ben değilim gecenin şairi,
Ama sen, kedi gözlü adamsın işte.
Ötesi yok!
27 Haziran, 2010
başlıksız
Bazı çocuklar erken yaşta tanışır ölümle.
Bazıları da, erken yaşta ölümle tanışan çocuk yakınları ve kayıplarla.
Dünyada kaldığı yaş ne olursa olsun, yaşları hep çocuktur kimilerinin, çünkü adı çocuktur işte. o çocuktur.
Ses tonunu, oalylara yorumunu, bir de sevgini hatırlıyorum hala, hala değil sık sık.
Çok zaman geçmiş gibi değil mi? Kaç gün oldu ki halbu ki? Kaç bayram sofrası sensiz?
Paylaşılmasının zorluğu gibi, vazgeçilmesi zor bir sevgi seninki. En çok inandıklarımdansın sen benim, en çok hayran olduğum insanlığına. Herkesce anlaşılmasının mümkün olmayanlardan olduğuna.
Hiç geçmiş zaman kipine geçmedim, ilk söylediğimde babam " artık bir tane halan var "diye düzeltse de, Elif Halam ve Alime Halam diye ayırmaktan vazgeçmedim. Senin keyfine değsin diye nefes almaktan akşam vakitleri, biraz duman çekmekten.
Hep sıkıştığını düşündüğüm o çizginin öte tarafında cesur adımlarla yanımda sen varmışcasına yürümekten...
Saçlarının dalgasının yüzünü güzelleştirdiği, gözlerinin ve cildinin dinlenmiş, huzur dolu baktığın o halin, yanımda zaman zaman. o hayalin ne zaman nasıl girdi zihnime hiç bilmiyorum ama, öyle huzurlusun ki ve öyle yanımda.
Çok özledim seni. Ama şikayet değil bu. Sevgini çok hissettim şimdi içimde. Sanki bu gün, senle yürümüş gibi sokakları...
Ölümü tanımakla kayıpları tanımak arasında ki farkı, ben sende öğrendim.
Işığın hiç sönmesin.
Bazıları da, erken yaşta ölümle tanışan çocuk yakınları ve kayıplarla.
Dünyada kaldığı yaş ne olursa olsun, yaşları hep çocuktur kimilerinin, çünkü adı çocuktur işte. o çocuktur.
Ses tonunu, oalylara yorumunu, bir de sevgini hatırlıyorum hala, hala değil sık sık.
Çok zaman geçmiş gibi değil mi? Kaç gün oldu ki halbu ki? Kaç bayram sofrası sensiz?
Paylaşılmasının zorluğu gibi, vazgeçilmesi zor bir sevgi seninki. En çok inandıklarımdansın sen benim, en çok hayran olduğum insanlığına. Herkesce anlaşılmasının mümkün olmayanlardan olduğuna.
Hiç geçmiş zaman kipine geçmedim, ilk söylediğimde babam " artık bir tane halan var "diye düzeltse de, Elif Halam ve Alime Halam diye ayırmaktan vazgeçmedim. Senin keyfine değsin diye nefes almaktan akşam vakitleri, biraz duman çekmekten.
Hep sıkıştığını düşündüğüm o çizginin öte tarafında cesur adımlarla yanımda sen varmışcasına yürümekten...
Saçlarının dalgasının yüzünü güzelleştirdiği, gözlerinin ve cildinin dinlenmiş, huzur dolu baktığın o halin, yanımda zaman zaman. o hayalin ne zaman nasıl girdi zihnime hiç bilmiyorum ama, öyle huzurlusun ki ve öyle yanımda.
Çok özledim seni. Ama şikayet değil bu. Sevgini çok hissettim şimdi içimde. Sanki bu gün, senle yürümüş gibi sokakları...
Ölümü tanımakla kayıpları tanımak arasında ki farkı, ben sende öğrendim.
Işığın hiç sönmesin.
Hiçliğin...
... keyfine vara vara yürümek sokaklarda.
kayıp oluvermek.
galatadan düşüvermek, haliçten akıvermek.
ya da,
kaybolmak tanımadığın kadıköy sokaklarında.
kayıp oluvermek.
galatadan düşüvermek, haliçten akıvermek.
ya da,
kaybolmak tanımadığın kadıköy sokaklarında.
26 Haziran, 2010
İtiraf
Evet itiraf ediyorum,
Google'da bir şey ararken arama sonuçlarında ilk çıkan sayfa bağlantısına tıklamıyorum.
Google'da bir şey ararken arama sonuçlarında ilk çıkan sayfa bağlantısına tıklamıyorum.
Bu İki Etti!
yine o'nu gördüm rüyamda. nerden geldi girdi aklım? dün 3 saniye ismi geçti diye belki.
kendime kızıyorum ve anlamıyorum. nasıl bir etki bırakmış hayatımda? neden izin vermişim buna? anlatsan da kimsenin anlamyacaklarından bu. kararım karardır, masumiyeti ve iyi niyeti mümkün değildir o kişinin.
teknelerle geziyordum, kocaman ahşap döşemeli güvertelerinde çıplak ayak yürüyüp yüzümü güneşe sunarak. dikkat çanları çalıyor herkeste sakin bir hazırlılık hali. "geliyor" diyorlar ve teknenin yanına yanaşan başka bir tekneden o iniyor ve tutukluyorlar. anında, senin açtığın dava sonucu hükümlü olduğu için deniz üzerinde tutuklu olarak seyahat edecek. içimde göz göz oluyor öfke,pişmanlık,üzgünlük kabarcıkları. bitek zicirlerin ellerine bağlanışını seyrediyorum ve sonra gidiyorum. hem sevinçliyim mahkum edilip tutuklandığı için hem üzgün, ne oldu ki bu kadar diye.
ikinci kez gördüm tarafından şiddete maruz kalıp hakkında tutukluluk istediğimi. ikinci kez onu mahkum edilmiş görmek istedim, belki sırf dünya alem bilsin diye ne cinsten bir zarar ziyan eden olduğunu.
belki bi kez de, şiddetine maruz kaldığımdan yapmacık krizlerde.
hadi git, def' ol alemdinde git alemimden.
gidebileceğin en güzel yer, bana en uzak olan olsun.
kendime kızıyorum ve anlamıyorum. nasıl bir etki bırakmış hayatımda? neden izin vermişim buna? anlatsan da kimsenin anlamyacaklarından bu. kararım karardır, masumiyeti ve iyi niyeti mümkün değildir o kişinin.
teknelerle geziyordum, kocaman ahşap döşemeli güvertelerinde çıplak ayak yürüyüp yüzümü güneşe sunarak. dikkat çanları çalıyor herkeste sakin bir hazırlılık hali. "geliyor" diyorlar ve teknenin yanına yanaşan başka bir tekneden o iniyor ve tutukluyorlar. anında, senin açtığın dava sonucu hükümlü olduğu için deniz üzerinde tutuklu olarak seyahat edecek. içimde göz göz oluyor öfke,pişmanlık,üzgünlük kabarcıkları. bitek zicirlerin ellerine bağlanışını seyrediyorum ve sonra gidiyorum. hem sevinçliyim mahkum edilip tutuklandığı için hem üzgün, ne oldu ki bu kadar diye.
ikinci kez gördüm tarafından şiddete maruz kalıp hakkında tutukluluk istediğimi. ikinci kez onu mahkum edilmiş görmek istedim, belki sırf dünya alem bilsin diye ne cinsten bir zarar ziyan eden olduğunu.
belki bi kez de, şiddetine maruz kaldığımdan yapmacık krizlerde.
hadi git, def' ol alemdinde git alemimden.
gidebileceğin en güzel yer, bana en uzak olan olsun.
Görüyorum ki,
bazen tahammülden geçiyor sevmenin yolu.
dolu dolu, hisle sevmek değil bu. birlikte iş yapmaya, zoraki paylaşılan kısımlarına yetecek kadar hayatın.
sinir olmadan anlayabilmek için. kırılmamak, kırmamak için konuşmamaya ikna edebilmek için kendi kedini.
olmaz olmaz demeyin, bunu da öğreniyorum.
- ki ben en çok, buna direndiğim için kaybettim-
dolu dolu, hisle sevmek değil bu. birlikte iş yapmaya, zoraki paylaşılan kısımlarına yetecek kadar hayatın.
sinir olmadan anlayabilmek için. kırılmamak, kırmamak için konuşmamaya ikna edebilmek için kendi kedini.
olmaz olmaz demeyin, bunu da öğreniyorum.
- ki ben en çok, buna direndiğim için kaybettim-
25 Haziran, 2010
Git
Gidebileceğin en güzel yer, bana en uzak olan yer olsun.
Git. Son kez git. Dönme ki, son olsun.
Git ve kal.
En uzağa!
Git. Son kez git. Dönme ki, son olsun.
Git ve kal.
En uzağa!
Rüya'mda,
mendil satan bir çocuk gördüm. Mendilleri şeffaf poşetli viva markaydı. üstüste dizmiş hepsini "kes abla" dedi, " fal bakayım". "aaaa mendil falı da mı çıkmış" diyip sallamadım yürüdüm, attığım adım harabeye dönmüş, her sınıfı bir odadan ibaret ve her sınıfta kir ve pisliğin arasında zır görülen bir çocuğun olduğu bir okula düşüverdi. İrkildi, hızla arkamı döndüm geri adım atamadan, mendilci çocuk yeşil ateşler saçan gözleriyle tam burnumun dibindeydi "mendil'in lanetinın yanında bu neki?" dedi. "kes mendilleri de falına bakayım" kendimi StefanKing'in Çingene Pastası Romanındaki adam gibi lanetlenmiş hissettim ama hala bi kurtuluşum vardı lanetten. Mendilleri kestim, kestiğim yeri beğenmedi çocuk keyfine göre mendil destesini ikiye ayırıp sonra dönüp gitti.
Falımda ne çıktı merak ediyorum.
Falımda ne çıktı merak ediyorum.
23 Haziran, 2010
sakin..!
çıldırmış gibi bir arayıştayım...
sona yaklaşıyorum derken, vaz geçiyorum birer birer yaklaştığım yarınlara kurduğum hayallerden.
ya da yeni hayaller peşindeyim. hnagisi gerçek ve daha yakın bilememenin sancısı içindeyim.
bi taraf artık yeterince tanıdık ve yapılabilir.
diğer yan, vitrin gibi uzaktan görüp izlediğim, o vitrine nasıl çıkılır oldukça bilinmez.
lisansüstü,sosyoloji,planlama,akademi,yönetmelik,itü,msgsu, bissürü bissürü kelime, pencere.
Çat diye kapadım hepsini. Bu stresle bunca zaman erken boğulmanın manası ne?
Sorabilirim oysa, bu yollardan yürüyenlere. Arkadaşça, dostça olacaklarını bilerek hemde.
Soracak kadar bile bilmiyorum evet,
olsun,
sormayı da sorarım.
onlar kitap olur ben okurum belki, kendi kütüphanemi kurarım.
Nefes almalıyım
ve sakin.
Çok şey yapmanın üç kuralını unutmadan; üşenme-erteleme-vazgeçme
sona yaklaşıyorum derken, vaz geçiyorum birer birer yaklaştığım yarınlara kurduğum hayallerden.
ya da yeni hayaller peşindeyim. hnagisi gerçek ve daha yakın bilememenin sancısı içindeyim.
bi taraf artık yeterince tanıdık ve yapılabilir.
diğer yan, vitrin gibi uzaktan görüp izlediğim, o vitrine nasıl çıkılır oldukça bilinmez.
lisansüstü,sosyoloji,planlama,akademi,yönetmelik,itü,msgsu, bissürü bissürü kelime, pencere.
Çat diye kapadım hepsini. Bu stresle bunca zaman erken boğulmanın manası ne?
Sorabilirim oysa, bu yollardan yürüyenlere. Arkadaşça, dostça olacaklarını bilerek hemde.
Soracak kadar bile bilmiyorum evet,
olsun,
sormayı da sorarım.
onlar kitap olur ben okurum belki, kendi kütüphanemi kurarım.
Nefes almalıyım
ve sakin.
Çok şey yapmanın üç kuralını unutmadan; üşenme-erteleme-vazgeçme
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
