Defterler eskidiğinden değil,
Hayatın hızlı, yorarken dinçleştiren, kendime döndüren ve huzura yürüten günlerinde olmadığımdan şimdi,
Yani, yaşanılanların eskimesinden
Ya da eskisin istediklerimden.
- ki arada derede içimi kıpırdatıp huzurla gülümsetenlere sahip çıksam bile tek, kuş olur uçardım-
Ama zaman değişken, bunu da bilirim.
04 Ekim, 2010
16 Eylül, 2010
Bunu ben demedim ilk;
Önümdeydin
Arkamdaydın
Sağımdaydın
Solumdaydın
Altımdaydın
Üstümdeydin
Beni yine de Göremedin
Fotoğraf http://web.mac.com/cemreyesil/iWeb/Site%208/17065EA7-E63E-4106-AD4A-B25F94980FB7.html adresinden alınmıştır
15 Eylül, 2010
Kentleri Sevmek
"Kentleri sevdiren kişiler var"
kendi kendine, kendini o kentte sevdiğin için sevdiğin kentler. Kendine kızıp kaçmak için terkettiğin kentler.
Çok sevdiklerini görmeye gittiğin için, gidince sevdiklerinle olduğun için sevdiğin kentler var, sevilenlerin çiğlikleriyle canını acıttığında içinde boğulduğun kentler.
Çok sevdiğin için orada gördüğün kişileri sevdiğin kentler var yada. Yada bir sürü şekli daha var bu hallerin...
Günün usulca yaklaştığı sakin karanlıklarda gökyüzüne bakıpta nefes alınca orda huzur dolduğun, kapısını açınca rahatladığın evine vardığın, sokağa çıkınca havadaki kırıntılarla oynaştığın, güne başlamaktan keyif aldığın, otobüsteki kalabalığını, trafiğin arasından göz kırpan boğaz manzarasını, birbirine kolyenin boncukları gibi bağlı semtlerini sevdiğin bir kent.
Yıllarında hatrı sayılır bir yeri olan bir semtin ara sokaklarından birinde şirin bir kafede kahvaltı ettiğin, üstüne kahveni höpürdedip secdiğin insanlarla sohbete devam ettiğin, kolyenin boncuklarından misina misali süzülerek, yürüyerek geçip gittiğin, ışığını, kokusunu, sesini sevdiğin, süprizlerle karşılaştığın, kıvanş duyduğun, canının yandığını hissettiğin, sıkıldığın, kızdığın, affettiğin, afffetmediğin, kendini anladığın/anlamadığın, çok merak edip bulmaya açlışıtığın kişi için vagonların, motorların içini kolacan ettiğin, diğer kıtaya geçmek için bindiğin motordan vazgeçiğ geri indiğin ve son zamanlarda olup bitenleri anlamaya çalışırken oturduğun Kabataş sahilinde bir çay bahçesindeki masaya çok yakıştığın bir kent.
Sevdirene, sevdiğine ve sevene...
kendi kendine, kendini o kentte sevdiğin için sevdiğin kentler. Kendine kızıp kaçmak için terkettiğin kentler.
Çok sevdiklerini görmeye gittiğin için, gidince sevdiklerinle olduğun için sevdiğin kentler var, sevilenlerin çiğlikleriyle canını acıttığında içinde boğulduğun kentler.
Çok sevdiğin için orada gördüğün kişileri sevdiğin kentler var yada. Yada bir sürü şekli daha var bu hallerin...
Günün usulca yaklaştığı sakin karanlıklarda gökyüzüne bakıpta nefes alınca orda huzur dolduğun, kapısını açınca rahatladığın evine vardığın, sokağa çıkınca havadaki kırıntılarla oynaştığın, güne başlamaktan keyif aldığın, otobüsteki kalabalığını, trafiğin arasından göz kırpan boğaz manzarasını, birbirine kolyenin boncukları gibi bağlı semtlerini sevdiğin bir kent.
Yıllarında hatrı sayılır bir yeri olan bir semtin ara sokaklarından birinde şirin bir kafede kahvaltı ettiğin, üstüne kahveni höpürdedip secdiğin insanlarla sohbete devam ettiğin, kolyenin boncuklarından misina misali süzülerek, yürüyerek geçip gittiğin, ışığını, kokusunu, sesini sevdiğin, süprizlerle karşılaştığın, kıvanş duyduğun, canının yandığını hissettiğin, sıkıldığın, kızdığın, affettiğin, afffetmediğin, kendini anladığın/anlamadığın, çok merak edip bulmaya açlışıtığın kişi için vagonların, motorların içini kolacan ettiğin, diğer kıtaya geçmek için bindiğin motordan vazgeçiğ geri indiğin ve son zamanlarda olup bitenleri anlamaya çalışırken oturduğun Kabataş sahilinde bir çay bahçesindeki masaya çok yakıştığın bir kent.
Sevdirene, sevdiğine ve sevene...
01 Eylül, 2010
Özlenen Sofralar
Dün biraz yağmur yağdı, beş dakika kadar.
Tam ben büyük bir hırçınlıkla uykudan uyanıp yola atmışken kendimi, meram eskiyol dolmuşundan inip fatih pastahanesinden kaymaklı dondurma alıp yaka meram dolmuşu beklerken.
Yağmura rağmen, hatta yağmura inat toz dumandı ortalık. Konya'nın kuru, acımasız, yüzünde maskesi olmayan dosdoğru havasıydı. Bütün yaz yerlerde sürünüp arada bir havada uçuşmuş toz zerreleri günler, haftalar sonra karşılaştıkları ilk yağmur damlalarıyla kıran kırana mücade ediyorlardı. Sorsan, onlar da bilmiyor kavganın ne uğruna olduğunu. Tıpkı tüm kavgalar gibi nedensiz. Sadece yok etmek pahasına var olabilme iç güdüsü.
Mervelerin bahçeye yürürken, kaç kere yürüdüm bu yoldan dedim. Her birinde heyecanla, özleyerek.
Kuru havada asılı duran bulutların ardında kaybolan güneş, takkeli dağ ve bahçede meyvesini topladığımız ağaçların hepsi hep aynı şeyi söylüyordu sanki.
İftarı mangal sofrasıyla karşılayıp, geceye dondurma çerez ve meyvelerle devam edip sahurda kumpirlerimizi yuvarlasakta, ruhum doymadı ikindi serinliğinde havaya, ağaca ve yıldıza.
Yıldızlarına aşık olduğum iki sema var; biri mardin geceleri diğeri de konyanın bahçeleri.
İstanbul'u özledim diyordum ya, benim gitme vaktim gelmiş galiba. Gitmek istiyorum oradan oraya...
Tam ben büyük bir hırçınlıkla uykudan uyanıp yola atmışken kendimi, meram eskiyol dolmuşundan inip fatih pastahanesinden kaymaklı dondurma alıp yaka meram dolmuşu beklerken.
Yağmura rağmen, hatta yağmura inat toz dumandı ortalık. Konya'nın kuru, acımasız, yüzünde maskesi olmayan dosdoğru havasıydı. Bütün yaz yerlerde sürünüp arada bir havada uçuşmuş toz zerreleri günler, haftalar sonra karşılaştıkları ilk yağmur damlalarıyla kıran kırana mücade ediyorlardı. Sorsan, onlar da bilmiyor kavganın ne uğruna olduğunu. Tıpkı tüm kavgalar gibi nedensiz. Sadece yok etmek pahasına var olabilme iç güdüsü.
Mervelerin bahçeye yürürken, kaç kere yürüdüm bu yoldan dedim. Her birinde heyecanla, özleyerek.
Kuru havada asılı duran bulutların ardında kaybolan güneş, takkeli dağ ve bahçede meyvesini topladığımız ağaçların hepsi hep aynı şeyi söylüyordu sanki.
İftarı mangal sofrasıyla karşılayıp, geceye dondurma çerez ve meyvelerle devam edip sahurda kumpirlerimizi yuvarlasakta, ruhum doymadı ikindi serinliğinde havaya, ağaca ve yıldıza.
Yıldızlarına aşık olduğum iki sema var; biri mardin geceleri diğeri de konyanın bahçeleri.
İstanbul'u özledim diyordum ya, benim gitme vaktim gelmiş galiba. Gitmek istiyorum oradan oraya...
26 Ağustos, 2010
Bilirsin de... Niye bilmezsin?
Benim kafamı kaldırdım mı güneşi, yıldızları görmeden edemeyeceğimi bilirsin de,
Soğuk ve sert rüzgarlara karşı yürümeyi sevdiğimi niçin bilmezsin?
-gönülçelen-
Soğuk ve sert rüzgarlara karşı yürümeyi sevdiğimi niçin bilmezsin?
-gönülçelen-
25 Ağustos, 2010
Kydona - Ayvalık
Güzel bir gezi oldu, yıllardır gerçekleştirmek istediğim. Ayvalık ve özellikle Cunda benim için çok uzun zamanlardan beri görmezsem gözüm açık gider listesinde idi. Çiçek Hanım Ayvalık'a yerleşince bu özlemim daha kuvvetli ve daha yakın olsada bi türlü gerçekleşmemişti.
İşte Oldu!
Çok güzel vakit geçirdim, çok fazla teşekkür biriktirdim.
Yol arkadaşım,ilk sabah sabahın ilk ışıklarında minik bir yürüyüş,sabah uykusu,ayvalık tostu ve portakal suyu, şirinkentte bizi yiyen balıklar, badavut, eee ama orayı geçtiikk ve hazırmısınız? lar, Özge-Erdem ve Kumul ile akşam çayı, Cunda denizi, Cunda'nın sokakları, Sevgili Vino, Sakızlı dondurma, Tulum peynirli kahvaltılıklar, Kediler ve kedili hediyeliklere hayran kediseverlerimi sevmek, Çöpmadam, Koruk suyu, Ayvalık sokakları, Veli'nin yeri, Akşam pazarı, Ayvalık sahili,yan banktaki amcalar, gece paniği, Canımız arkadaşlarımızın bize kol kanat germesi, balkon keyifleri, fal bakmaca, Ayvalık pazarı, Elif'in takıları, Duygu'ların kapısını açma macerası, hep beaber hazırlanan şahane sofralar, Güzel bir incir ağacı altında film keyfi, gece kokoreci, özlediğim yer minderleri, keyifli bir gün başlangıcı, son koruk suyu, camilerştirilmiş klise, son deniz, Cunda' da gün batımında balık keyfi.
Gülcan'a, Özge'ye, Erdem'e, Duygu'ya, Kumul'a ve ayvalıkta tanışıp ya da tanışmadan selamlaştığım kim varsa....
Teşekkür borçluyum hepinize....
İşte Oldu!
Çok güzel vakit geçirdim, çok fazla teşekkür biriktirdim.
Yol arkadaşım,ilk sabah sabahın ilk ışıklarında minik bir yürüyüş,sabah uykusu,ayvalık tostu ve portakal suyu, şirinkentte bizi yiyen balıklar, badavut, eee ama orayı geçtiikk ve hazırmısınız? lar, Özge-Erdem ve Kumul ile akşam çayı, Cunda denizi, Cunda'nın sokakları, Sevgili Vino, Sakızlı dondurma, Tulum peynirli kahvaltılıklar, Kediler ve kedili hediyeliklere hayran kediseverlerimi sevmek, Çöpmadam, Koruk suyu, Ayvalık sokakları, Veli'nin yeri, Akşam pazarı, Ayvalık sahili,yan banktaki amcalar, gece paniği, Canımız arkadaşlarımızın bize kol kanat germesi, balkon keyifleri, fal bakmaca, Ayvalık pazarı, Elif'in takıları, Duygu'ların kapısını açma macerası, hep beaber hazırlanan şahane sofralar, Güzel bir incir ağacı altında film keyfi, gece kokoreci, özlediğim yer minderleri, keyifli bir gün başlangıcı, son koruk suyu, camilerştirilmiş klise, son deniz, Cunda' da gün batımında balık keyfi.
Gülcan'a, Özge'ye, Erdem'e, Duygu'ya, Kumul'a ve ayvalıkta tanışıp ya da tanışmadan selamlaştığım kim varsa....
Teşekkür borçluyum hepinize....
23 Ağustos, 2010
Cahillere bak!
Milyonlarca şey yazabilirdim şu an, ama yazmamayı tercih ettim.
- yalancıyım işte -
26mayıs sonrası
- yalancıyım işte -
26mayıs sonrası
Bazen...
Algılarımın benle dalga geçtiğini düşünüyorum. Neyi hissedip, düşünüp yaşayıyorsan gerçek olan o dur diyen iç sesime inat, hatta rağmen.
Anlayamıyorum...
Bir de şunu düşündüm dün gecenin bi vakti,
Niye merak eder insan? Yada gerçekten kuralsız özgürlüğünde sevdiği birisinin hayatındaki paylaşılmamaış bir detayı merak etmek o kişiye ne kazandırır?
iki ihtimal var ya, merak ettiğin gerçeği öğrenebilmek ya da öğrenememek.
* o özgürlüğünde seversen değerli olacağını idda ettiğin kişinin hayatında, zihninden geçeni, kişi paylaşma gereği duymasa da, bilmek arzusu insani açlığı doyurmak, hatta birazda egoyu tatmin için mi?
* yok değilse; öğrenmediğinde ise, kötü hissedilmemeli , burda bir etik çatışması var!
* ya da, üçüncü ihitmal, başka bişey!
Bu karmaşayı ne zaman çözerim?
26 mayıs sonrası
Anlayamıyorum...
Bir de şunu düşündüm dün gecenin bi vakti,
Niye merak eder insan? Yada gerçekten kuralsız özgürlüğünde sevdiği birisinin hayatındaki paylaşılmamaış bir detayı merak etmek o kişiye ne kazandırır?
iki ihtimal var ya, merak ettiğin gerçeği öğrenebilmek ya da öğrenememek.
* o özgürlüğünde seversen değerli olacağını idda ettiğin kişinin hayatında, zihninden geçeni, kişi paylaşma gereği duymasa da, bilmek arzusu insani açlığı doyurmak, hatta birazda egoyu tatmin için mi?
* yok değilse; öğrenmediğinde ise, kötü hissedilmemeli , burda bir etik çatışması var!
* ya da, üçüncü ihitmal, başka bişey!
Bu karmaşayı ne zaman çözerim?
26 mayıs sonrası
09 Ağustos, 2010
İstanbul'da...
İstanbullu O.
Kendini dünyanın her hangi bir yerine ait hissetmese ve bu kentten bıkıp kaçmak istesede sık sık, O aslında İstanbullu.
İstanbulla eş ruhu, dünyanın her yerinde olabilir haliyle dünyanın her yeri olabilir İstanbul'da olan.
Beyoğlu'nda şirin mi şirin kapı önü bir masada demlenmek akşam vakti ya da Üsküdar'da çay içmek ıslak beton zeminli çayhanede.
Farketmez. Sen ol ki, bizim olsun kent.
Patronumun birinden yaşamı birinden insanı öğrendim evet,
Senden de bu kentte ve sevgiyle yaşamayı öğrendim!
Sen imanı aşk olansın!
İyi ki varsın!
Kendini dünyanın her hangi bir yerine ait hissetmese ve bu kentten bıkıp kaçmak istesede sık sık, O aslında İstanbullu.
İstanbulla eş ruhu, dünyanın her yerinde olabilir haliyle dünyanın her yeri olabilir İstanbul'da olan.
Beyoğlu'nda şirin mi şirin kapı önü bir masada demlenmek akşam vakti ya da Üsküdar'da çay içmek ıslak beton zeminli çayhanede.
Farketmez. Sen ol ki, bizim olsun kent.
Patronumun birinden yaşamı birinden insanı öğrendim evet,
Senden de bu kentte ve sevgiyle yaşamayı öğrendim!
Sen imanı aşk olansın!
İyi ki varsın!
Özlemek...
Tuhaf...
İstanbul'u özlüyorum.
Elbette ilk değil İstanbul'u özlemem. İlk olan, geleli bu kadar az zaman olmuşken, ve herşey tıkırındayken İstanbul'u özlemem.
Hiç aklıma gelirmiydi bir yaz günü öğle vakti İstanbul özleminden ağlayacağım Konya'da?
İstanbul'u böyleleştiren de ne?
Bir kenti anlaşılabilr kılan, o kente birlikte temas ettiğin insanlardır bana göre. O kendi anlamayı sağlayan, ruh kazandıran.
Hayır her zaman yanında olması gerekmez o insanların. Bakış açıları, yaklaşımları, sohbet adabları ve en önemlisi bir insanın sizin ruhunuzda bıraktığı yansıması.
İstanbul'u istanbul yapanlar var.
Bir elin parmağından fazlalar, ne mutlu bana ki.
Ama bir de İstanbul'u başka türlü görmeye göz açtıklarım var, ki kendilerini biliyorlar.
İstanbul'u özlüyorum.
Elbette ilk değil İstanbul'u özlemem. İlk olan, geleli bu kadar az zaman olmuşken, ve herşey tıkırındayken İstanbul'u özlemem.
Hiç aklıma gelirmiydi bir yaz günü öğle vakti İstanbul özleminden ağlayacağım Konya'da?
İstanbul'u böyleleştiren de ne?
Bir kenti anlaşılabilr kılan, o kente birlikte temas ettiğin insanlardır bana göre. O kendi anlamayı sağlayan, ruh kazandıran.
Hayır her zaman yanında olması gerekmez o insanların. Bakış açıları, yaklaşımları, sohbet adabları ve en önemlisi bir insanın sizin ruhunuzda bıraktığı yansıması.
İstanbul'u istanbul yapanlar var.
Bir elin parmağından fazlalar, ne mutlu bana ki.
Ama bir de İstanbul'u başka türlü görmeye göz açtıklarım var, ki kendilerini biliyorlar.
07 Ağustos, 2010
Kimi..?
Kimine kafi gelir bu ten sureti
Böyle doğar, böyle sırlanır
Kimine dar gelir bu ten sureti
Hep arar, savrulur
Kiminin imanı korkudur
"ve inne rebbeke leşediydül'ikaab"
Kiminin imanı safi aşktır
" ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd"
Her kim ki aşk için aşkla yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vucud şehrinin
Kapısını aralar
e.ş. -pinhan-
Böyle doğar, böyle sırlanır
Kimine dar gelir bu ten sureti
Hep arar, savrulur
Kiminin imanı korkudur
"ve inne rebbeke leşediydül'ikaab"
Kiminin imanı safi aşktır
" ve ma rabbüke bizallamin lil'abiyd"
Her kim ki aşk için aşkla yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vucud şehrinin
Kapısını aralar
e.ş. -pinhan-
Kepoz
Çünkü geçmiş dediğin bir rüya idi
ve de gelecek...
Onlar olmadığında ne günah vardı
ne de kötülük...
e.ş. - pinhan-
ve de gelecek...
Onlar olmadığında ne günah vardı
ne de kötülük...
e.ş. - pinhan-
Okumak..!
... o gece kitabın kapağını açıpta ilk kelimenin ilk harfiyle gözgöze geldiğinde birden ibre gördü ki, aşkla yoğrulan bu kitap konuşmaktansa susuyor, anlatmaktansa dinliyor,; birri sırrı ifşa etmektense aşikar olan ne varsa sırra çeviriyor; ve son satırına gelindiğinde silbaştan yazılıyordu. Bu kitap okunmuyor, o insanın içini okuyordu.
İnsan onunla kendini okuyordu.
e.ş.
-pinhan-
İnsan onunla kendini okuyordu.
e.ş.
-pinhan-
İstannbul vardı...
Geçmiş ve gelecek yoktu
İstanbul vardı
Ölüm yoktu, yaşam yoktu,
Yanlızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
İstanbul vardı...
Mehmet Emin İmre
İstanbul vardı
Ölüm yoktu, yaşam yoktu,
Yanlızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
İstanbul vardı...
Mehmet Emin İmre
az- çok
Kırılmamak için bükül
Düz olmak için eğril
Dolmak içib boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır.
Tao Te Ching 22
Düz olmak için eğril
Dolmak içib boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır.
Tao Te Ching 22
Yeni şeyler...
Her gün bir yerden dönmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanamdan, donmadan akmak ne ala
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana Celaleddin Rumi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanamdan, donmadan akmak ne ala
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana Celaleddin Rumi
Pinhan
... Emanet dediğin bir vakit sonra geri alınır. Hikaye dediğin emanet değildir....
...O mecliste biz hafızalarımızı yere serer, hayallerimizi ortaya koyar, hikayelerimizin falına bakarız. Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek ekndi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğinde hayali yakmak ister. o nlar didişirken biz de deriz ki " bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil başka demlerde de yaşamışlığımız var.Aslında siz karındaşsınız". o vakit kavgayı keser. Anlarlar ki, hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.
e.ş.
...O mecliste biz hafızalarımızı yere serer, hayallerimizi ortaya koyar, hikayelerimizin falına bakarız. Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek ekndi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğinde hayali yakmak ister. o nlar didişirken biz de deriz ki " bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil başka demlerde de yaşamışlığımız var.Aslında siz karındaşsınız". o vakit kavgayı keser. Anlarlar ki, hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.
e.ş.
Pinhan
.... gözpınarlarında bir patırdı, bir koşturma, bir isyan... O hengamede bilinmez kim dost kim düşman.
e.ş.
e.ş.
Pinhan
O gün, sabahtan akşama kadar babamı seyrettim. Seyretmeyi işte o zaman öğrendim. İnsanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini ihssedebilirsin Pinhan. İnsanları uzaktan seyrederken onlara her zamankinden yakın olabilirsin. Eğer bakmayı bilirsen, gözlerin sana oyun etmez, dosdoğru görürsün. İçte saklı olanı, acıtanı, kanatanı görürsün. O vakit anlarsın ki ,o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin, kendi suretin; ağladığın kendi acıların....
e.ş.
e.ş.
Renkler..!
Sarıyla siyah yanyana
Beyazla kumral.
Yine de sevmediğimiz renkler var.
Hepimiz için önemli renkler
Tuttuğumuz takımdan ya da
Ön yargılarımızdan mütevellit.
" Sen ne diyorsun,
O ne diyor"
peki sen ne söylüyorsun?
23temmuz'10
- Gelibolu -
Beyazla kumral.
Yine de sevmediğimiz renkler var.
Hepimiz için önemli renkler
Tuttuğumuz takımdan ya da
Ön yargılarımızdan mütevellit.
" Sen ne diyorsun,
O ne diyor"
peki sen ne söylüyorsun?
23temmuz'10
- Gelibolu -
06 Ağustos, 2010
Pinhan
" isimler büyülüdür. Sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür. Bir isimle o ismi taşıyan, evvela hemnam, bir zaman sonra hemsıfar ve hemmeşrep; derken hemdil, hemkadeh ve hemsohbet; en nihayetinde de hemsefer oluverirler.
Seher vakti kapıya dayandığında, yolcu yolunda, hancı hanında gerektir."
E.Ş
Seher vakti kapıya dayandığında, yolcu yolunda, hancı hanında gerektir."
E.Ş
31 Temmuz, 2010
Ayaklarım:(
Samsun 19 Mayıs Gem'deki Demokrasi ve Haklarımız eğitiminden sonra, birer patates çuvalına döndü ayaklarım.
Bütün bir yaz hemen hemen her gün patatesti ayaklarım...
Hala patates ayaklarım:(
Bütün bir yaz hemen hemen her gün patatesti ayaklarım...
Hala patates ayaklarım:(
Summer School, Gallipoli
Anadolunu topraktan müvellit yerinden, içinden başlayıpta güneyine, güney doğusuna ve kuzeyine bulaşıp avrupasında bile anadolu bulaşmış İstanbul'a döndüğümüz "teknik gezi" den sonra birde "summer school field trip" yaptık, Gelibolu'ya...
Ortak şeyler konuştuk zaman zaman ama sonsuz farklıydı, ruhum bile.
Hangisi daha anlamsız - anlamlandırması zor olduğundan - emin değilim; teknik gezideki ermiş huzurum ve dinginliği mi ruhumun, yoksa diğeri mi? her zamanki gibi olan mı yani?
Bilmem kaç bin kez feribota bindik, cephe cephe Gelibolu'yu gezdik.
Saksılardaki semizotlarına, gecesini dolunaya hazırlayan gün sonrası denizine musallat oldum.
Görmekten çok baktım bu kez, görmeyi öğrenmeye çalışır gibi baktım.
Önce inanmak istemedim sadece baktım, sonra gördüm.
Ben bir düşten vazgeçtim.
İnsanları eğlenirken, çalışırken, yemek yerken, yüzerken, sohbet ederken tanımaya çalıştım.
Kadınların hemcinslerini salak kendilerinide alemi çarpan cin sanmaktaki alışkanlıklarına bir kez daha güldüm geçtim. Saklı niyetler herkesin herkese karşı sonsuz söz hakkı sahipliğine tepki mi yoksa güvensizlik mi kendine anlamaya çalıştım. ikna edici bir cevabım hala yok elimde.
Bi akşam -son akşam- sinirlendim, öfke değildi yanlızca. Anlam verememezlik, birikmişlik, ve insanın insana olan tavrına itirazla, isyanla dolu bi kaç kelime işte. öyle bir ruh hali. çanakkale boğazına bağıra bağıra ağladım, nefesim kesildi bi ara öksürmek zorunda kaldım. Su veren oldu, ilk anda teselli edenin üzerine. Suyu içtim. Her yudumunu sadece boğazımı dindirsin diye değil, ruhuma iyi gelsin diye aynı niyette olanların, gördüğümü görenlerin olduğunu düşünerek içtim.
Sakinleştim.
Sonra uyudum yolda.
Sonra Atatürk havalimanında.
Sonra Samsun'da.
Atakumda, 19Mayısta ve Amisos'da.
Sonra İstanbul.
Ortak şeyler konuştuk zaman zaman ama sonsuz farklıydı, ruhum bile.
Hangisi daha anlamsız - anlamlandırması zor olduğundan - emin değilim; teknik gezideki ermiş huzurum ve dinginliği mi ruhumun, yoksa diğeri mi? her zamanki gibi olan mı yani?
Bilmem kaç bin kez feribota bindik, cephe cephe Gelibolu'yu gezdik.
Saksılardaki semizotlarına, gecesini dolunaya hazırlayan gün sonrası denizine musallat oldum.
Görmekten çok baktım bu kez, görmeyi öğrenmeye çalışır gibi baktım.
Önce inanmak istemedim sadece baktım, sonra gördüm.
Ben bir düşten vazgeçtim.
İnsanları eğlenirken, çalışırken, yemek yerken, yüzerken, sohbet ederken tanımaya çalıştım.
Kadınların hemcinslerini salak kendilerinide alemi çarpan cin sanmaktaki alışkanlıklarına bir kez daha güldüm geçtim. Saklı niyetler herkesin herkese karşı sonsuz söz hakkı sahipliğine tepki mi yoksa güvensizlik mi kendine anlamaya çalıştım. ikna edici bir cevabım hala yok elimde.
Bi akşam -son akşam- sinirlendim, öfke değildi yanlızca. Anlam verememezlik, birikmişlik, ve insanın insana olan tavrına itirazla, isyanla dolu bi kaç kelime işte. öyle bir ruh hali. çanakkale boğazına bağıra bağıra ağladım, nefesim kesildi bi ara öksürmek zorunda kaldım. Su veren oldu, ilk anda teselli edenin üzerine. Suyu içtim. Her yudumunu sadece boğazımı dindirsin diye değil, ruhuma iyi gelsin diye aynı niyette olanların, gördüğümü görenlerin olduğunu düşünerek içtim.
Sakinleştim.
Sonra uyudum yolda.
Sonra Atatürk havalimanında.
Sonra Samsun'da.
Atakumda, 19Mayısta ve Amisos'da.
Sonra İstanbul.
18 Temmuz, 2010
susuyorum
Bazen, olan bitene bakım " a salak kızım nasıl da kullanıyor şimdi seni" diye yarım ağız kahkahayla gülesim geliyor, hem de söyleyesim.
Sonra hemencecik Bebeko'nun bana o ilk gece söylediği şey geliyor aklıma " sen kendi hayatını kur boşver ötesini"
Kendi hayatıma geliyorum bir adım, olsun istiyor musun o insanlar hayatımda diye soruyorum kendime. Beynimden ve yüreğimden tek ses geliyor artık, hayır. Ee o zaman kimin canı yanacaksa yansın. Bunca beylik laf edipte tükürdüğünü yalamanın tek açıklaması yanlış anlaşılmalar, ben artık gerçekten değişiyorum, çok acı çektim ama artık büyüyorum öğreniyorumlar olamadığına göre artık, ya dileyene destur veren de dileyen kadar yanlız ve yanlızlığından korkacak kadar da aciz ya herşeyi görüp bildim öğrendim demesine rağmen hala öğrenecek can acısı var bu hikayede, ya da ruhunun hakkettiğini düşündüğü bu kadar. Kandırmacalı oyunlar kuralını en iyi bildiği.
Aslında tüm hepsine bir cevabım var; bana ne? Herkesin kendi tercihi. Bu kadar basit görünüyor dimi? Değil oysa, anlatması çok zor ama.
Allah korusun tüm sevdiklerimi. Eğer varsa öteki dünyanın iki ucu, tüm insanları bir tarafa onu öteki uca koysun.
Sonra hemencecik Bebeko'nun bana o ilk gece söylediği şey geliyor aklıma " sen kendi hayatını kur boşver ötesini"
Kendi hayatıma geliyorum bir adım, olsun istiyor musun o insanlar hayatımda diye soruyorum kendime. Beynimden ve yüreğimden tek ses geliyor artık, hayır. Ee o zaman kimin canı yanacaksa yansın. Bunca beylik laf edipte tükürdüğünü yalamanın tek açıklaması yanlış anlaşılmalar, ben artık gerçekten değişiyorum, çok acı çektim ama artık büyüyorum öğreniyorumlar olamadığına göre artık, ya dileyene destur veren de dileyen kadar yanlız ve yanlızlığından korkacak kadar da aciz ya herşeyi görüp bildim öğrendim demesine rağmen hala öğrenecek can acısı var bu hikayede, ya da ruhunun hakkettiğini düşündüğü bu kadar. Kandırmacalı oyunlar kuralını en iyi bildiği.
Aslında tüm hepsine bir cevabım var; bana ne? Herkesin kendi tercihi. Bu kadar basit görünüyor dimi? Değil oysa, anlatması çok zor ama.
Allah korusun tüm sevdiklerimi. Eğer varsa öteki dünyanın iki ucu, tüm insanları bir tarafa onu öteki uca koysun.
17 Temmuz, 2010
Çalışmak diyince,
Ne garip bir topluluğuz kendi içimizde.
- Bu gün Naaptın?
- Çalıştım
- Ne işi?
- bla bla bla bla bla.....
- Gönüllülük mü:)
Bünyemizde böyle bir hal, böyle bir etki:) Çalışmak deyince önce hep gönüllülükten yana işliyor bünye.
Her birimiz kendine yetmede ölümüne tembelken, çalışmak eylemi "gönüllülük"le kodlanmış bünyelerimize ve yeri geldiğinde gözümüz görmez olabilir pek çok şeyi.
Hayır vallahi para aldım bu sefer, para için çalıştım iş işte iş:)
- Bu gün Naaptın?
- Çalıştım
- Ne işi?
- bla bla bla bla bla.....
- Gönüllülük mü:)
Bünyemizde böyle bir hal, böyle bir etki:) Çalışmak deyince önce hep gönüllülükten yana işliyor bünye.
Her birimiz kendine yetmede ölümüne tembelken, çalışmak eylemi "gönüllülük"le kodlanmış bünyelerimize ve yeri geldiğinde gözümüz görmez olabilir pek çok şeyi.
Hayır vallahi para aldım bu sefer, para için çalıştım iş işte iş:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

