04 Ağustos, 2013
bazen bilezik bazen kelepçe...
Huzur sanıp kaçtığımız kuytular, günü gelir hayatımız boyunca taşıyacağımız kabullenilmiş ve sessiz sedasız mutsuzluklarımızın başlangıcı olurlar.
06 Haziran, 2013
Zor Ama Güzel
Çok farklı günler yaşıyoruz, tarihte yer edecek, zor ama güzel.
Ve ben senin özlemediğini gördükçe ne kadar çok özlediğimi farkediyorum seni, zor ama güzelsin özlemin içinde.
Bir iyelik ekli kelimem var ama erken, yıllar olmuş geçen zaman daha dün gibi. Zor ama güzel vaz geçmeden beklemek seni. Unuttup unutup yeniden görmek zor ama güzel...
Ve ben senin özlemediğini gördükçe ne kadar çok özlediğimi farkediyorum seni, zor ama güzelsin özlemin içinde.
Bir iyelik ekli kelimem var ama erken, yıllar olmuş geçen zaman daha dün gibi. Zor ama güzel vaz geçmeden beklemek seni. Unuttup unutup yeniden görmek zor ama güzel...
19 Mart, 2013
Kimden Ötürü?
Bazen ararken kim olduğumu, dönüp baktığımda halimin ne olduğuna güzel cevaplar buluyorum. Ve biliyorum, ben ötürü olmaktan çok geçmişimde ve hatta bugünümde bu etkiyi yaratabilmek için çabalayanlardan ötürü içime sinen cevaplarım...
Benim üzerime alınıp kenara koyabileceğim inanmak, güvenmek, fırsatları iyi değerlendirmeye ve layık olmaya çalışmış olmak olabilir. İyi şeyler hep, dünyamız daha iyi olsun diye çabalayanlardan ötürü... Gurur mu kelimenin tam anlamı emin değilim ama varlıklarının bir anlamı olduğunu unutmalılar...
25 Şubat, 2013
Öyle Olur ki...
Öyle sabahlar olur ki havanın lezzeti aklını karıştırır; alışık olmadığın bir kekik kokusu, şubat ortasında kadifemsi bir yumuşaklık, sis ve nem bulutlarının ardından parlak bir güneş. Hepsi fazlasıyla yeni ve yabancı ama hissiyatı çocukluğundan kalma bir bahar sabahı...
Öyle öğle vakitleri olur ki güneşin densizliği aradığın düzenin resmi olur; kekik kokusu taşan kadife yumuşaklığında bir esintiye pedal çevirip sahilde nefeslenmek, şubat sonunda denize girmek, öyküden çok hayal, masaldan çok gerçek...
Öyle akşamlar olur ki değişimleri ürpertir seni; bütün günün hissiyatını boyayan güneşin ani gidişi, tanışık olduğunu düşündüğün yabancı birinin sohbetinde buluvermen kendini, serin ile soğuk arasında kararsız havanın nefesine değişi...
Öyle geceler olur ki bilemezsin; neyin ağırlığını taşıdığını bilemediğin gibi ağırlıkların taşıyıp geldiği değişim haberlerine de ne diyeceğini bilemezsin. Aklın durdursa da kendini, yüreğinden geçenleri kendin dahil kimseye diyemezsin.
Öyle günler olur ki...
Susmak istersin, susamak... Başka insanlara başka mevsimlerde anlatmak, başka sözlerle... Kimsenin görmediği, bilmediği, kendine dost edip özler gibi eski dostu özlediğin kendi gerçeğin...
Gerçeğin olamayacak tanışıklıkları yaşamak çok da iyi değil galiba... Dünyan ne kadar küçük, kafan o kadar rahat... Ne kadar az ise değerlerin ve bağlılıkların o kadar özgürsün!
Bu iç sıkıntısının paylaşılır yanı yok, kime sussam can sıkıntısı sanacak...
12 Şubat, 2013
Çabam
Kabuğumu değiştirmek değil, kabuğumu çatlatmak... Zirveye tırmanmak değil, yokuşu çıkmak için patika yol açmak...
Tedirginlikten biraz fazla, korkularım var hatta.. Gözüm kara değil ama cesaretim de yok değil. Niyetim var çabalamaya...
Tedirginlikten biraz fazla, korkularım var hatta.. Gözüm kara değil ama cesaretim de yok değil. Niyetim var çabalamaya...
26 Ocak, 2013
25 Yaşım...
Çeyrek asırlık olmaya hazırlanırken, tatlı - tatsız ama gerçek olaylarla yaşamı, ölümü, bir ömrün ne ile var olduğunu, olabileceğini, olması gerektiğini düşünme şansım oldu.
Yaş almak, yaşlanmak ve ihtiyarlamayı düşündüm. Bugünümün yarınımda benim için ne inşa ettiğini..
Hayatın ne kadar zor olduğunu, olabileceğini çeyrek asırlık olmadan biraz önce ancak görmeye başladım. İnsan tercihleriyle yaşar derken, kararsızlığın ötesinde çaresizliğin de varlığını...
Zamana bırakmak kavramının top yekun salıvermek olmadığını ve beklemek ile eylemek arasındaki ilişkinin erdemle örülü olması gerektiğini de bu yaşımda öğrendim.
Şimdi dönüp baktığımda, kendime inanamadığım yoğunluklar geçirdim. Bu dönemlerde hep kendimden vazgeçtim sanırken, aslında kendimmişim koruduğum şimdilerde görüyorum. Sadece yoğunluktan değil yorgunluktan da gözümden yaş gelirken enerjimi neye harcayacağıma kendim karar veremezken yaptığım iç muhakemelerde bulmuşum doğrumu, yanlışımı.
"Her defasında insanlığa, kendi kişinde olduğu kadar başka herkesin kişisinde de, sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun." diyen Kant ile tanıştığımda yıllar önce, söylediklerinden ne duyduğumu çok düşünmüştüm. Görünür görünmez, büyük küçük eylemin hayatı kuran şey olduğunu ve eylemin biçiminin de amacının da kişinin kendi oluşumu ve var oluşu ile ilgili olduğu fikrini geliştirmek zor değildi, çoşku vericiydi hatta. Ama bunu gerçeğe dönüştürmenin pek kolay olmadığını, oldu sandığın şeylerin bile aslında olmadığını ve her zaman daha iyisinin olacağını da düşe kalka öğrenmeye çalışıyorum şimdilerde.
"Bir hareketi doğru ya da yanlış yapan sonuçları değil, hareketin ilk yapıldığındaki güdüdür" dediğini yeni öğrendim Kant'ın. O ne demek istemiş bilemem elbet, ama kendimce duyduğum bir şeyler var sözlerinden. Duyup yorumlamaya çalıştığım...
Kolay bir yıl olmadı 24 yaşım. Çok çırpındım, çok yıkıldım. Çok karar aldım, çok gözümü kararttım. Çok zor sandıklarım en kolayları olurken, kolay ve güzel sandıklarım da kabusum oldu zaman zaman.
Bu yıl belki biraz da vazgeçmemeyi öğrendim.
Ben kendimle hemhal olurken, düşe kalka yürümeye çalışırken hep olan, iyi ki olan sevdiğim ve sevmediğim pek çok insan da vardı. İyi ki vardı. Kimi hayatımı eviren pek çok kararı vermemi sağlayan deneyimleri yaşattı; iyi kötü. Kimileri yıllardır kendinden ve var oluş halinden öğrendiklerimle var olmaya, artmaya devam etti. Kimileri de bana her ne olursa olsun, hatalarım ve doğrularımda sadece kendileri oldukları için, sadece ben olduğum için hep vardı... Hepsi de iyi ki vardı ama dürüst davranacağım, bazıları iyi ki varlar...
Yarınımı bilmiyorum ama umudum var, bugünümden memnunum. Sorularım var, tedirginliklerim çok ama içim rahat.
Yaş almak, yaşlanmak ve ihtiyarlamayı düşündüm. Bugünümün yarınımda benim için ne inşa ettiğini..
Hayatın ne kadar zor olduğunu, olabileceğini çeyrek asırlık olmadan biraz önce ancak görmeye başladım. İnsan tercihleriyle yaşar derken, kararsızlığın ötesinde çaresizliğin de varlığını...
Zamana bırakmak kavramının top yekun salıvermek olmadığını ve beklemek ile eylemek arasındaki ilişkinin erdemle örülü olması gerektiğini de bu yaşımda öğrendim.
Şimdi dönüp baktığımda, kendime inanamadığım yoğunluklar geçirdim. Bu dönemlerde hep kendimden vazgeçtim sanırken, aslında kendimmişim koruduğum şimdilerde görüyorum. Sadece yoğunluktan değil yorgunluktan da gözümden yaş gelirken enerjimi neye harcayacağıma kendim karar veremezken yaptığım iç muhakemelerde bulmuşum doğrumu, yanlışımı.
"Her defasında insanlığa, kendi kişinde olduğu kadar başka herkesin kişisinde de, sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun." diyen Kant ile tanıştığımda yıllar önce, söylediklerinden ne duyduğumu çok düşünmüştüm. Görünür görünmez, büyük küçük eylemin hayatı kuran şey olduğunu ve eylemin biçiminin de amacının da kişinin kendi oluşumu ve var oluşu ile ilgili olduğu fikrini geliştirmek zor değildi, çoşku vericiydi hatta. Ama bunu gerçeğe dönüştürmenin pek kolay olmadığını, oldu sandığın şeylerin bile aslında olmadığını ve her zaman daha iyisinin olacağını da düşe kalka öğrenmeye çalışıyorum şimdilerde.
"Bir hareketi doğru ya da yanlış yapan sonuçları değil, hareketin ilk yapıldığındaki güdüdür" dediğini yeni öğrendim Kant'ın. O ne demek istemiş bilemem elbet, ama kendimce duyduğum bir şeyler var sözlerinden. Duyup yorumlamaya çalıştığım...
Kolay bir yıl olmadı 24 yaşım. Çok çırpındım, çok yıkıldım. Çok karar aldım, çok gözümü kararttım. Çok zor sandıklarım en kolayları olurken, kolay ve güzel sandıklarım da kabusum oldu zaman zaman.
Bu yıl belki biraz da vazgeçmemeyi öğrendim.
Ben kendimle hemhal olurken, düşe kalka yürümeye çalışırken hep olan, iyi ki olan sevdiğim ve sevmediğim pek çok insan da vardı. İyi ki vardı. Kimi hayatımı eviren pek çok kararı vermemi sağlayan deneyimleri yaşattı; iyi kötü. Kimileri yıllardır kendinden ve var oluş halinden öğrendiklerimle var olmaya, artmaya devam etti. Kimileri de bana her ne olursa olsun, hatalarım ve doğrularımda sadece kendileri oldukları için, sadece ben olduğum için hep vardı... Hepsi de iyi ki vardı ama dürüst davranacağım, bazıları iyi ki varlar...
Yarınımı bilmiyorum ama umudum var, bugünümden memnunum. Sorularım var, tedirginliklerim çok ama içim rahat.
30 Aralık, 2012
Sorular ve Cevapları; - Nasılsın?
Gündelik bazı sorular zaman zaman zorlaşır... Alışılagelmiş gündelik cevaplarla gerçekliğin uyuşmadığın da mesela..
Kimi zaman cevaplaması en zor gelen soru da "nasılsın?" olur benim için bu nedenden... Cevabı ya beklenenin dışında ve üzücü, ya karmaşık ve söze dökülmesi zor, ya tanımsız ya da dile getirilmek istenmeyen olduğundan...
Geçen yıl bu zamanlar boğuştuğum onca şey içinde bana en zor gelen ve hatta içimi acıtan soru imiş nasılsın?... Bu yıl yine zor sorulardan bir tanesi kendisi. Zor çünkü içimi bu kadar coşku ile dolduran, gerçekliğimi hayalime bu denli yakınlaştıran bir hali tanımlamak alışık olduklarımdan değil.
Bu aralar sorarsanız bana nasılsın? diye, hızlıca cevaplayabiliyorum; iyiyim. Ama yetmiyor, yetinemiyorum. Çok iyiyim demek, kelimesini bilmediğim hislerimi paylaşmak hatta bulaştırmak istiyorum. Herkes öyle olsun...
23 Aralık, 2012
Deniz Yildizi...
İlk kez bugün çizdirdi kendini...
Yıllardır sadece ismini bahşeden deniz yıldızı, bugün resmettirdi kendini..
Küçük Kırmızı Deniz Yıldızı...
Ne iyi ettin de bırakıp gitmedin bu bedeni, ben oldun,"ben" olabildim seninle...
Yıllardır sadece ismini bahşeden deniz yıldızı, bugün resmettirdi kendini..
Küçük Kırmızı Deniz Yıldızı...
Ne iyi ettin de bırakıp gitmedin bu bedeni, ben oldun,"ben" olabildim seninle...
22 Aralık, 2012
Yine...
Yılın ilk karını yine Family'de karşıladık.
2009'dan 2010'a geçtiğimiz kış gibi...
Yine, aynı şey yoktur... Tabula Rasa.
Yeni olansa, çekici ama zor.
V.GvSH Eğitmen Eğitimi
28 Kasım, 2012
"Bağ"
Her müziğin, her filmin, her yolculuğun, her kentin hatta kentin her bir köşesinin, her mevsim kokusunun taşıyıp geldiği başka insanlar var... Bağlı hissettirdiği, O'nu gördüm dedirten ama söyletmeyen... Yokken, çok hissettiğim, denemeden bildiğim güven gibi, tanımadan içini görmek hissi gibi.
Hal böyle iken, nasıl kabullenebilirim ki bağlılığın tekliğini...
Hep yek!
25 Kasım, 2012
Antropoloji'yi
.... sevdim çünkü toplum ve toplulukların ölçeğinin küçüklüğünü ' işgal ya da istismar ettikleri ' çevrenin küçüklüğü ile tanımlıyor. Düz ve dürüst!
bir de küçük ile büyük arasındaki olumlama halini yeniden tanımlasa ve küçük iyidir! desek mesela...
bir de küçük ile büyük arasındaki olumlama halini yeniden tanımlasa ve küçük iyidir! desek mesela...
01 Kasım, 2012
Bayramdan Bayrama..
İki bayram arasında neler geçmiş, neler birikmiş...
Ama en çok geçmiş, gitmiş, bitmiş ve değişmiş...
"Bekleme'nin tek başına oturaklı bir eylem olduğunu öğrenmişim. Öfke, pişmanlık, doğruları çarpıştırma, iyiyi kötüye savunma ama gerçekten uzaklaşmanın da eziyetini çekmişim.
Sakin olmayı öğrenmişim, beklerken yapabileceğim en erdemli işi o bildiğimden...
Kötü söylememek için susmak değil de, doğru kişi ile ilgili şeyleri konuşamamaktan korktuğum için susmayı denemişim.
Küskünlüklerime kızmayı da, hayalle gerçek arasında kaldığımda bocalamayı da bu iki bayram arasında öğrenmişim.
Yüklerim ağır gelse de kaçmamayı, bana ağır geldi diye başkasına atmamayı, kendime kızdım diye kapatmamayı da...
İnanmanın bedelini taşımayı, gerçekleri mi oldukları gibi görmeye çalışmayı, sinek uçtu diye aş başından kalkmamayı öğrenmem gerekliliğini fark etmişim. Takıldığım taşlar büyük olsa da, canım çok yansa da içimin sızısının anlamını unutmamayı...
Gitmek istemişim, en çok kalmak istediğim yerde duramadığımdan... Varsa bir tek ihtimal bile sonra pişman olmamak ve yıllar boyu bu yükü taşımaktan korktuğumdan gidememişim, beklemeyi öğrenmişim.
Rüya gibi, masal gibi olunca duyduklarım, hayalimle gerçeğim karışmış, şaşırmışım.
Beklemişim, içim sıkılmış göğüs kafesimi kesmek istemişim...
Yükleri toparlayıp denk yapmışız, koyacağımız yeri bilmesek de artık olacak olanla olmayacak olanı tanımlayabilmişiz...
İstemesek de gittiğimiz yerler olmaya devam etmişler ama umudu da kaybetmeden... Veda ettiklerim olmuş, unutmaya çoktan hazır olduğum...
Bayramdan bayrama çok olmuş aslında... Az olmuş, zor geçmiş zaman çok olmuş.
Dualarıma şükürlerim var, üstüne biriken yeni dualarım da...
Korkularım var hala, korkularımı taşıyarak yürümeye cesaretim de var ama...
Savaşı seziyorum... hep yok muydu sanki?
Yanında olduklarımı da, sağladıkları güveni de seviyorum, bunca tedirgin ve güvensiz bir zamandan sonra biraz bocalasamda...
Ama en çok geçmiş, gitmiş, bitmiş ve değişmiş...
"Bekleme'nin tek başına oturaklı bir eylem olduğunu öğrenmişim. Öfke, pişmanlık, doğruları çarpıştırma, iyiyi kötüye savunma ama gerçekten uzaklaşmanın da eziyetini çekmişim.
Sakin olmayı öğrenmişim, beklerken yapabileceğim en erdemli işi o bildiğimden...
Kötü söylememek için susmak değil de, doğru kişi ile ilgili şeyleri konuşamamaktan korktuğum için susmayı denemişim.
Küskünlüklerime kızmayı da, hayalle gerçek arasında kaldığımda bocalamayı da bu iki bayram arasında öğrenmişim.
Yüklerim ağır gelse de kaçmamayı, bana ağır geldi diye başkasına atmamayı, kendime kızdım diye kapatmamayı da...
İnanmanın bedelini taşımayı, gerçekleri mi oldukları gibi görmeye çalışmayı, sinek uçtu diye aş başından kalkmamayı öğrenmem gerekliliğini fark etmişim. Takıldığım taşlar büyük olsa da, canım çok yansa da içimin sızısının anlamını unutmamayı...
Gitmek istemişim, en çok kalmak istediğim yerde duramadığımdan... Varsa bir tek ihtimal bile sonra pişman olmamak ve yıllar boyu bu yükü taşımaktan korktuğumdan gidememişim, beklemeyi öğrenmişim.
Rüya gibi, masal gibi olunca duyduklarım, hayalimle gerçeğim karışmış, şaşırmışım.
Beklemişim, içim sıkılmış göğüs kafesimi kesmek istemişim...
Yükleri toparlayıp denk yapmışız, koyacağımız yeri bilmesek de artık olacak olanla olmayacak olanı tanımlayabilmişiz...
İstemesek de gittiğimiz yerler olmaya devam etmişler ama umudu da kaybetmeden... Veda ettiklerim olmuş, unutmaya çoktan hazır olduğum...
Bayramdan bayrama çok olmuş aslında... Az olmuş, zor geçmiş zaman çok olmuş.
Dualarıma şükürlerim var, üstüne biriken yeni dualarım da...
Korkularım var hala, korkularımı taşıyarak yürümeye cesaretim de var ama...
Savaşı seziyorum... hep yok muydu sanki?
Yanında olduklarımı da, sağladıkları güveni de seviyorum, bunca tedirgin ve güvensiz bir zamandan sonra biraz bocalasamda...
20 Ekim, 2012
Toparlama
Derli toplu bırakayım derken zihinden, değişen gündemle beraber fizikselde abartıp zihinde toparlanmayı biraz unuttum mu kendi içimde ne?
Güz bayramları, en çok bu işe yararlar....
Güz bayramları, en çok bu işe yararlar....
08 Ekim, 2012
Bahçeyi Özlemek...
İstanbul'da her şeyin yerli yerinde olduğu bir sonbahar günü; aniden ve gürültülü gelen ama kısa kalan hızlı yağmur, arka sokakta yağmurdan kaçan çocuk sesleri, "bereket geldi" diyen nine, açık camları kapatma telaşı, balkon kapısından mis gibi içeri dolan yağmur kokusu, griye yakın gün, hafif ateş, boğazda tıkanıklık ve akıntı biraz da öksürük.
Yani, bahçede yapılmış tarhana, bahçede kurulmuş turşu ve bahçeden toplanıp kurutulmuş ıhlamur günü bugün...
Okumayı bekleyen, başlayıp yarım bırakılmış kitaplarda gezinirken listeye daha da fazlasını ekleme zamanı, her sonbahar olduğu gibi.
Tazelenmeyi beklerken, enerji tasarrufuna dikkat edip, acıyan ayağında üstüne basmamaya çalışarak yapılacak işler listesini temize çekme ve güncelleme, günün en önemli işi. Taze ve enerjisi hiç bitmesin istediğim bir hikayenin kelimelerinin yazılmasını beklerken kalmasın diye eksik bıraktığım işlerim.
Bu gün çok İstanbullu bir sonbahar gününde huzurla bahçeyi özledim. Eski sonbaharlar gibi diye geçti içimden, mekanda sakin, zamanda dingin ama koşturmacada zihnim.
Tarhana yanında turşu, ve ıhlamur akşam saatlerinde.
Odamdaki masamda da mutluyum ama, asma altındaki masada battaniye altında oturmak vardı şimdi!
Yani, bahçede yapılmış tarhana, bahçede kurulmuş turşu ve bahçeden toplanıp kurutulmuş ıhlamur günü bugün...
Okumayı bekleyen, başlayıp yarım bırakılmış kitaplarda gezinirken listeye daha da fazlasını ekleme zamanı, her sonbahar olduğu gibi.
Tazelenmeyi beklerken, enerji tasarrufuna dikkat edip, acıyan ayağında üstüne basmamaya çalışarak yapılacak işler listesini temize çekme ve güncelleme, günün en önemli işi. Taze ve enerjisi hiç bitmesin istediğim bir hikayenin kelimelerinin yazılmasını beklerken kalmasın diye eksik bıraktığım işlerim.
Bu gün çok İstanbullu bir sonbahar gününde huzurla bahçeyi özledim. Eski sonbaharlar gibi diye geçti içimden, mekanda sakin, zamanda dingin ama koşturmacada zihnim.
Tarhana yanında turşu, ve ıhlamur akşam saatlerinde.
Odamdaki masamda da mutluyum ama, asma altındaki masada battaniye altında oturmak vardı şimdi!
03 Ekim, 2012
Ayma Hali...
Aylardır çektiğim karın ağrısının kelimesini buldum bugün; baskı...
Yönü, şiddeti, etkisi, ögelerinin hepsi koca koca ağırlıklar küçücük ayma anında. Midemde toplanan hislerin yarattığı öğürme, kusma arzusu da yanında...
2009 yazından sonra 2010 kışına dönüyoruz, yerle bir eden dengesiz bir yazdan sonra güçlü bir kışta aklımın başıma devşirildiği... Bana ne yapıldığına ve ne olduğuna benim izin verdiğim meselesi...
Şimdi, dahası da var biraz... benim nası bir ihtiyaçla o karın ağrısını yaşatsın diye bana birilerini görevlendirdiğim hayatımda. ve kendimden habersiz debelenmeler, hem de kendini çok ne yaptığını, ne istemediğini bilir sanıp da...
Genç Kampüs Eğitimi,
Kadıköy/Rıhtım
05 Eylül, 2012
Derli Toplu...
Derli toplu bırakmak iyidir ya,
yolculuğa çıkarken evi; hem ne olur ne olmaz, insanın başına ne gelir bilinmez diye, hem de ferah ve temiz olmak için döndüğünde.
dönem bittiğinde ders notlarını; hem öğrenmişken ve bildiklerin tazeyken, lazım olursa tekrar kolay ve pratik olsun diye bilgiye ulaşmak hem de lazım olursa diye bir başkasına.
Her ikisi gibi şimdi, hem ders notlarımı hem evi derleyip toplama zamanı şimdi. Derli toplu bırakmak iyidir ya hani...
Bir de kendimi. Kendimi bir yere bırakmayacağım ama - belki de kaybettiğimdendir bir süredir kendimi, kimliğimi - kendimi de derleyip toplama vaktidir şimdi.
Yorgunluktan canımın acıdığı günleri anımsıyorum, kendimle girdiğim mücadeleleri.
Haklılığımdan emin olduğum davalarda yanlışlarımı, hatalarımı, haksızlık ettiklerimi de bulup görüyorum.
Üzülüyorum, pişmanlık duyuyorum, ah ediyorum ve muhtemelen ah alıyorum.
Özür dilemeye, teşekkür etmeye hazır olduklarım var; umarım yapabilirim.
Yeni heyecanlara ve zorlara hazırlanırken, heyecanımı sakin, zoru makul kılmaya çalışıyorum. Yaşanabilir ve yapılabilir.
Değişimin, dönüşümle olanının seven ve evrimci yanımla hemhal oluyorum bu aralar. Dillendiremediğim, belki henüz kendime bile söyleyemediğim değişimlerin sancısıyla yoruluyorum.
Sızlanarak olmaz, öğrenmeye bak demişti ya üstadlardan biri... Öğrenmeye dönüyorum yüzümü yeniden... Yeniden demek, zor bir itiraf. Kapattığımı, görüp duyamadığımı geçip karşıma söylemek kendime...
Kim bilir daha neler var böyle, şimdi görüp anlayamadığım.
yolculuğa çıkarken evi; hem ne olur ne olmaz, insanın başına ne gelir bilinmez diye, hem de ferah ve temiz olmak için döndüğünde.
dönem bittiğinde ders notlarını; hem öğrenmişken ve bildiklerin tazeyken, lazım olursa tekrar kolay ve pratik olsun diye bilgiye ulaşmak hem de lazım olursa diye bir başkasına.
Her ikisi gibi şimdi, hem ders notlarımı hem evi derleyip toplama zamanı şimdi. Derli toplu bırakmak iyidir ya hani...
Bir de kendimi. Kendimi bir yere bırakmayacağım ama - belki de kaybettiğimdendir bir süredir kendimi, kimliğimi - kendimi de derleyip toplama vaktidir şimdi.
Yorgunluktan canımın acıdığı günleri anımsıyorum, kendimle girdiğim mücadeleleri.
Haklılığımdan emin olduğum davalarda yanlışlarımı, hatalarımı, haksızlık ettiklerimi de bulup görüyorum.
Üzülüyorum, pişmanlık duyuyorum, ah ediyorum ve muhtemelen ah alıyorum.
Özür dilemeye, teşekkür etmeye hazır olduklarım var; umarım yapabilirim.
Yeni heyecanlara ve zorlara hazırlanırken, heyecanımı sakin, zoru makul kılmaya çalışıyorum. Yaşanabilir ve yapılabilir.
Değişimin, dönüşümle olanının seven ve evrimci yanımla hemhal oluyorum bu aralar. Dillendiremediğim, belki henüz kendime bile söyleyemediğim değişimlerin sancısıyla yoruluyorum.
Sızlanarak olmaz, öğrenmeye bak demişti ya üstadlardan biri... Öğrenmeye dönüyorum yüzümü yeniden... Yeniden demek, zor bir itiraf. Kapattığımı, görüp duyamadığımı geçip karşıma söylemek kendime...
Kim bilir daha neler var böyle, şimdi görüp anlayamadığım.
01 Eylül, 2012
Kesmek Eylemi
Göğüs kafesimi ve karın zarımı kesmek eylemi ile tanıştırmak istiyorum. Göğüs kafesimin en üst, en orta, en kendini bilmiş ve beğenmiş noktasından başlayıp karın zarımın en alt orta noktasına kadar usulca, tereddütsüz, işlek ama sakin bir hareketle kesmek istiyorum.
Neden mi? Çünkü iç organlarımı, kaburgalarımı, kalbimi ve nefesimi zorla bir arada tutuyorlarmış gibime geliyor. Çünkü nefes alırken darlanıyorum.
Yetmez mi?
Ya da, her aklına geldiğinde seni defalarca tecavüz eden bir adamın, sırf konuda iktidar sahibi ve karizmatik otoritelerce görmez gelinmesinden ötürü tecavüzden zevk almakla suçlandığın ama tecavüzün kendisinin suç ve zarar verici olmasının hiç konuşulmadığı bir ortamda, tecavüzcünle tecavüz mekanında her gün defalarca yüz yüze bakmaya zorlandığı hissetmek gibi.
Bence şimdi oldu.
Kusmayı becebilen bi insan değilim ya, o yüzden böyle oluyor galiba.
.
Neden mi? Çünkü iç organlarımı, kaburgalarımı, kalbimi ve nefesimi zorla bir arada tutuyorlarmış gibime geliyor. Çünkü nefes alırken darlanıyorum.
Yetmez mi?
Ya da, her aklına geldiğinde seni defalarca tecavüz eden bir adamın, sırf konuda iktidar sahibi ve karizmatik otoritelerce görmez gelinmesinden ötürü tecavüzden zevk almakla suçlandığın ama tecavüzün kendisinin suç ve zarar verici olmasının hiç konuşulmadığı bir ortamda, tecavüzcünle tecavüz mekanında her gün defalarca yüz yüze bakmaya zorlandığı hissetmek gibi.
Bence şimdi oldu.
Kusmayı becebilen bi insan değilim ya, o yüzden böyle oluyor galiba.
.
30 Ağustos, 2012
E Sus / Es - Us Zamanları...
Sus sus sus...
Es ver, Us'lu ol!
Konuşmaktan, anlatmaktan, kendi kendime "acabalar" ile yaklaşmaya çalışmak ve kaç boyutu olduğunu bilmediğim bir gerçeği tüm boyutlarıyla görmeye çalışmaktan yoruldum. Hani böyle günlerce uyursunuz da, hem yorgunluğunuz geçmez, hem gerçekle hem rüyayla uğraşırsınız ya...
Es ver, Us'lu ol!
Konuşmaktan, anlatmaktan, kendi kendime "acabalar" ile yaklaşmaya çalışmak ve kaç boyutu olduğunu bilmediğim bir gerçeği tüm boyutlarıyla görmeye çalışmaktan yoruldum. Hani böyle günlerce uyursunuz da, hem yorgunluğunuz geçmez, hem gerçekle hem rüyayla uğraşırsınız ya...
16 Ağustos, 2012
Böyle Geceler...
Böyle gecelerin sabahlarında hep bir ses bekliyor insan, bir mesaj. Evrenden, doğadan, arkadaşlardan, dosttan, adı olmayan sevgiliden...
Gökyüzünün seni sarması güven verirken, kafanı kaldırdığında gördüğün gecenin fazla geldiği gecelerde yani...
Söylediğin, söylediğini duyduğunu bildiğine söylediğin ve söyledikçe sustuğun geceler... Ağlamak ya da ağlayamamaktan bitkin düştüğün... Konuştuğun, konuştuğun, tüm zehrini atıp barış için beklediğin... Uykuya susadıkça uyumanın fazla geldiği gecelerde yani, kendini sokaklara attığın ama kaçtığın eve geri döndüğün...
Geçmişle o an arasında bir sünger çekmek için hevesle beklediğin gecelerde, bir sonraki cümlenin yeni bir sabah ile yeni bir şeye kurulması için sabırsızlandığın gecelerde yani...
Hiç ses gelmeyeceğini bile bile, belki de kaçmak için kendi sesinden, beklersin işte bir ses gelecek diye.
O ses gelmez, o öyle bir sestir ki, geldiğinde duyabilmektedir kişinin marifeti... Duymak için susmayı ve yüreği susturmayı öğrenmeli....
Gökyüzünün seni sarması güven verirken, kafanı kaldırdığında gördüğün gecenin fazla geldiği gecelerde yani...
Söylediğin, söylediğini duyduğunu bildiğine söylediğin ve söyledikçe sustuğun geceler... Ağlamak ya da ağlayamamaktan bitkin düştüğün... Konuştuğun, konuştuğun, tüm zehrini atıp barış için beklediğin... Uykuya susadıkça uyumanın fazla geldiği gecelerde yani, kendini sokaklara attığın ama kaçtığın eve geri döndüğün...
Geçmişle o an arasında bir sünger çekmek için hevesle beklediğin gecelerde, bir sonraki cümlenin yeni bir sabah ile yeni bir şeye kurulması için sabırsızlandığın gecelerde yani...
Hiç ses gelmeyeceğini bile bile, belki de kaçmak için kendi sesinden, beklersin işte bir ses gelecek diye.
O ses gelmez, o öyle bir sestir ki, geldiğinde duyabilmektedir kişinin marifeti... Duymak için susmayı ve yüreği susturmayı öğrenmeli....
15 Ağustos'12
Bir Çengelköy gecesi, ya da erken sabahı işte...
Ve dahası...
Birbirinin peşi sıra gelenler...
Ne zaman biteceğini bilmiyorum bu gelmelerin, ama götürmek için geldiklerini biliyorum.
Ya benden bir şeyler götürmeye, ya da beni bir yerlere götürmeye...
En büyük hayalim, en büyük hayal kırıklığım oldu demiştim ya, bir ihtimal daha var belki; hayal etmeyi beceremediklerim...
Dua etmekten korktuğum gibi, hayal etmekten de korkuyorum çoğu kez. Gerçek olduğu yerde, gerçekliğini bilememekten... Bir de, bir yol var ki bu aralar, hayalinden başka sığınak ve ihtimali olmadığı gibi, olmadan da yapamadığım...
Aklım, bedenim, beynim ve yüreğim... Hepsi başka bir telaşta bu ara...Ruhum ise, beklenenin ötesinde sakin ve dingin, yorgun tabi bir de... Heyecan ve mutluluktan başım dönmüyor -ki dönebilirdi de- ama dinginim, huzurlu gibiyim. Hatalarıma yaklaşırken daha yetişkin, heveslerime bakarken daha çocuk...
Aslında, dönüp bakmayı canımın istemediği günlerim de uzakta değil çok... Bir türlü dönemediğim blogumdaki eşik, temiz geleceğim sözü mesela. Temiz desem değil ama kirli de değil, hafif değil ama ağırlığını da kaybetmiş bir mevzu gibiler şu anda. Belki kirin, pasın benim asıma yazılmış çöpler olarak ayan beyan olduğundandır ortada...
İnancımı kaybettiğimden, gücümü yetiremediğimden... Karar vermenin rahatlığı, vazgeçmenin ızdırabını bastırdı. Yine sonsuz belirsiz önüm, ne gelecek başıma bilmiyorum. Sadece iyi olacağına inanıyorum, inanmak zor değil çünkü niyetime de eylemime de güveniyorum. Anlatamasam da doğru kişilere ne/ nasıl, o en derinde kurduğum hayali bekliyorum. Dahası, dahasını da duyuyorum bu günlerde. En çok açık kapı bulacağımı sandıklarımda çat çat birer birer kapanırken kapılar suratıma, beklentisine bile girmediğim kocaman kapıları görüyorum.
Küçükken yaptığımız gizli niyetli, bol geyikli espriler geliyor aklıma... Gülümsüyorum...
Ne zaman biteceğini bilmiyorum bu gelmelerin, ama götürmek için geldiklerini biliyorum.
Ya benden bir şeyler götürmeye, ya da beni bir yerlere götürmeye...
En büyük hayalim, en büyük hayal kırıklığım oldu demiştim ya, bir ihtimal daha var belki; hayal etmeyi beceremediklerim...
Dua etmekten korktuğum gibi, hayal etmekten de korkuyorum çoğu kez. Gerçek olduğu yerde, gerçekliğini bilememekten... Bir de, bir yol var ki bu aralar, hayalinden başka sığınak ve ihtimali olmadığı gibi, olmadan da yapamadığım...
Aklım, bedenim, beynim ve yüreğim... Hepsi başka bir telaşta bu ara...Ruhum ise, beklenenin ötesinde sakin ve dingin, yorgun tabi bir de... Heyecan ve mutluluktan başım dönmüyor -ki dönebilirdi de- ama dinginim, huzurlu gibiyim. Hatalarıma yaklaşırken daha yetişkin, heveslerime bakarken daha çocuk...
Aslında, dönüp bakmayı canımın istemediği günlerim de uzakta değil çok... Bir türlü dönemediğim blogumdaki eşik, temiz geleceğim sözü mesela. Temiz desem değil ama kirli de değil, hafif değil ama ağırlığını da kaybetmiş bir mevzu gibiler şu anda. Belki kirin, pasın benim asıma yazılmış çöpler olarak ayan beyan olduğundandır ortada...
İnancımı kaybettiğimden, gücümü yetiremediğimden... Karar vermenin rahatlığı, vazgeçmenin ızdırabını bastırdı. Yine sonsuz belirsiz önüm, ne gelecek başıma bilmiyorum. Sadece iyi olacağına inanıyorum, inanmak zor değil çünkü niyetime de eylemime de güveniyorum. Anlatamasam da doğru kişilere ne/ nasıl, o en derinde kurduğum hayali bekliyorum. Dahası, dahasını da duyuyorum bu günlerde. En çok açık kapı bulacağımı sandıklarımda çat çat birer birer kapanırken kapılar suratıma, beklentisine bile girmediğim kocaman kapıları görüyorum.
Küçükken yaptığımız gizli niyetli, bol geyikli espriler geliyor aklıma... Gülümsüyorum...
10 Ağustos'12 / Asos
Ve dahası...
Çok değil, bir kaç ay önce umut dolu imiş yazdıklarım bu deftere... Sevgiden, birlikte var etmekten dem vurmuşum...
Bu bitmek bilmezcesine uzun ama aslında kısacık zamanda yüklemlerimin yönünü böyle hızlı değiştiren ne oldu?
Ne oldu da en büyük hayalim, en büyük mutsuzluğum oldu?
Ben ne yaptım? Ben kime ne yaptım ve ne oldu bana?
Hala bir köşesi - odak hissettiğim ama bana uzak duran köşesi- alev alev, heyecanlı, inançlı ve beni var edenken, meydan yerinde görünen bu öfkem de ne? Nasıl yerleşti bu soğukluk içime?
Nasıl büyüdü? Ne oldu bana? Kendime ne yaptım?
Nerede bıraktım? Nerede unuttum?
Ne zaman vazgeçtim? Niye yaptım bunu kendime?
Bu bitmek bilmezcesine uzun ama aslında kısacık zamanda yüklemlerimin yönünü böyle hızlı değiştiren ne oldu?
Ne oldu da en büyük hayalim, en büyük mutsuzluğum oldu?
Ben ne yaptım? Ben kime ne yaptım ve ne oldu bana?
Hala bir köşesi - odak hissettiğim ama bana uzak duran köşesi- alev alev, heyecanlı, inançlı ve beni var edenken, meydan yerinde görünen bu öfkem de ne? Nasıl yerleşti bu soğukluk içime?
Nasıl büyüdü? Ne oldu bana? Kendime ne yaptım?
Nerede bıraktım? Nerede unuttum?
Ne zaman vazgeçtim? Niye yaptım bunu kendime?
Bir dönemin dönüm noktası olan dönemselden....
Ağustos'12
Beklenen Buluşma...
...'yı yaşıyoruz bu gece...
Pek çoklarından arınıp gelmeye söz vermiştim kendime, temiz gelmeye...
Arındım da... Ama gelemedim.
Bir Kaş tatilim var; unutulmasın diye yazmak istediğim...
Öncesinde bir doğa kampı, sonrasında bir dönemsel yaz projesi var; dönüm noktalarına vesile olan.
Kutlu bir savunma jürisi deneyimi var; pek çok yönden beslenen sevinci içime sığmazken başka başka tatsızlıkların arasında yitip giden...
Şimdi...
Birikmişlerle dönüyorum dükkana... Yüzüm yoktu gelmeye ya, kürkçü dükkanı işte...
Küçükken ben daha, büyü artık dediler diye galiba bunca sancı... Ya da kırmaya çalışırken kabuğu, vurdular diye kafama. Her ne ise; canım acıyor işte. Canım acıyor derinlerden bu günlerde.. Hem de, hiç hesapta olmayan başka kocaman sevinçlerim de varken perde arkasında. O'nlar şimdilik bana kalsınlar, habersizlerken kendilerinden...
Tarihi geçmiş ama içimden geçememişler var şimdi... En son da dün geceye dair bir "böyle gecelerde" sesi.
Pek çoklarından arınıp gelmeye söz vermiştim kendime, temiz gelmeye...
Arındım da... Ama gelemedim.
Bir Kaş tatilim var; unutulmasın diye yazmak istediğim...
Öncesinde bir doğa kampı, sonrasında bir dönemsel yaz projesi var; dönüm noktalarına vesile olan.
Kutlu bir savunma jürisi deneyimi var; pek çok yönden beslenen sevinci içime sığmazken başka başka tatsızlıkların arasında yitip giden...
Şimdi...
Birikmişlerle dönüyorum dükkana... Yüzüm yoktu gelmeye ya, kürkçü dükkanı işte...
Küçükken ben daha, büyü artık dediler diye galiba bunca sancı... Ya da kırmaya çalışırken kabuğu, vurdular diye kafama. Her ne ise; canım acıyor işte. Canım acıyor derinlerden bu günlerde.. Hem de, hiç hesapta olmayan başka kocaman sevinçlerim de varken perde arkasında. O'nlar şimdilik bana kalsınlar, habersizlerken kendilerinden...
Tarihi geçmiş ama içimden geçememişler var şimdi... En son da dün geceye dair bir "böyle gecelerde" sesi.
21 Mayıs, 2012
insan...
ne zor şey... ne zor anlamak, anlatabilmek, anlaşabilmek...
zor çünkü gerçek... hava gibi, su gibi, yağmur gibi, tokat gibi... görmesen de var. duymasan da söylendiğini bildiğin kelimeler... duvarı geçemediğin kadar, çarptığın da canının acıması kadar gerçek bakan göz.
her insanın bir kullanım kılavuzu olsa... yok olmazdı yine... kişi, kendini bilemedikten sonra ne fayda...
sakin olacağım... gördüğümü unutup görmek için yeniden, duymak için... ve aynı zamanda başarabilirsem görüp duymamayı...
kocaman bir nefes alıp, kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıp, usulca vereceğim nefesimi. bak diyeceğim kendime, havaya karıştı gitti, bir hikmeti yoktu nefesti... kendin aldın, kendin verdin, bir nefesle kime dokundun?..
Sussan da olur yani, söylenen söz yetmiyorsa, laf yerine gitmiyorsa, havada uçuşup kaybolup gidecekse eğer niye bu kavga...
zor çünkü gerçek... hava gibi, su gibi, yağmur gibi, tokat gibi... görmesen de var. duymasan da söylendiğini bildiğin kelimeler... duvarı geçemediğin kadar, çarptığın da canının acıması kadar gerçek bakan göz.
her insanın bir kullanım kılavuzu olsa... yok olmazdı yine... kişi, kendini bilemedikten sonra ne fayda...
sakin olacağım... gördüğümü unutup görmek için yeniden, duymak için... ve aynı zamanda başarabilirsem görüp duymamayı...
kocaman bir nefes alıp, kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıp, usulca vereceğim nefesimi. bak diyeceğim kendime, havaya karıştı gitti, bir hikmeti yoktu nefesti... kendin aldın, kendin verdin, bir nefesle kime dokundun?..
Sussan da olur yani, söylenen söz yetmiyorsa, laf yerine gitmiyorsa, havada uçuşup kaybolup gidecekse eğer niye bu kavga...
18 Mayıs, 2012
Kaybolan...
Barış.. o içte olan... uzağız hala...
Ne saçma... Stres gibi anlamsız bir kelimeye bağlıyorlar... Aslında öfkem, üzüntüm, hayal kırıklıklarım midemi kavuruyor...
Hangi doğan güneşe güvenip, hangi eli tutacağımı bilemiyorum. Yol biraz karanlık ve yağmurun sıkıntılı hali...
İbre az bir miktar şaştığında, yoldaşlarından uzak kalabilme hali...
Düştüm ya, kalkarım. Bugünün ne getireceğini görmek yerine uzaklaştırıp kaçarsam "daha iyi" olduğumu sansam da yok olmaz mıyım?
bu bahar da....
yaza Allah kerim...
http://www.youtube.com/watch?v=aqKs6RnldtU
Ne saçma... Stres gibi anlamsız bir kelimeye bağlıyorlar... Aslında öfkem, üzüntüm, hayal kırıklıklarım midemi kavuruyor...
Hangi doğan güneşe güvenip, hangi eli tutacağımı bilemiyorum. Yol biraz karanlık ve yağmurun sıkıntılı hali...
İbre az bir miktar şaştığında, yoldaşlarından uzak kalabilme hali...
Düştüm ya, kalkarım. Bugünün ne getireceğini görmek yerine uzaklaştırıp kaçarsam "daha iyi" olduğumu sansam da yok olmaz mıyım?
bu bahar da....
yaza Allah kerim...
http://www.youtube.com/watch?v=aqKs6RnldtU
14 Mart, 2012
Nasıl barışırız?
Üst üste gelen kırgınlıkların ardından, o tortulaşıp biriken tatsız hisle nasıl baş edeceğini bilmediğinden yavaş yavaş uzaklaşırsın ya çok sevdiğin dostundan, bu gün ararım, yarın ararım diyerek erteleye erteleye... öyle uzaklaştım bende buralarda. Sanki biriken, üst üste gelen ve boğuşurken kendimi görmek istemediğim her şeyin sebebi buraymış gibi...
Geleceğim... yakın zamanda hepsini toparlayıp buraya geri döneceğim ama, şimdi kaçıyorum başka bir suskuna... Uzun zamandan sonra Eğitimin -e hali'nde nefesleneceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
