21Haziran09
Ben kötü çocuk olmak istemiyorum, kötü torun da. Ama tu kaka diyorlar bana. Tek derdim kendim olabilmek, içimden gelerek sevebilmek oysa…
03 Temmuz, 2009
Gidenler de var...
Dün, 13 yıllık çocukluk arkadaşım gitti hayatımdan, köprülerden bahsetti, gelmek için köprülere ihtiyacı varmış, samimiyetsizlikten ve maskelerden bıkmış.
Garip, hiç şaşırmadım, üzülemedim bile. Hatta beni hiç tanımamış olmasına da şaşırmadım, ben seni gözlerinden analrım diye inat edişine de.
Bir kez daha deneyimledim, adıma karar verilmişliklere katlanamıyorum, 'ama sen böyle hissediyordun, böyle düşnüyordun' deyişlere... Ne hissediyorsun? Ne düşünyorsun?' u bir kez olsun sormanın bu kadar zor gelmelerinden... Herkesin herşeyi hep kendi duyup gördüğü gibi bilir olmasından...
Ve şimdi esas içimi acıtan, gün gün, aylardır içmi acıtan başka biri var. Çın Çın'ım... Gitmesini hiç istemesem de onun ne düşündüğünü bilemediğim için kafam akrışan, çoğu zaman vazgeçip karamsarlaştığım adam...
Sordum, cevap bekliyorum... Gitmesin istiyorum...
Garip, hiç şaşırmadım, üzülemedim bile. Hatta beni hiç tanımamış olmasına da şaşırmadım, ben seni gözlerinden analrım diye inat edişine de.
Bir kez daha deneyimledim, adıma karar verilmişliklere katlanamıyorum, 'ama sen böyle hissediyordun, böyle düşnüyordun' deyişlere... Ne hissediyorsun? Ne düşünyorsun?' u bir kez olsun sormanın bu kadar zor gelmelerinden... Herkesin herşeyi hep kendi duyup gördüğü gibi bilir olmasından...
Ve şimdi esas içimi acıtan, gün gün, aylardır içmi acıtan başka biri var. Çın Çın'ım... Gitmesini hiç istemesem de onun ne düşündüğünü bilemediğim için kafam akrışan, çoğu zaman vazgeçip karamsarlaştığım adam...
Sordum, cevap bekliyorum... Gitmesin istiyorum...
02 Temmuz, 2009
yine şimdi,
yine şimdi, bir özlem tuttu ki içimde....
çok öledim O'nu. Çok özlüyorum o'nu böyle zaman zaman birden bire...
Güzel kadın, ne olur bu yaz o kalabalık ve bağuculuğu yazla artan kentten beni görmeden gitme...
Ah be Çiçek Hanım, bunca sevdirmek zorundamıydın kendini?
Düşünüyorum zaman zaman, bencilce olabilir mi bu sevgi diye? Boğucu gelirmi ki diye?
Ama olmasın, öyle bi sevmek değil ki benimkisi, bulutlardan bile özgür olsun istiyorum sevgim.
Sihirli bir gücüm olsa, sevgim, sevdiğim ruhları özgür kılsın isterdim.
İşte böyle Çiçek Hanım, Çiçek Hanım oldun bugün, içimden öyle geldi, öyle yazdı parmaklarım.
çok öledim O'nu. Çok özlüyorum o'nu böyle zaman zaman birden bire...
Güzel kadın, ne olur bu yaz o kalabalık ve bağuculuğu yazla artan kentten beni görmeden gitme...
Ah be Çiçek Hanım, bunca sevdirmek zorundamıydın kendini?
Düşünüyorum zaman zaman, bencilce olabilir mi bu sevgi diye? Boğucu gelirmi ki diye?
Ama olmasın, öyle bi sevmek değil ki benimkisi, bulutlardan bile özgür olsun istiyorum sevgim.
Sihirli bir gücüm olsa, sevgim, sevdiğim ruhları özgür kılsın isterdim.
İşte böyle Çiçek Hanım, Çiçek Hanım oldun bugün, içimden öyle geldi, öyle yazdı parmaklarım.
Şimdi,..
Şimdi ufak bir kaöamak yapıyorum, sevgili Konya Büyükşehir Belediyesi'nin bilgisayarlarının birinin başında.
Blogumu çok özledim, gece vakitleri canım çektiğince girip dolu dolu yazmak istiyorum.
bir de ahh diyorum şimdi, düngece masaüstüne yazıp kaydettiklerim, defterlerin arasında birikenler olsaydı keşke yanımda...
adı anılacak ne çok insan, dönüp tekrar bakılacak ne çok şey oldu oysa...
hımm birde kaçamk planlarım var, güneye doğru... beş gün, oralarda olması muhtemel arkadaşlarıda arayacağım, ama kimseye haber vermeden kendimle başbaşa çıkacağım yola, kendim bulacağım Hatay neresiymiş, antakya nere...
Blogumu çok özledim, gece vakitleri canım çektiğince girip dolu dolu yazmak istiyorum.
bir de ahh diyorum şimdi, düngece masaüstüne yazıp kaydettiklerim, defterlerin arasında birikenler olsaydı keşke yanımda...
adı anılacak ne çok insan, dönüp tekrar bakılacak ne çok şey oldu oysa...
hımm birde kaçamk planlarım var, güneye doğru... beş gün, oralarda olması muhtemel arkadaşlarıda arayacağım, ama kimseye haber vermeden kendimle başbaşa çıkacağım yola, kendim bulacağım Hatay neresiymiş, antakya nere...
22 Haziran, 2009
Çok Kadındık...
Gittim, gitmek'e başaldığım yere, İstanbula'a geri geldim bi haftasonunda, bir gün geirdim, gecesi yollarda.
Tekrar gittim, Kaş'a bu sefer... Çok özlediğim farkettim akdeniz coğrafyasını, iklimini, bitki örtüsünü, yabancılaştığımı, unuttuğumu farkettim, eskiden orman dediğim dağların, kuru-bodur makilikler olduğunu idrak ettim. Yabani zeytinlik ormanlarını gördükçe hayrete düştüm, kaya yüzeyli dağlardaki azimlerine hayretle...
Nemli bir öğle vakti, Kadın Hareketi nedir acaba? yolcuuğumdaki ilk arkadaşım Müge'yle birlikte Kaş'taydım. Sonra Villa Dündarda, 'bizim ev' olan, sevimli malikanemizde idim.
Yeni insanlarla tanıştım, tanışık olanlarda karşılaştım. Bikez, bi kez daha baktım her birine.
Likya Yolunda yürüdüm, gidişi dağ tepe yanlış yollardan dolaşarak, güven ve birlikteliği yaşatan, dönüşü asıl yoldan olsan bir yürüyüştü. Hande'yi çok özledim. Likya Yolunda attığım her adımda Handeyi delicesine özledim, ah dedim burda olsa ne çok mutlu olurdu, heycandan nefes alışı değişir, sırtından ter akar, gözleri kocaman parlardı... Söz dedim, sadece Kaş ayağını değil, başından sonuna Handeyle bu yolu yürüyeceğim... Likya yolu macerasını Başarılarım listesine kelmeye karar verdim, Outdoor koçlarımız görse şimdi beni, ağlarlardı heralde diye de düşün meden edemedim:D
Güneşten hemen sonra uyanıp, beyaz örtülü minderlerde güneşe karşı uyumaya devam ettim, güneş iddalaştı beinmle, pes ettim.
Balıklama atlama konusunda hala başarılı olamasamda göbekleme, bodoslama ve cuplama atlama da ilerledim, en azından havuzun kenarında düşünmeksizin atabiliyrum kendimi suya.
Ece'yi gördüm, Hiç aklıma gelmezken hemde. Ece'yle sohbet dolu bir gece geçirdim, çok özleidğimi farkettim, ne kadar güçlü olduğunu, güçlü hissetmeye ne kadar rehber olduğunu bir kez daha. Ve ne kadar özel olduğunu, içimde Ece'ye kurduğum tüm cümleleri doğruladı bir kez daha.
Kaş sokaklarında dolaştık gece vakti, kadın kadına. Delicesine dans ettim, parmak arası terliklerimin yaramazlığına aldırış etmeksizin.
Kafam karıştı yine, hemde çok. Duygularım karıştı. Yine tam vaşarılı değildim, içimdeki kriz durumlarını yönetmede. Ama başarısızda değildim, olduğu gibi anlattım ,ne olup bittiyse. Kelimesi olmayanlar var hala biliyorum, onları söyleyemedim elbette, hala onları dinleyip duymaya çalışıyorum.
Ağlamadım, ne atölyler gününde, ne de veda anlarında. Kaş'tan Ankara'ya geldim, ordan da Konya'ya.
Dün pilava gittim, sonra bahçeye. Dut topladım merdiven tepesinde. Amineyi salladım salıncakta, sonra o beni salladı. Babaannemdeyim, ama yanlız. Babaannemin beni evde yanlız bırakıp gidebileceği kadar güven vermişim, bu bi ilk sayılaiblir bizim sülalede. Babaannemin evinde yanlız kalma eylemini gerçekleştiren ilk çevik kızı benim galiba. Bunuda eklemeliyim başarılarıma.
Hüya yeniden evlilik müessesesi yolunda. Hayırlısı, iyi haberleri ve tarihleri bekliyoruz şimdilik.
Bir kez daha Tog Ofis Eğitim departmanına staj başvurusu yapmaya karar verdim. Bu gece motivasyon mektubumu yazacağım. Ço heycanlıyım.. İNsan hakalrı temalı eğitimler ve anahtarlarla ilgili staj yapmak isteyenleri ayırmışlar, insan hakları için olana başvuracağım...Olsun istiyorum, geçen seferkinden daha çok daha akıllıca.
Tekrar gittim, Kaş'a bu sefer... Çok özlediğim farkettim akdeniz coğrafyasını, iklimini, bitki örtüsünü, yabancılaştığımı, unuttuğumu farkettim, eskiden orman dediğim dağların, kuru-bodur makilikler olduğunu idrak ettim. Yabani zeytinlik ormanlarını gördükçe hayrete düştüm, kaya yüzeyli dağlardaki azimlerine hayretle...
Nemli bir öğle vakti, Kadın Hareketi nedir acaba? yolcuuğumdaki ilk arkadaşım Müge'yle birlikte Kaş'taydım. Sonra Villa Dündarda, 'bizim ev' olan, sevimli malikanemizde idim.
Yeni insanlarla tanıştım, tanışık olanlarda karşılaştım. Bikez, bi kez daha baktım her birine.
Likya Yolunda yürüdüm, gidişi dağ tepe yanlış yollardan dolaşarak, güven ve birlikteliği yaşatan, dönüşü asıl yoldan olsan bir yürüyüştü. Hande'yi çok özledim. Likya Yolunda attığım her adımda Handeyi delicesine özledim, ah dedim burda olsa ne çok mutlu olurdu, heycandan nefes alışı değişir, sırtından ter akar, gözleri kocaman parlardı... Söz dedim, sadece Kaş ayağını değil, başından sonuna Handeyle bu yolu yürüyeceğim... Likya yolu macerasını Başarılarım listesine kelmeye karar verdim, Outdoor koçlarımız görse şimdi beni, ağlarlardı heralde diye de düşün meden edemedim:D
Güneşten hemen sonra uyanıp, beyaz örtülü minderlerde güneşe karşı uyumaya devam ettim, güneş iddalaştı beinmle, pes ettim.
Balıklama atlama konusunda hala başarılı olamasamda göbekleme, bodoslama ve cuplama atlama da ilerledim, en azından havuzun kenarında düşünmeksizin atabiliyrum kendimi suya.
Ece'yi gördüm, Hiç aklıma gelmezken hemde. Ece'yle sohbet dolu bir gece geçirdim, çok özleidğimi farkettim, ne kadar güçlü olduğunu, güçlü hissetmeye ne kadar rehber olduğunu bir kez daha. Ve ne kadar özel olduğunu, içimde Ece'ye kurduğum tüm cümleleri doğruladı bir kez daha.
Kaş sokaklarında dolaştık gece vakti, kadın kadına. Delicesine dans ettim, parmak arası terliklerimin yaramazlığına aldırış etmeksizin.
Kafam karıştı yine, hemde çok. Duygularım karıştı. Yine tam vaşarılı değildim, içimdeki kriz durumlarını yönetmede. Ama başarısızda değildim, olduğu gibi anlattım ,ne olup bittiyse. Kelimesi olmayanlar var hala biliyorum, onları söyleyemedim elbette, hala onları dinleyip duymaya çalışıyorum.
Ağlamadım, ne atölyler gününde, ne de veda anlarında. Kaş'tan Ankara'ya geldim, ordan da Konya'ya.
Dün pilava gittim, sonra bahçeye. Dut topladım merdiven tepesinde. Amineyi salladım salıncakta, sonra o beni salladı. Babaannemdeyim, ama yanlız. Babaannemin beni evde yanlız bırakıp gidebileceği kadar güven vermişim, bu bi ilk sayılaiblir bizim sülalede. Babaannemin evinde yanlız kalma eylemini gerçekleştiren ilk çevik kızı benim galiba. Bunuda eklemeliyim başarılarıma.
Hüya yeniden evlilik müessesesi yolunda. Hayırlısı, iyi haberleri ve tarihleri bekliyoruz şimdilik.
Bir kez daha Tog Ofis Eğitim departmanına staj başvurusu yapmaya karar verdim. Bu gece motivasyon mektubumu yazacağım. Ço heycanlıyım.. İNsan hakalrı temalı eğitimler ve anahtarlarla ilgili staj yapmak isteyenleri ayırmışlar, insan hakları için olana başvuracağım...Olsun istiyorum, geçen seferkinden daha çok daha akıllıca.
10 Haziran, 2009
gittim
Ben gittim...
Gittiğim yerden notlar düşeceğim, fırsat ve internet olursa.
3 tane örgü örmeye niyetlendim, İrsen'e, Büşra'ya ve Amine'ye.
İğne oyası yapamyı öğreniyorum..
Pasta da yapıcam, hatta patlıcan beğendili kebapta.
Gittiğim yerden notlar düşeceğim, fırsat ve internet olursa.
3 tane örgü örmeye niyetlendim, İrsen'e, Büşra'ya ve Amine'ye.
İğne oyası yapamyı öğreniyorum..
Pasta da yapıcam, hatta patlıcan beğendili kebapta.
06 Haziran, 2009
zaman
Ben hiç bişey yapmasam bu gece ve zaman yarın gece olsa.
Ben otobüse binmiş yola düşmüş olsam, veda kısmını atlamış olsak. Geri dönüşü de hiç düşünmesem mesela...
Herşeyim tamam olsa yanımda, elbiselerim, terliklerim, küpelerim, güneş kremim bile.
Hatta hangi defteri alacağıma çoktan karar vermiş, bilgisayardaki dosyaları ve cdleri temizleyip azaltmış olsam.
Hangi kitabı okuyacağıma karar vermiş vede...
Aklıma takılan, yüreğimi acıtan hiç bişey olmasa geride...
Gitsem öyle... Gitsem.. gitsem... gitsem...
Ben otobüse binmiş yola düşmüş olsam, veda kısmını atlamış olsak. Geri dönüşü de hiç düşünmesem mesela...
Herşeyim tamam olsa yanımda, elbiselerim, terliklerim, küpelerim, güneş kremim bile.
Hatta hangi defteri alacağıma çoktan karar vermiş, bilgisayardaki dosyaları ve cdleri temizleyip azaltmış olsam.
Hangi kitabı okuyacağıma karar vermiş vede...
Aklıma takılan, yüreğimi acıtan hiç bişey olmasa geride...
Gitsem öyle... Gitsem.. gitsem... gitsem...
03 Haziran, 2009
Üçüncü Damla
Yine üçüncü damlalardayız, kan kırmızı göz yaşı olanlardan...
Tüketilecek tükenmemişin kalmadı artık demiştim, inanmadılar.
Halbuki, doğru söylemiştim...
Tüketilecek tükenmemişin kalmadı artık demiştim, inanmadılar.
Halbuki, doğru söylemiştim...
28 Mayıs, 2009
Dün..
Son finalme girdim, en korktuğuma. En güzel geçeni de o oldu aynı zamanda :)
Taksime yürüdüm, 6 kutu dondurma aldım, Şanlıurfa Çatom çadırına gittim. Dilek abla, Neslihan abla, Muhammet vardı. Mavi zeminde beyaz çiçekli bir çember beğendim, kocaman. Bunu alıyorum dedim alamassın dediler, biz sana onu hediye ederiz:) Neslihan abla bana o çemberi hediye edince Dilek abla kıskandı, o da eflatunlu bir poşi hediye etti.:)
Eski mahalleye gittim, otoparkın köşesinde yatan köpekcik yoktu, umuyorumki güneşten kaçmıştır sadece. Yufkacı amcaya gittim, kucak dolusu sohbettik yine, biriken faturaları ve yufka aldım, beşiktaşa gittim, sadece boş boş vakit geçirmek, Melikeyi beklemek için. İçimdeki pıtırcıklı heycanla bi kafeye oturdum, bu kat kapalı aşşağı alsak sizi dediler, Mert' i gördüm:)

Alkım'ın önündn 3 kere geçtim, kendimi üç kere caydırabildim. 4.de dayanamadım, kitap almak için bahaneler buldum kendime, ödül dedim. Bir eğitim öğretim dönemini kazasız belasız ve başında koyduğun hedefleri sağlayarak bitirdin. Hem %25 indirim de varmış. İndirim bahanesiyle bir değil iki kitap aldım, iki tane Aslı Erdoğan. Ne çok özlemişim...
Güzel bi salata yedim melikeyle sohbet ederken...
Beşiktaştan KAbataş'a yürüdük Melikeyle, KAdıköy vapuruna bindim. Yeni vapurlar çok güzelmiş. Deniz muhteşemdi, kıpır kıpır, masmavi, bembeyaz.... Güneş muhteşemdi, Galata kulesinin ardında göz kırpa kırpa gitmeye hazırlanırken; sapsarı, turuncu mu turuncu, sıpsıcak, yakın mı yakın, uzak mı uzak...
Kadıköy' e yaklaştıkça Özge doldu içim, Kadıköye en son Özge'yle gitmiştim, vapura en son o gün binmiştim. Özge'yi çok özledim dedim, yanımdaki kadın dönüp bana baktı, gülmsedim.
Taksime yürüdüm, 6 kutu dondurma aldım, Şanlıurfa Çatom çadırına gittim. Dilek abla, Neslihan abla, Muhammet vardı. Mavi zeminde beyaz çiçekli bir çember beğendim, kocaman. Bunu alıyorum dedim alamassın dediler, biz sana onu hediye ederiz:) Neslihan abla bana o çemberi hediye edince Dilek abla kıskandı, o da eflatunlu bir poşi hediye etti.:)
Eski mahalleye gittim, otoparkın köşesinde yatan köpekcik yoktu, umuyorumki güneşten kaçmıştır sadece. Yufkacı amcaya gittim, kucak dolusu sohbettik yine, biriken faturaları ve yufka aldım, beşiktaşa gittim, sadece boş boş vakit geçirmek, Melikeyi beklemek için. İçimdeki pıtırcıklı heycanla bi kafeye oturdum, bu kat kapalı aşşağı alsak sizi dediler, Mert' i gördüm:)

Alkım'ın önündn 3 kere geçtim, kendimi üç kere caydırabildim. 4.de dayanamadım, kitap almak için bahaneler buldum kendime, ödül dedim. Bir eğitim öğretim dönemini kazasız belasız ve başında koyduğun hedefleri sağlayarak bitirdin. Hem %25 indirim de varmış. İndirim bahanesiyle bir değil iki kitap aldım, iki tane Aslı Erdoğan. Ne çok özlemişim...

Güzel bi salata yedim melikeyle sohbet ederken...
Beşiktaştan KAbataş'a yürüdük Melikeyle, KAdıköy vapuruna bindim. Yeni vapurlar çok güzelmiş. Deniz muhteşemdi, kıpır kıpır, masmavi, bembeyaz.... Güneş muhteşemdi, Galata kulesinin ardında göz kırpa kırpa gitmeye hazırlanırken; sapsarı, turuncu mu turuncu, sıpsıcak, yakın mı yakın, uzak mı uzak...
Kadıköy' e yaklaştıkça Özge doldu içim, Kadıköye en son Özge'yle gitmiştim, vapura en son o gün binmiştim. Özge'yi çok özledim dedim, yanımdaki kadın dönüp bana baktı, gülmsedim.
27 Mayıs, 2009
Ben geceleri,
16 Mayıs, 2009
Çıldırmanın eşiğinde durur gibi hissettim az önce kendimi, yaklaşık beş saniye önceydi. İki damla düştü, ikisi birden aynı hızla, aynı anda ayrı iki gözden. Düşmeselerdi, çıldırabilirdim, düştüler iyiki, yaşadığımı anladım.
İçimdekileri olduğu gibi yazacak akdar cesaretim var mı şu an? Şimdi konuşamassam kendimle, biliyorum, ebediyete kadar susarım.
Ben anlatırken tepki vermeden dinleyen ama dinlediğinden emin, dinlediklerini duyabildiğimden emin olabildiğim için belki, içime aynı tutar gibi yanında konuştukça içimde sıkıştığım, sıkıştıkça göremediklerimi görüp gördükçe anlattığım insanlardan birinin yanında olmak istedim şuan. Her yer olabilir, bu evden başka... Ne uzaklar şimdi, ne kadar da azlar..
Neye ağlıyorum?
Aile içi çatışmalardan yorgun düşmelerime mi?
Güneşten çıkıp gelen güneşin artık benim günümü aydınlatmadığına, bendeki aydınlığının bindebirini yarattığı bi yüreğe hayranlığına mı?
Yıllarca içimde ki Seda'nın biriktirdiği gerçeğe çok yakın, ama gerçekleri başka olan hayallerin gerçekleşmeyip, durdukları yerde çürüdüklerine mi?
Kırıklarıma ağlıyorum galiba. Kırık hissediyorum kendimi, kırık yumurta kabukları gibi...
kırılmış, içi alınmış, ezilip çöpe atılmış kabuklar gibi...
Kullanılmış hissediyorum, kendimi kullandırtmış - çünkü hayallerin bana geleceğinden yana umudum varmış -
Artık, çocuğum olsun istemiyorum, kızda olsa erkekte olsa adını Umut koymayıda...
Ben artık, içimi yakan o ıslak güneşin bu kentte olduğunu hatırladıkça üşüyorum...
Hayal diyip belettiğim adımları atamayışlarıma sebeplerin en sevdiğim dediğim olduğunu anımsadıkça, küsüyorum sevmelerime, korkuyorum ailem gibi sevmekten birini...
Terkedebilsem bu şehri....
Olmadı İstanbul, tutturamadık biz senle oyunu...
İçimdekileri olduğu gibi yazacak akdar cesaretim var mı şu an? Şimdi konuşamassam kendimle, biliyorum, ebediyete kadar susarım.
Ben anlatırken tepki vermeden dinleyen ama dinlediğinden emin, dinlediklerini duyabildiğimden emin olabildiğim için belki, içime aynı tutar gibi yanında konuştukça içimde sıkıştığım, sıkıştıkça göremediklerimi görüp gördükçe anlattığım insanlardan birinin yanında olmak istedim şuan. Her yer olabilir, bu evden başka... Ne uzaklar şimdi, ne kadar da azlar..
Neye ağlıyorum?
Aile içi çatışmalardan yorgun düşmelerime mi?
Güneşten çıkıp gelen güneşin artık benim günümü aydınlatmadığına, bendeki aydınlığının bindebirini yarattığı bi yüreğe hayranlığına mı?
Yıllarca içimde ki Seda'nın biriktirdiği gerçeğe çok yakın, ama gerçekleri başka olan hayallerin gerçekleşmeyip, durdukları yerde çürüdüklerine mi?
Kırıklarıma ağlıyorum galiba. Kırık hissediyorum kendimi, kırık yumurta kabukları gibi...
kırılmış, içi alınmış, ezilip çöpe atılmış kabuklar gibi...
Kullanılmış hissediyorum, kendimi kullandırtmış - çünkü hayallerin bana geleceğinden yana umudum varmış -
Artık, çocuğum olsun istemiyorum, kızda olsa erkekte olsa adını Umut koymayıda...
Ben artık, içimi yakan o ıslak güneşin bu kentte olduğunu hatırladıkça üşüyorum...
Hayal diyip belettiğim adımları atamayışlarıma sebeplerin en sevdiğim dediğim olduğunu anımsadıkça, küsüyorum sevmelerime, korkuyorum ailem gibi sevmekten birini...
Terkedebilsem bu şehri....
Olmadı İstanbul, tutturamadık biz senle oyunu...
01 Mayıs, 2009
son gece- ilk gün
Taşındık biz.
Dünden bir önceki gece son geceydi artık eski olan evde, ve sabahı da ilk sabahtı yeni evde.
Garip bi taşınmaydı, hangisine göre ama?
Bahçeye taşınmak çok heyecalı, çok zevkliydi. Bahçeye taşınmak için geride bıraktığımız biyer yoktu, birileri yoktu. Sadece eski eşyaları bahçeye götürüyorduk, hatta gerektikçe yavaş yavaş... Bir de daha önce hiç tanık olmadığım materyallerle karşılaşıyordum; el arabası, kazma, kürek, çapa, tırmık, hotrum, çim biçme makinası, ilaçlama pompası... Yeni canlılarla tanışıyordum; çiçek fidesi, solucan, meyve ağacı fidanları, asma çelikleri, kaplumbağalar, arılar, sinekler, örümcekler, çeşit çeşit kuşlar...
Sültem'e taşınma yıllardır beklenendi. Yeni olandı, heyecandı. Bana ait koca ve ilk oda demekti. 'Site' de oturmak demekti, kaloriferli ev, bisiklete binilebilinecek sokaklar, sokak arkadaşları, yeni ve daha güzel bir mahalle, yeni eşyalar hatta sonrasında hayatımı değiştiren okul... Ama sadece bu kadar ve tek yönlü değildi, tüm bunların bedeli, Babaanne'den ilk ayrılış demekti, her nekadar bir minibüle 15 dk mesafede olsada 24 saatlik Babaanne erişiliebilirliğini yitirmek demekti ve bu yüzden zordu, tahmin ettiğimden daha da zor olmuştu sonrası.
İstanbul'a geliş bi taşınma mı yoksa bir kaçışmıydı emin değilim hala. Bir anda bütün ailenin yaşantısını değiştirecek bir karar, herşeyden vaz geçiş, bilinmeyene gidiş demekti. Babaanne'nin 15 dk değil, 15 saat uzakta oluşu demekti, ve arkadaşların, yıllarını beraber geçirmeyi planladığın dostların, sahibi olduğumuzu sandığımız mahalle mekanlarının, sokak arkadaşlarının, bisiklet sefalarının, bahçenin, akrabaların, anıların ve aşkların onlarca km uzak kalışı demekti, bırakıp gitmek demekti. son gecesinde ve sonraki aylar boyunca gecelerce ağlamaktan uyuyamadığım bir gidişti. hem üzgüntü, hem kırgınlık, hem hüzün, hem nefret ve öfke, hem acı doluydu. Gerçekten, çok içimden bi yerden canım acıyordu bilmediğim ve görmediğim henüz ortada bile olmayan bi eve gitmek için eşya toplarken...
Beşiktaş'tan Çeliktepe'ye taşınma ferahlatıcıydı. Biraz heyecanlıydı da aslında, mutlu edici bi yanı vardı. Beşiktaş'ta ki tüm duvarları küfle kaplanan, ne kadar temizlzersen temizle asla temiz olduğunu hissedemediğin bir banyosu olan, iki kişinin sığamayacağı kadar küçük bir mutfağı olan evden ferah, aydın, düzgün ve temiz bir eve gidiyo olmak gerçekten çok güzeldi. Üstelik sokakları adam akıllı sokaktı, merdiven değildi. Çok yakın yerlerde o zamanlar çok yakın olduğum ve bir süre sonra çok yakın oalcağımı hiç bilmediğim arkadaşlar vardı, kıpırtılı bi heyecan vardı. eşyalarımı bir an önce gitmek içn büyük bir neşeyle topladığım bir taşınmaydı, ve ayrılırken eski ev ve mahalleden geride hiç bir şeyi ve hiç kimseyi bırakmadığım...
Bu sefer, kiradan kurtulup bizim eve gidiyo olmak güzeldi, gökdelenlerden kutulup en fazla 5 katlı apartmanların olduğu bir semte gidiyor olmakta. Kıta değiştirirken, hiç bişey hissetmesim aslında. sabah en son kolinin ağzını kapatıp, sırtıma okul cantamı elime muhtarlığa bırakacağım fazla kitap poşetlerini alıp öylece çıktım, okula gider gibi. okula gittim, ve okul dönüşü yeni eve geldim. Hepsi bu..
Dün gece de ilk kez uyudum bu evde.
Zamanla daha az his tutar oldum galiba.
Dünden bir önceki gece son geceydi artık eski olan evde, ve sabahı da ilk sabahtı yeni evde.
Garip bi taşınmaydı, hangisine göre ama?
Bahçeye taşınmak çok heyecalı, çok zevkliydi. Bahçeye taşınmak için geride bıraktığımız biyer yoktu, birileri yoktu. Sadece eski eşyaları bahçeye götürüyorduk, hatta gerektikçe yavaş yavaş... Bir de daha önce hiç tanık olmadığım materyallerle karşılaşıyordum; el arabası, kazma, kürek, çapa, tırmık, hotrum, çim biçme makinası, ilaçlama pompası... Yeni canlılarla tanışıyordum; çiçek fidesi, solucan, meyve ağacı fidanları, asma çelikleri, kaplumbağalar, arılar, sinekler, örümcekler, çeşit çeşit kuşlar...
Sültem'e taşınma yıllardır beklenendi. Yeni olandı, heyecandı. Bana ait koca ve ilk oda demekti. 'Site' de oturmak demekti, kaloriferli ev, bisiklete binilebilinecek sokaklar, sokak arkadaşları, yeni ve daha güzel bir mahalle, yeni eşyalar hatta sonrasında hayatımı değiştiren okul... Ama sadece bu kadar ve tek yönlü değildi, tüm bunların bedeli, Babaanne'den ilk ayrılış demekti, her nekadar bir minibüle 15 dk mesafede olsada 24 saatlik Babaanne erişiliebilirliğini yitirmek demekti ve bu yüzden zordu, tahmin ettiğimden daha da zor olmuştu sonrası.
İstanbul'a geliş bi taşınma mı yoksa bir kaçışmıydı emin değilim hala. Bir anda bütün ailenin yaşantısını değiştirecek bir karar, herşeyden vaz geçiş, bilinmeyene gidiş demekti. Babaanne'nin 15 dk değil, 15 saat uzakta oluşu demekti, ve arkadaşların, yıllarını beraber geçirmeyi planladığın dostların, sahibi olduğumuzu sandığımız mahalle mekanlarının, sokak arkadaşlarının, bisiklet sefalarının, bahçenin, akrabaların, anıların ve aşkların onlarca km uzak kalışı demekti, bırakıp gitmek demekti. son gecesinde ve sonraki aylar boyunca gecelerce ağlamaktan uyuyamadığım bir gidişti. hem üzgüntü, hem kırgınlık, hem hüzün, hem nefret ve öfke, hem acı doluydu. Gerçekten, çok içimden bi yerden canım acıyordu bilmediğim ve görmediğim henüz ortada bile olmayan bi eve gitmek için eşya toplarken...
Beşiktaş'tan Çeliktepe'ye taşınma ferahlatıcıydı. Biraz heyecanlıydı da aslında, mutlu edici bi yanı vardı. Beşiktaş'ta ki tüm duvarları küfle kaplanan, ne kadar temizlzersen temizle asla temiz olduğunu hissedemediğin bir banyosu olan, iki kişinin sığamayacağı kadar küçük bir mutfağı olan evden ferah, aydın, düzgün ve temiz bir eve gidiyo olmak gerçekten çok güzeldi. Üstelik sokakları adam akıllı sokaktı, merdiven değildi. Çok yakın yerlerde o zamanlar çok yakın olduğum ve bir süre sonra çok yakın oalcağımı hiç bilmediğim arkadaşlar vardı, kıpırtılı bi heyecan vardı. eşyalarımı bir an önce gitmek içn büyük bir neşeyle topladığım bir taşınmaydı, ve ayrılırken eski ev ve mahalleden geride hiç bir şeyi ve hiç kimseyi bırakmadığım...
Bu sefer, kiradan kurtulup bizim eve gidiyo olmak güzeldi, gökdelenlerden kutulup en fazla 5 katlı apartmanların olduğu bir semte gidiyor olmakta. Kıta değiştirirken, hiç bişey hissetmesim aslında. sabah en son kolinin ağzını kapatıp, sırtıma okul cantamı elime muhtarlığa bırakacağım fazla kitap poşetlerini alıp öylece çıktım, okula gider gibi. okula gittim, ve okul dönüşü yeni eve geldim. Hepsi bu..
Dün gece de ilk kez uyudum bu evde.
Zamanla daha az his tutar oldum galiba.
27 Nisan, 2009
İstanbul'un midesi bulanıyor..

İstanbul'un kafası karışık. Karışıklık midesini bulandırmış kusuyor bu sabah. Sabahın kör saatlerinden beri, 5 ten beri kusuyor.
Sabah 7 kahvaltısında haberlerde dediler ki ' Bostancı Gösteri Merkezi 'nin önünde çıkan bi çatışma hala sürüyor.'
Sonra dediler ki saat 9 gibi ; ' Bostancı Gösteri Merkezi'nin yanındaki apartmanda çıkan çatışma halen devam ediyor, birinin durumu ağır altı polis yaralandı.'
Durumu ağır olan polis için, 23 nisanda dövülen çocuğun durumu da ağırdı, dedim içimden. Sonra dur! dedim içimde ki sese, O'nu döven polis başka bir insandı bu başka, Polis değil, insan dı dedim onu döven de bu gün metropolün orta yerinde terör kurşunu yiyende.
Dün geldi aklıma, çabalayıp durduğumuz kimi zaman çabamızda samimi olup kimi zaman da napıyoruz ya? diye sorduğumuz eğitimlerden benim için -şimdilik- sonuncusuna gitti aklım. Kendini de çocuk kabul eden ve ' çocuğu dövmesinden kendisi mi yoksa polis teşkilatı mı sorumlu olacak' diye soran arkadaşımı hatırladım. Beni durduran da bu oldu belki. Bak dedim bunu öğrenmişim dün.
Biraz önce bir kez daha dinledim haberleri, bu sefer Vali Güler Diyor ki; bu gün 60 dan fazla noktaya planlı olarak baskın yapıldı, hücre evlerine. 10 kişiden fazla göz altı var.
Anladık ki çat diye birden bire çıkmamaış çatışma.
Şimdi saat 10:30. Çatışma halen devam ediyor, binadaki diğer evlerdeki insanların can güvenliği tehlikede olabileceği için yeni yeni isanların uzaklaştırılması yoluna gidiliyor. Basın mensuplarından yaralananlar var. bombalar ötürü yangınlar çıkıyo yakın çevrede. Müdehale etmesi gereken itfaiye ekiplerinin can güvenliği durumu nedir onu bilmiyorum.
Vali Güler Bey amca, ergenekonla alakası yok diyor hücre evi baskınlarının. Bu arada bir son dakika haberi daha geliyor; kağıthanede bilmem kaç katlı bina çöktü.
Birde, yağmur yaıyor bugün.
İstanbulun kafası karışık anlaşılan. Bir de midesi bulanıyor ve kusuyor bu gün. Çok kusuyor...
Nane - limon kaynatsak?
İstanbul hasta olduğu günlerde beni daha da çok yoruyor....
19 Nisan, 2009
Bahar geldi. Kararını verdi artık, geldi bu sefer.
Çok şey oluyor bu aralar, şunu yazmalıyım diye uyuyup, uyanınca yazmadığım.
Güzel şeyler oluyor, güzel haberler alıyorum. Güzel insanlarla görüşüyorum, güzel işlere tanık oluyorum/ortak oluyorum.
Güzel rüyalar görüyorum kimi zaman...
İki damla güzellik düşse yüreğime, üçüncüsü yaş oluyor.
Sakin hüzünleri özleten bir hırçın yıpranış damlası düşen... Düşen kırılıp döküldüklerim...
Kırılır olmaya şaşırmıyor artık yüreğim. İçimde tüm kalmaya dair bir çaba bile yok artık...
Kaçıncı kırılış? saymadım gerçekten. Sayısıyla bellersem, affetmesi zor olur diye, unutup geçmesi zor olur diye saymadım hiç bu güne denk. Hep bu son dedim, daha fazlası olamaz diyerek, umarak yada. Ama içten içe bildim ki hep olacak daha sı da!
Her özleyişli güzel baharın ardında dedim ki, artık değiştik. Değiştik Artık! Biz artık büyüdük dedim, duvarlarımız can yakamyacak kadar yumuşadı. İçimde sessizce bilen o sese hiç kulak asmadım, hiç bir değişim bukadar kolay olamaz derken, hiç kolay olmadı ki dedim içimden. Hiç kolay olmadı ki...
Hiç kolay olmadı, değdiyse de değmediyse de... yıpranmaya mecalim, tüketilecek tükenmemişim kalmadı artık benim. Kalmadı diyorum ya, yine budanacak filizlerim olacak.
Ülser gibi , bahrla depreşiyor hayattaki yaralar. Her bahar bi şeyler esiyor üstüme üstüme. Canımı yakıyor, canımı acıtıyor.
Güzellikleri yazamadan daha, üçüncü damla düşüyor.
Ya susmak, ya ağırmak istiyorum. Arada konuşmayı başarsam, başarsam da susardım her halde. Yada bağırırdım.
19 Mart, 2009
Neden böyle?
Çok tuhaf bi gün olduğunu düşündüm bugünün.. Sonra birsürü şey daha düşündüm...
Bugün hayatıma değip geçenleri düşündüm. Sonra yıllar önce hayatıma değip hala izi geçmeyeni...
Şaştım zamana. Bu kadar değişkenlik olaiblir mi diye? Bi kaç ay öncesinde hayalini bile kuramayacağım şeylerin hiç bişeye dokunmadan günün içinden gelip geçişlerini...
Tuhaf bi his içimde, biraz acımsı... Can acısı demiyorum artık, can acısı başka bişeymiş onu da öğrendim...
Ağlamak istiyorum şimdi, iyiye, güzele, geçmişe, geçip gidenlere, kalanlara ve bugüne... Ağlamak rahatlatır biliyorum, çözülür boğazımdaki düğümler...
İyide bu niye bu his?
birazcık housing dersi, sonra istinye-beşiktaş-üsküdar-kabataş Galiple küçük bir oyun cevahir sahnesinde,sınıf arkadaşlarımla. Sonra Cem metroda, necibe... Melih'in fotoları...
Zaman nasıl değiştiriyor herşeyi, hiç söylemeden farkettirmeden...
Saydımda, 6 yıl geçmiş ardan. başka bir noktadan ele alırsak 9 da olabilir. 6 senenin kaçında vardı? şimdi?
Cevapları çok zor sorular var içimde. Öyle ince görünmez iplerle örülmüş bir kurgu varki şu kelimelerde, ben çözemiyorum. Buyrun bu sizin hesabınız diye önüme konan hesabı ödeyemiyorum.
Bugün hayatıma değip geçenleri düşündüm. Sonra yıllar önce hayatıma değip hala izi geçmeyeni...
Şaştım zamana. Bu kadar değişkenlik olaiblir mi diye? Bi kaç ay öncesinde hayalini bile kuramayacağım şeylerin hiç bişeye dokunmadan günün içinden gelip geçişlerini...
Tuhaf bi his içimde, biraz acımsı... Can acısı demiyorum artık, can acısı başka bişeymiş onu da öğrendim...
Ağlamak istiyorum şimdi, iyiye, güzele, geçmişe, geçip gidenlere, kalanlara ve bugüne... Ağlamak rahatlatır biliyorum, çözülür boğazımdaki düğümler...
İyide bu niye bu his?
birazcık housing dersi, sonra istinye-beşiktaş-üsküdar-kabataş Galiple küçük bir oyun cevahir sahnesinde,sınıf arkadaşlarımla. Sonra Cem metroda, necibe... Melih'in fotoları...
Zaman nasıl değiştiriyor herşeyi, hiç söylemeden farkettirmeden...
Saydımda, 6 yıl geçmiş ardan. başka bir noktadan ele alırsak 9 da olabilir. 6 senenin kaçında vardı? şimdi?
Cevapları çok zor sorular var içimde. Öyle ince görünmez iplerle örülmüş bir kurgu varki şu kelimelerde, ben çözemiyorum. Buyrun bu sizin hesabınız diye önüme konan hesabı ödeyemiyorum.
01 Mart, 2009
Biliyorum Aslında...
Ben bu sancıların ne sancıları olduğunu biliyorum aslında. Bilmediğim, nasıl dillendireceğim.
Birden çok oyuncunun herbiri kendi içinden birden fazla değişkene bağlı sebeplerle çıktığı sahnede oyunun alt metin okumalarını yapmak güç gerçekten, en azından duygudan düşünceye geçişte benim kadar ezilip büzülen, kırılıp saçılan ve genellikle yorularak yoğrulan, basiti zorlaştırarak öğrenebilen biri için zor.
Şimdi saymaya başlasam, desem ki bağırıyorum çünkü; 'lere önce öfekn çıkagelir sebep diye sonra öfkeye sebep tavırlar.
Biraz dıştan esen rüzgarlara hırçınlığım, beklenti içerisindeymişim meğer farkında olmadan, gerçeğe durup bakmadan başka bir gerçekliğe inandırmışım kendimi de öyle olmadığını kapı örtüşlerinde gördükçe...
Yok, olmadı. Ne kadar doğruysa bir üst paragrafta yazdıklarım, bir o kadar da yalan.
Herşey benden sebep değil, benden sebep olmadığı kadar da başkaları var işin içinde. Kendi rollerimi, oyunlarıma başkalarını eklemeye giriştikçe...
Zor ve belirsiz ve aslında hiç bir zorlaycı niteliği olmayan kararlar almanın da sancısı bu biraz.
Öss'de tercih yapmaktan zor belki, birileri memnuniyetsiz olurda suçlamaya adam ararsa yarın öbür gün benden başka kimse olmayacak ortada. Birazda bilmediğim, tadmadığım bi sahada ilk kez adım atma niyetlerimin ne getireceğini bilmediimden, hani biraz etraf ne der diyen ebeveyn hastalığı gibi bizimkiler ne der derdinden.
Bilmiyorum, olur mu olmaz mı.
Olmazsa da olmaz, sadece bu.
Olursa eğer, işte o zaman göreceğiz ne olurmuş...
Birden çok oyuncunun herbiri kendi içinden birden fazla değişkene bağlı sebeplerle çıktığı sahnede oyunun alt metin okumalarını yapmak güç gerçekten, en azından duygudan düşünceye geçişte benim kadar ezilip büzülen, kırılıp saçılan ve genellikle yorularak yoğrulan, basiti zorlaştırarak öğrenebilen biri için zor.
Şimdi saymaya başlasam, desem ki bağırıyorum çünkü; 'lere önce öfekn çıkagelir sebep diye sonra öfkeye sebep tavırlar.
Biraz dıştan esen rüzgarlara hırçınlığım, beklenti içerisindeymişim meğer farkında olmadan, gerçeğe durup bakmadan başka bir gerçekliğe inandırmışım kendimi de öyle olmadığını kapı örtüşlerinde gördükçe...
Yok, olmadı. Ne kadar doğruysa bir üst paragrafta yazdıklarım, bir o kadar da yalan.
Herşey benden sebep değil, benden sebep olmadığı kadar da başkaları var işin içinde. Kendi rollerimi, oyunlarıma başkalarını eklemeye giriştikçe...
Zor ve belirsiz ve aslında hiç bir zorlaycı niteliği olmayan kararlar almanın da sancısı bu biraz.
Öss'de tercih yapmaktan zor belki, birileri memnuniyetsiz olurda suçlamaya adam ararsa yarın öbür gün benden başka kimse olmayacak ortada. Birazda bilmediğim, tadmadığım bi sahada ilk kez adım atma niyetlerimin ne getireceğini bilmediimden, hani biraz etraf ne der diyen ebeveyn hastalığı gibi bizimkiler ne der derdinden.
Bilmiyorum, olur mu olmaz mı.
Olmazsa da olmaz, sadece bu.
Olursa eğer, işte o zaman göreceğiz ne olurmuş...
28 Şubat, 2009
Ensemdeki Sesler
Ensemdeki sesleri duyuyorum, "seda kayboldu yine ortalardan" diyenleri, benden yapılacak işleri bekleyenlerin kızmamaya çalışarak söylediklerini...
Ensemde bi dışardan söylenen, birde kendimden gelen sesleri duyuyorum. Bazılarınhiç duymuyorum ama, sanki tonlarca toprak var o seslerin üstünde.
Yapmamaktan yorgun olduğum herşeyi yapmamaya devam ettikçe nereye kadar böyle?
kaçıp gitsem bi, acilen gitsem bi...
babaanne, babaanne kuytuma gitsem bi, ilk kuytuma, evden kaçıp kaçıp arka odalarına saklandığım babanne evi.
Ben, Ben çok özlüyorum bişeyleri, çoku hemde. Hepsi eskiden, hepsi geçmiş olmuş gitmişlerden...
Gelecekten de özlerdim ben eskiden hayallerimi de özlerdim. Şimdi hep eskiyi özlüyorum ama, eskitiyorum diye öfkelenip eserek. Yaşlanıyorum ben, büyümek değil bu.
Büyümek değil....
Üstelik benim dert edip "aman kimse kırılmasın" diye tekrar tekrar sarıp sarmaladıklarımın umrunda da değil, değilmişim, öyle dediler.
Aynı evde niye yaşar 3 insan, düşünmekteyim...
Ensemde bi dışardan söylenen, birde kendimden gelen sesleri duyuyorum. Bazılarınhiç duymuyorum ama, sanki tonlarca toprak var o seslerin üstünde.
Yapmamaktan yorgun olduğum herşeyi yapmamaya devam ettikçe nereye kadar böyle?
kaçıp gitsem bi, acilen gitsem bi...
babaanne, babaanne kuytuma gitsem bi, ilk kuytuma, evden kaçıp kaçıp arka odalarına saklandığım babanne evi.
Ben, Ben çok özlüyorum bişeyleri, çoku hemde. Hepsi eskiden, hepsi geçmiş olmuş gitmişlerden...
Gelecekten de özlerdim ben eskiden hayallerimi de özlerdim. Şimdi hep eskiyi özlüyorum ama, eskitiyorum diye öfkelenip eserek. Yaşlanıyorum ben, büyümek değil bu.
Büyümek değil....
Üstelik benim dert edip "aman kimse kırılmasın" diye tekrar tekrar sarıp sarmaladıklarımın umrunda da değil, değilmişim, öyle dediler.
Aynı evde niye yaşar 3 insan, düşünmekteyim...
03 Şubat, 2009
bina-ev
" bir bina ne zaman ev olur?" diye sordu adam,
" kolonları çıkıp çatıyı örünce mi? kapının sürgüsünü sürüp perdeyi çekince mi?"
" bina bilmez ki ev olmayı...."
yeditepe istanbul....
" kolonları çıkıp çatıyı örünce mi? kapının sürgüsünü sürüp perdeyi çekince mi?"
" bina bilmez ki ev olmayı...."
yeditepe istanbul....
26 Ocak, 2009

20 ile 21 arası sanki biraz hızlıydı, 19-20 arası olduğu gibi.
en güzel doğum günüm 16. olandı. o yılı asla unutamam.. hayatımda uzun zamandır başlamış değişimlerin görünür hale geldiği, hayatıda net kararlar lıp uygular olduğum yıldı. çook uzuun bie doğum günü haftası, kar sayesinde bitmek bilmeyen bir şubat tatili, kışını sevdiğim kentte kar, soğuk, dostluk,arkadaşlık ve aşk dolu bir ayla başlamıştım yeni yaşıma. Ve babaannemle tabi...
Bu kente geldiğimden beri, ilk defa arkadaşlarım vardı bir yılbaşında yanımda.
Bu kente yerleştiğimizden beri, ilk defa yanlız giriyorum yeni yaşıma, ilk defa bu kentte. Hep babaanemle uyurdum ben bu gecelerde. Yarın geceler de de merveyle genelde...
Hala garip geliyor bana, bir gecede bi yaş daha ekliyorlar yanına. Nasıl iş?
Hem 20 den sonrası çok fazla bence:)

Son bir yılım nasıl geçti sorus var elbette sırada:)
2006'dan bu yana projeme ondan başlamalıyım belki, hem bunu yarın yapmak ne güzel olur değil mi?
Kaç kişi oldum son bi yılda? kimler oldum?
Bazen zor soruyorum kendime, notlarım bu yüzden düşük sanırım..
Yarın sabah:)
Babam kahvaltı hazırlayacak bana büyük bir keyifle, annem pasta yapacak:) Ben ders kaydı yapacağım, sonra dışar çıkacağım. Surat asacaklar, yine gidiyorsun diye:) Bir yıldır hiç yapmadığıma emin olduğum bi şey yapacağım yarın akşam, sinemaya gideceğim, irmik helvamla ve şekerparemle:) günü bitirp eve geleceğim. Ablam sabah arayamayacak koşturmadan, akşam arayıp beni evde bulamayacak, Mesaj atacak en sonunda:) merve hiç aramaya niyet etmeyecek bile, mesaj atacak direk, sonra ben dayanamayıp onu arayacağım... Nihal arayacak, her seneki kadar yüksek sesli olmasa da şakalaşacağız yine, dün sen beni aradın bugün ben sni diyeceğiz... Babaannem arayacak, allah analı babalı uzun ve hayırlı ömürler versin diyecek.
Güzel mesajlar, sanal çizgili çicekler gelmeye başladı bile, hepsini biriktireceğim...
Çok sağolun diyeceğim, herkese, teker teker. İyiki varsınız sizde...
24 Ocak, 2009

çok ağrılı bi gün geçirdim bugün... Tüm gün seni düşündüm, taa en başından beri...
birsürü güzel planım vardı bugün, sevdiklerimi, özlediklerimi görecektim özlediğim yerlerde, özlediğim günlerde.
bütün planlarımı iptal ettim bugün, çok ağrılı bir gündü
tüm gün seni düşündüm...
konuştum durdum kendimle, sana der gibi, sen duymadan
konuştum durdum kendimle, sana der gibi, sen duymadan
gizlice prova eder gibi ama kendi kendime kafa tutarcasına yüreklice...
eğrisi doğrusu ne varsa döktüm bugün...
içimden geçen sana dair kelimeleri düşündüm...
yine farkında olmadann yaptın belki, farknda olmadan canımı yakarak sevdirdin kendini,keşke öfkelenebilsem oysa canım acıdığında...
içimden geçen sana dair kelimeleri düşündüm...
yine farkında olmadann yaptın belki, farknda olmadan canımı yakarak sevdirdin kendini,keşke öfkelenebilsem oysa canım acıdığında...
23 Ocak, 2009
10 Ocak, 2009
Mabet
Bir mabet arıyorum kendime. Ruhuma, bedenime...
Ahşap çerçeveli camekanları yeşil boyalı, kırmızı sandalyeli bir atölyesi olan bir mabet arıyorum, kapısı orta bahçeye açılsın.
Bir tarafı duvar olsun bahçenin, yüksek mi yüksek olsun, kalın mı kalın.
İçerdekini dışardakinden, dışardakini de içerdekinden esirgesin. Ne ses geçirsin ne ışık...
Biliyorum, ben olmamış gibi davranınca değişmeyecek hiç bir gerçek... Ben erteliyorum diye duracak değil zaman.
Ben gülüyorum diye susmuyor değil yüreğim, konuşamıyor. Ben, ben olamayınca böyle amansız, böyle fütursuz, böyle saçmasapan gülüyorum.
Yaşamda kendim hissetmeyince bana bişey olmadı diye geziniyorum ben böyle.
Acının kenarından kıyısından dolaşıp geçtim gitti bile diyince biliyorum, acının tam içinden geçmedikçe geçmeyecek benden... geçsem de geçmeyecek...
Çok sevdiğim, çok seveceğimi bildiğim bir dizinin başlamadan bitişi değil bu.
İlk gündenberi birikenleri tek tek anımsayıp, fotoğraflara baka baka, kulakları çınlata çınlata bugünlere gelince bitivermeyecek.
Biliyorum, devam edecek. Ama O'nsuz...
Oyun arkadaşlarımıza küstük diye, o gitti diye bitmiyor ki oyun.. Kabullenemediğimiz acılar yüzünden karşılaşmaya korktuklarımızı yok sayamayız ki... Yaşanmışlıklarımızı da...
Çok özledim... Eski'yi...
Sobalı odalarda oynadığımız oyunları özledim kalabalık akşamlarda, halamın gelip bize kızmasını...
Babamın kullandığı beyaz tofaş marka arabalarla eve dönmeyi özledim gece gezmelerinden, yolda uyuyup kapının önünde araba durunca uyanmayı, uyku sersemiyle buz tutmuş gecede üşüyüp titremeyi...
Kocaman bi yer sofrası kurulsun istiyorum, günlerden pazar olsun biz babamla balık almaya gidelim balık pazarına.
Babam halka halka doğranmış palamutlardan yapsın, kocaman olsun soframız... sofranın yanı başında sobamız yansın...
Salata yapayım istiyorum uzun yaz ikindilerinde çat kapı gelen misafirlere yanan mangal sofralarına..
Sabah olsun bamya toplayayım, öğlen fasülye ayıklayıp ikindin patlıcan kızartayım, güneş batarken gülleri sulayayım istiyorm...
ilk baharda çilekler kızarsın diye yanlarında beklerken yanaklarım kızarsın güneşten...
okey oyanayalım çay içerken,halam bozuk gelen ellere kızsın... Örgü öreyim okeye sıra beklerken,halamdan öğrendiğim modelleri unutmadan diye...
Gece olsun, herkes uyusun diye bekleyeyim, kitap okuyayım geceleri hanımellerine...
Çok özledim ben... Tüm özlediklerimin bana ait olabilmesini çok istedim derinden...
Ağlamak iyi gelicek desemde ağlayamıyordum iki aydır.
Bunları yazarken ağladım ilk defa, hala düğümler var boğazımda ama...
Ahşap çerçeveli camekanları yeşil boyalı, kırmızı sandalyeli bir atölyesi olan bir mabet arıyorum, kapısı orta bahçeye açılsın.
Bir tarafı duvar olsun bahçenin, yüksek mi yüksek olsun, kalın mı kalın.
İçerdekini dışardakinden, dışardakini de içerdekinden esirgesin. Ne ses geçirsin ne ışık...
Biliyorum, ben olmamış gibi davranınca değişmeyecek hiç bir gerçek... Ben erteliyorum diye duracak değil zaman.
Ben gülüyorum diye susmuyor değil yüreğim, konuşamıyor. Ben, ben olamayınca böyle amansız, böyle fütursuz, böyle saçmasapan gülüyorum.
Yaşamda kendim hissetmeyince bana bişey olmadı diye geziniyorum ben böyle.
Acının kenarından kıyısından dolaşıp geçtim gitti bile diyince biliyorum, acının tam içinden geçmedikçe geçmeyecek benden... geçsem de geçmeyecek...
Çok sevdiğim, çok seveceğimi bildiğim bir dizinin başlamadan bitişi değil bu.
İlk gündenberi birikenleri tek tek anımsayıp, fotoğraflara baka baka, kulakları çınlata çınlata bugünlere gelince bitivermeyecek.
Biliyorum, devam edecek. Ama O'nsuz...
Oyun arkadaşlarımıza küstük diye, o gitti diye bitmiyor ki oyun.. Kabullenemediğimiz acılar yüzünden karşılaşmaya korktuklarımızı yok sayamayız ki... Yaşanmışlıklarımızı da...
Çok özledim... Eski'yi...
Sobalı odalarda oynadığımız oyunları özledim kalabalık akşamlarda, halamın gelip bize kızmasını...
Babamın kullandığı beyaz tofaş marka arabalarla eve dönmeyi özledim gece gezmelerinden, yolda uyuyup kapının önünde araba durunca uyanmayı, uyku sersemiyle buz tutmuş gecede üşüyüp titremeyi...
Kocaman bi yer sofrası kurulsun istiyorum, günlerden pazar olsun biz babamla balık almaya gidelim balık pazarına.
Babam halka halka doğranmış palamutlardan yapsın, kocaman olsun soframız... sofranın yanı başında sobamız yansın...
Salata yapayım istiyorum uzun yaz ikindilerinde çat kapı gelen misafirlere yanan mangal sofralarına..
Sabah olsun bamya toplayayım, öğlen fasülye ayıklayıp ikindin patlıcan kızartayım, güneş batarken gülleri sulayayım istiyorm...
ilk baharda çilekler kızarsın diye yanlarında beklerken yanaklarım kızarsın güneşten...
okey oyanayalım çay içerken,halam bozuk gelen ellere kızsın... Örgü öreyim okeye sıra beklerken,halamdan öğrendiğim modelleri unutmadan diye...
Gece olsun, herkes uyusun diye bekleyeyim, kitap okuyayım geceleri hanımellerine...
Çok özledim ben... Tüm özlediklerimin bana ait olabilmesini çok istedim derinden...
Ağlamak iyi gelicek desemde ağlayamıyordum iki aydır.
Bunları yazarken ağladım ilk defa, hala düğümler var boğazımda ama...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


