15 Mart, 2010

Ev...

Evime döndüm.

Evde olmayı seviyorum, evimde olmayı. Evimde su içmeyi, çiş yapamyı, yatağımda uyumayı, insanlarla evimde olmayı.

Ama bazen evime dönünce üzülüyorum, masanın üzerinde bi tabağa ayrılmış zeytinyağlı enginarı yemek yiyemeyecek kadar geç saatte bulunca, birlikte yeriz diye saklanmış pastaların bayatlayıp atıldığını duyunca, geldiğimde herkes uyuyakalmış, sabah giderken yorgunluktan uyanamamış olunca.


Sokağı da evi de seviyorum. Evi sevmenin özgürlük karşıtı olduğunu düşünenleriyse anlamıyorum.

Özgürlüğümi önce evde arıyorum. Ben kendi hayatımın avunucusuyum, önce hayatımı birinci dereceden etkileyen karar mekanizmalarını etkiliyorum.

Düşe kalka yürümeye çalışırken canımı yakıp, sonra güç alıp ayaklanmayıda evimde öğreniyorum. Ve kimi zaman evimi özlemeye kaçtığım sokakları böyle böyle anlıyorum. Sokağın hayat buluşu, sokağın hayat oluşu, yaşamı bilince anlamlı ancak. Ev ve sokağı beraber yaşayabilince...

Hiç yorum yok: