01 Eylül, 2010

Özlenen Sofralar

Dün biraz yağmur yağdı, beş dakika kadar.
Tam ben büyük bir hırçınlıkla uykudan uyanıp yola atmışken kendimi, meram eskiyol dolmuşundan inip fatih pastahanesinden kaymaklı dondurma alıp yaka meram dolmuşu beklerken.

Yağmura rağmen, hatta yağmura inat toz dumandı ortalık. Konya'nın kuru, acımasız, yüzünde maskesi olmayan dosdoğru havasıydı. Bütün yaz yerlerde sürünüp arada bir havada uçuşmuş toz zerreleri günler, haftalar sonra karşılaştıkları ilk yağmur damlalarıyla kıran kırana mücade ediyorlardı. Sorsan, onlar da bilmiyor kavganın ne uğruna olduğunu. Tıpkı tüm kavgalar gibi nedensiz. Sadece yok etmek pahasına var olabilme iç güdüsü.

Mervelerin bahçeye yürürken, kaç kere yürüdüm bu yoldan dedim. Her birinde heyecanla, özleyerek.

Kuru havada asılı duran bulutların ardında kaybolan güneş, takkeli dağ ve bahçede meyvesini topladığımız ağaçların hepsi hep aynı şeyi söylüyordu sanki.
İftarı mangal sofrasıyla karşılayıp, geceye dondurma çerez ve meyvelerle devam edip sahurda kumpirlerimizi yuvarlasakta, ruhum doymadı ikindi serinliğinde havaya, ağaca ve yıldıza.

Yıldızlarına aşık olduğum iki sema var; biri mardin geceleri diğeri de konyanın bahçeleri.

İstanbul'u özledim diyordum ya, benim gitme vaktim gelmiş galiba. Gitmek istiyorum oradan oraya...

Hiç yorum yok: