13 Aralık, 2009

Kaytarasım

Anlaşılan kaytarasım gelmiş benim, kendimle başbaşa kalıp hayal kurasım... Sütlü kahveler içip kitap okuyasım yağmura karşı.

Geçen salı akşamı ertesü gün Edirne'ye toplantıya gitmeye hazırlanırken Canberk aradı. Kocaeli'ne gittim. Ferhat diye muhteşem bir insanla tanıştım önce, sonra Tuğçe ve Mariam'le sohbet...
Sonra birkez daha girdim Kent Ormanın kapısından. Yine bir ilk, sonbahardı bu sefer....

Türkçe bilmeyen bir ekiple ve eğitim süreçlerini bilmediğim bir ekiple outdoor eğitimlerinin bir bölümünde beraber olmak biraz endişelendirse de beni, farklettim ki farklı hissediyorum. Başaracağına inanması, başarcağına inanılması insanın başka bir duygu.

Şeftali yerine mandalina ve daha az suyla çıktık bu sefer yola... Yollar değişmiş, patikalar yağmur suyunun doldurduğu küçük gölcüklerle sonlanıyor ger idönüyorsun küfred küfrede.
Telefon nerelerde çekmiyor öğrendim, ve kontrol etmeyi ihmal etmedim.

Çok şey düşündüm yine. Daha çok düşündüm kendimi, daha keyifle... İtiraf ettim, biraz da kendim için yürüdüm.. Eş zamanda iki iş:)
Boğazım kötü diye enişeleniyordum, ateşimde vardı, tertemiz havada yürüdükçe boğaz ağrısı filan kalmadı, terledim öçnce deli gibi sonra ateşimde düştü, haftalardır süren boyun ağrımda geçti birden.

Gördüğüm manzaraya inanamadım... Ağaç tomrukları, mevsimlik işçiler, yılanlar,kertenkeleler hiç biri yoktu ortalıkta bomboş... Sanki dünyanın başka bir coğrafyasındayım...

Başka yollar bulduk, çünkü yazların yürüdüğümüz yangın yolları çamur şelaleleri olmuş:) Bir köye çıktı yolumuz.

Çok keyifli geçti, zeki bir ekipti, yaşayan, keyif alan ve öğrenen...

Kent orman önünde Alper'lerin gelmesini beklerken dönüş için ders bile çalıştım! Aferin bana...
İshakçılara doğru yola çıktığımızdaysa, geçen yaz ilk gidişimizdeki gibi özgürlük andıran bir his doldu içime, hem gökyüzünde gözlerim hem kıvrıla kıvrıla giden yollarda. Bir kez daha çok oldum gördüğüm manzaradan... Doğru ya dedim Dünyanın en güzel yerine gidiyoruz şimdi, evmizie gidiyorum.. Civanı hatırladım, gülümsedim, gülümserken boğazım yandı.

Hiç yaşlanmadı gözlerim, kimse ağlamaktan bahsetmedi. Ufo ışığıyla aydınlanan eğitmen odasındaki yeni insanları ve daha kalabalık halini sevdim... Kış günü welcome partiyide...

Yeni insanların yeni hikayeleriyle, kıvrılıp uyudum bir köşede. Uykutulumunun konforunu unutmuşum doğrusu sert tahta üzerinde:)

Sonra okula, sonra derse yetiştim... İstanbul'a gelince başladı boğaz ağrısı, huysuzluk. Çok kirlisin be İstanbul... Nasıl da kirletiyoruz her gün yeniden seni...

Dünyanın en güzel yerinde olmak bir başka güzeldi sonbaharda. Çok sevdiğimi bildim yine, çok sevdiğ,imden emin olduklarımı. Artık çabam kendimi anlatmaya değil, gerektiğinde anlaşıyoruz özce... Hayatıma ilk girdikleri günleri düşnüyorum, 2007 ağustosunu, başka iklimler, başka coğrafyalar, başka mevsimler, başka başka mevzular.

İyi ki "hayır" tuşum çalışmamış yine o gün:)

Hiç yorum yok: