1temmuz09
# …. İç içe geçmiş milyonlarca özlem, korku, kimsesizlik, çaresizlik; dalga dalga genişleyen tarifi imkansız, dağılıp gitmez, silinmez, amansız bir mutsuzluk, susuzluk, kırgınlık, yıkkınlık içinde ben, boğula boğula, yenile yenile, çürüye çürüye, ezile ezile artık hiç da rengarenk olmayan, çın çın gülüşlerle yankılanıp yankılanıp durmayan, tersine her geçen gün biraz daha, biraz daha bozaran, kuruyan, boşluğun o çalkantılı sürüklenişlerine ağır ağır, ağır ağır gömülen bir ömrün, kırıldı kırılacak, dağıldı dağılacak bir ömrün kıskacında beklemekte, beklemekte, ahh ufalanmakta, kaybolmaktayım. Kaybolmaktayım. … #
Güneşim, yıldızım benim, nerelerdesin? Nerelerdesin, Denizden çıkıp gelen Güneş’im?
# Anılara tutunmak;
Dalından düştü düşecek yaralı bir yaprak gibiydim, kirlenmiş gülüşler karnavalında.
Dışarıdakiler umurumda değil sevgilim. Onlar, artık büsbütün ustalaştıkları bir oyunun, her defasında diz çökmelerle, ezilmelerle, kırılmalarla sonuçlanan bir oyunun şuraya buraya saçılmış taşlarını toplamanın telaşındalar. Toplayım, üst üste yığıp, kendilerine bir tepe, bir dağ yaratmanın derdindeler. Ulaşabilecekleri tek doruk, o belli belirsiz varlıklarına, üflesen dağılacak denli güçsüz geçmişlerine, bugünlerine sundukları bu doruk olacak eninde sonunda. Başka çıkar yolları kalmadı çünkü. Başka kaçış yolları kalmadı.
Benden usanmışlardı sanki,.benden kopmuşlardı. Küsmüşlerdi beklide. Hep yabancıydım onların arasında. Hep suskun, kapalı, bekleyen, bekletilen. İyi ama ne yapmıştım onlara? Bir günden bir güne kalplerini mi kırmıştım, ellerindeki avuçlarındaki mallarına göz mü koymuştum, hayatlarına mı kastetmiştim? Kimin tavuğuna ‘kışt’ dediğim vardı ki? Aynı dili konuşuyordum onlarla. Aynı havayı soluyordum. Hep yılgın. Hep mutsuz. Oysa, dedim ya onların arasındaydım. Yolları paylaşıyorduk. Parkları paylaşıyorduk. Sinemaları, kafeleri paylaşıyorduk. Yürüyüşümün hiçbir farkı yoktu onlardan.
Daralan çember, kanayan yürek.
Sahibini bulamamış mektuplar. Mektubunu bulamamış sahipler. Büyüsünü yitirmiş uzaklar. Sonsuz bir karanlık. Sonsuz bir yalnızlık. Dipsiz bir kuyu. Yukarılarda, çok yukarılarda, delicesine kanat çırpan, masmavi gökyüzünü bir uçtan bir uca benzersiz renklere, bulunmaz kokulara bulayan, sevinçli, çoşkulu binlerce, on binlerce her renkten yolcularıyla boşluğu yararcasına süzülüp gelen uçaklar. Arkalarında köpükten bir çizgi. Uzun. Upuzun.
Bir karış, yalnızca benim için.
Devrilen dağlar altındaydım. Çığlarla sürüklenendim. Kalabalıktım. Hem tek başınaydım. Bir elim, hep diğer elimdeydi. …
Paramparçaydım.
Bütünlenemezdim, çok denemiştim. Olmuyordu. Başaramıyordum. Toz dumandım.
Oysa güneş güzeldi. Nefes almak güzeldi. Düşler her şeyden güzeldi. Düşerli hatırlamak güzeldi.
Oturuşumun kalkışımım, saçlarımı tarayışımın, aynalara bakışımın, kalem tutuşumun, giyimimin kuşamımın, sigara yakışımın, öfkelenişimin hiçbir…hiçbir farkı yoktu.
Düşler iğrençti. Düşleri hatırlamak iğrençti.
Özlemek, acı veriyordu. Aşk, hiç yaşanmayandı zaten. Kandırıyordun gönlünü işte. Şarkılar mide bulandırıyordu. Yürümek kötüydü. Yağmurlar, nicedir çamur.
Her sözcük, bir taş, belki de
yükseldikçe yükseliyor duvarlar, gövden boyunca.
Takvimlerle ilgilenmek;
Öylece duruyordu. Solgun duvarlar ortasında. Küçücük bir ışığa ölesiye hasret, tozdan topraktan önü ardı silindikçe silinmiş. Puslu. Küflenmiş. Yıkıldı yıkılacak. Yerinden söküldü sökülecek bir takvim. Korkunç bir hızla, korkunç bir gürültüyle birbiri üstüne devrilen günlerin, haftaların suskunluğu, soğukluğu yayılmış her bir yanına.
Yok;
Artık ne sen ne de dışarıdakiler.
Umurumda değilsiniz sevgilim. Hiç kimse umurumda değil.
Belki de biliyorsun, ama yine de söyleyeyim, bunu ben istemedim. Belki bu sonsuz karanlıkta, bu sonsuz yalnızlıkta milyonlarcayız. Dışarıda sandıklarımın hepsi, abartmıyorum hepsi, ola ki, burada, benimle erimekteler, benimle silinmekteler.
Sen de buralardasın sanki. #
Bir yerlerden sesini duyar gibi oluyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder